Ağır Depresyon Belirtileri ve Tedavisi

Ağır Depresyon Belirtileri
Ağır Depresyon Belirtileri hakkında bilgiler;

Ağır depresyon nedir, ağır depresyonu diğer depresyonlardan nasıl ayırtederiz, ağır depresyon zamanlarında dikkat etmemiz gerekenler hakkında tüm merak ettikleriniz bu makalemizde yer almaktadır. Konunun detaylarına sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Ağır depresyon diyebilmek için aşağıdaki belirtilerden en az dördünün en az iki haftadır sürüyor olması gerekir:



1. Uyku bozuklukları sıktır. Uykusuzluk, gece sık sık uykudan uyanma tekrar uykuya dalamama, sabah erken uyanıp tekrar uyuyamama veya fazla uyuma şeklinde olabilir.


2. Yeme sorunları sıktır. Az yeme ve buna bağlı kilo kaybı veya fazla yemeye bağlı kilo alımı olabilir.


3. Değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları olur. Hastalar genelde bir işe yaramadıklarını düşünürler. Gelecek ümitsiz ve karanlıktır. Hiçbirşey iyiye gitmeyecektir. Depresyona bağlı oluşan üzüntü ve umutsuzluk o kadar şiddetlidir ki hastalar yaşama olan ilgisini kaybeder, hiçbir şeyden zevk alamaz olur. Cinsel isteksizlik görülür ve hastalar çoğu zaman yataktan çıkmak ve yemek yemek istemezler Hastaların kendini suçlama eğilimi yoğundur. Suçluluk duyguları genelde yersizdir. Örneğin çok eskiden yaşanmış olaylar ve yapılan hatalar tekrar hatırlanır ve bunlara karşı suçluluk duyguları hissedilir. Veya nedensiz yere bir takım olaylardan kendisinin sorumlu olduğu ve suçun kendisinde olduğu düşünceleri gelişir. Hastalar genelde bu düşüncelerden uzaklaşamadıklarını beyinlerinin sürekli eski hatalarla meşgul olduğunu bunun çok saçma olduğunu bildiklerini ancak düşüncelerini frenleyemediklerini söylerler.


4. Konsantrasyon güçlüğü, karar verme güçlüğü vardır. İşe veya derse konsantre olmak güçleşmiştir. Örneğin hastalar ders çalışırken bir sayfanın sonuna geldiğinde dalıp gittiğini ve ne okuduğunu anlamamış olduğunu görür aynı sayfayı tekrar tekrar okurlar. En ufak konularda karar verme güçlüğü içinde olduklarını hissederler.


5. Enerji azlığı, sürekli yorgun hissetme, herşeye karşı isteğini kaybetme, duygusal olarak birşey hissedememe. Genelde sabahları yataktan yorgun kalkılır.Gün boyunca yorgunluk hissi devam eder. Eskiden zevkle yaptıkları işleri yapmak istemez, yalnız kalmayı tercih ederler. Hastalar bazen çocuklarına ve eşlerine karşı birşey hissedemediklerini sanki duygularının öldüğünü söylerler ve bu durumdan dolayı suçluluk duyduklarını ifade ederler.


6. Ölme isteği olabilir. En hafif şeklinde hastalar allahım canımı al da kurtulayım diye düşünürler. İntihar düşünceleri veya intihar girişimi olabilir. Çoğu hasta intihar düşüncelerinin yoğun olduğunu ancak dini açıdan intiharın kabul edilemez olduğunu bildikleri için girişimde bulunmadığını ifade eder. Veya ölürlerse çocuklarına kimin bakacağını bilmedikleri için yaşamak zorunda olduklarını ifade ederler. Bazıları ne yolla intihar edeceğinin planlarını yapar. Bazıları da ancak intihar girişiminde bulunduktan sonra tedaviye gelir.

Bu hastalığa bağlı ortaya çıkan belirtiler genelde başka hastalıkları akla getirir ve çoğu kişi bu belirtilerin depresyona bağlı olarak ta oluşabileceğini düşünmez. Sıklıkla bu hastalar psikiyatri dışında doktorlara başvururlar veya kendi başlarına tedavi etmeye çalışırlar. Psikiyatriye başvuran hastaların çoğu başka bölümlerde çalışan hekimler tarafından bize yönlendirilmiştir. Çoğu hastada diğer hekimler tarafından psikiyatriye yönlendirildikleri için öfkelidir.

Bazıları toplumsal baskıdan çekinip gelmek istemez, gelenler de bir an önce işini bitirip gitmek ister. Ancak çağımızın en sık görülen hastalıklarından biri olan ve tedavi edilmediği taktirde ölümle sonuçlanabilen bu hastalığın tedavisi için uzmana başvurmak şarttır. Uygun tedavi edildiği taktirde tamamiyle düzelen bu hastalık uzun sürdüğü taktirde kişinin aile, iş ve sosyal uyumunu bozmakta kişinin evliliğinin yıkılmasına, işinden ayrılmaya, arkadaş ilişkilerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Son yıllarda üzerinde durulan bir başka konuda depresyon geçirmekte olan anne ve babaların çocuklarının bundan nasıl etkilendiğidir. Yapılan araştırmalar bu çocuklarda küçük yaşlarda kaygıda artma olduğunu ergenlik döneminde olan kız çocuklarında görülen depresyon oranında artma olduğunu gençlik dönemindeki erkek çocuklarda ise alkol ve madde kullanımına yönelme olduğunu göstermektedir.. Bir an önce tedavi olmak çocukların maruz kaldıkları bu travmanın süresini kısaltacak ve dolayısı ile yaşamın daha sonraki dönemlerinde ortaya çıkan bu bozuklukların oranında düşme olacaktır.

Yukarıda anlattığımız ağır depresyon her hastada aynı şekilde görülmez. Bu da kendi içinde alt gruplara ayrılmıştır. Bu gruplar şunlardır:

- Kronik seyirli depresyon
- Atipik depresyon
- Melankolik depresyon
- Doğum Sonrası başlayan depresyon (post partum depresyon)


Depresyon veya çökkünlük üzüntülü, mutsuz veya kederli hissetmek olarak tanımlanabilir. Çoğu insan zaman zaman böyle hissedebilir. Ancak klinik depresyon bu tür hislerin uzun bir süre günlük yaşamı etkilediği bir duygu durum bozukluğudur. Depresyon farklı biçimler­de görülebilir. Majör depresif bozukluk; tek veya yineleyici olabilir. Tek uçlu duygu durum bozukluğu yineleyici depresyon ile eş anlamlıdır. Ancak depresyon atakları iki uç­lu duygudurum bozukluğu olarak bilinen bir rahatsızlıkta da görülebilir. Bu bozuk­luk sadece mani (taşkınlık) veya dönüşüm­lü mani, depresyon atakları ile seyreder. Depresyonun ayrıca daha hafif olan ve distimi olarak adlandırılan bir türü de vardır. Bu durumda belirtiler daha hafif şiddette ve en az 2 yıl olmak üzere kroniktir.

Yaş: Majör depresif bozukluğun ortalama başlangıç yaşı hastaların %50’sinde 20-50 yaş arasında olmak üzere yaklaşık 40’tir. Çocukluk ve ileri yaşlarda da görülebilir. İki uçlu bozuklukta görülen depresyonun başlangıç yaşı ise daha erken olabilir.

Cinsiyet: Kadınlarda erkeklerden İki kat da­ha fazla majör depresyon görülür. Bunun nedenleri arasında hormonal faktörler (adet dönemindeki değişimler, gebelik, dü­şük, doğum sonrası dönem, menopoz dö­nemine ait özellikler), kadın ve erkeklerde psikososyal stres faktörlerinin farklılaşması sayılabilir. İki uçlu bozukluk ise kadın ve erkeklerde eşit olarak görülmektedir. An­cak bu rahatsızlıkta da depresyon kadınlar­da daha fazladır.

Risk faktörleri: Birçok araştırmacı depres­yonun kalıtsal veya günlük yaşam olayları­na bağlı oluşan beyindeki biyokimyasal dengesizlik nedeniyle ortaya çıktığını dü­şünmektedir. Biyolojik bir yatkınlığın gene­tik geçişi ile bazı ailelerde depresyonun da­ha sık görülmesi söz konusu olmaktadır. Ancak genetik yatkınlığı olan herkeste de hastalık oluşmamaktadır. Ailesinde depres­yon öyküsü olmayan kişilerde de depres­yon ortaya çıkabilmektedir. Kalıtımla ilişki­si olsun veya olmasın majör depresyon ço­ğunlukla beyin yapılarında veya beyin iş­levlerinde değişikliklerle ilişkilidir. Depresyonun ortaya çıkışında ek faktörle­rin de rol oynadığı söylenebilir. Önemli ka­yıplar, sorunlu ilişkiler, aile bunalımları, ekonomik sorunlar, iş yaşamında çatışma­lar, İŞ kaybı, onur kinci durumlarla karşılaş­mak gibi stresli herhangi bir yaşam olayı depresif bir atağı tetikleyebilir. Çoğu za­man genetik, psikolojik ve çevresel faktör­lerin karışımı depresif bozukluğun başlan­gıcında rol oynamaktadır. İlk depresyon atağı daha sık olarak stresli yaşam olaylarıy­la tetiklenmektedir. Yineleyen depresyon atakları daha hafif stresle tetiklenebilir ve­ya hiçbir stresli yaşam olayı olmayabilir. So­nuç olarak ilk depresyon atağı düzelse de beyin biyolojisinde uzun dönemli değişik­likler oluşmakta ve sonraki ataklara yatkın­lık gelişebilmektedir.

Bedendeki fiziksel değişiklikler ve tıbbi hastalıklar da depresyona neden olabilir ve bu depresyonlara ikincil depresyon denir. Bu tıbbi hastalıklar arasında kalp krizi, kan­ser, ağır kansızlık, enfeksiyonlar, hormonal bozukluklar, beyin hastalıkları (inme,

Parkinson hastalığı, multipl skleroz, bunama gibi) sayılabilir. Ek olarak, farklı rahatsızlık tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da depresif belirtilere neden olabilirler. Bazı kalp ve hipertansiyon ilaçlan, Parkinson antibiyotik ve kanser ilaçları, uyku ilaçları, steroidler, antipsikotikler bu ilaçla­ra örnek olarak verilebilir. Kişiyi tek başına depresyona yatkın kılan tek bir kişilik yapısı yoktur. Kişilik yapıları ne olursa olsun herkes depresyona girebi­lir. Ancak, sorumluluk duygusu güçlü, titiz, herkesi hoşnut etmeye çalışan, aşın duyar­lı, yakınlarına bağlı ve bağımlı, kendinden ve çevresinden yüksek beklentili, mükemmelliyetçi, onuruna düşkün, öfkesini dışa çabuk etkilenen ve üzülen kişi­lerin depresyona yatkın olabildiği göze çarpmaktadır.

Belirti ve bulgular:

Çökkün duygudurum ve ilgi, isteğin azalması veya kaybolması depresyonun ana belirtileridir. Eskiden ke­yif alınan veya ilgi duyulan aktivitelerden keyif alamama veya ilgi duymama görülür. Umutsuzluk ve karamsarlık, suçluluk, de­ğersizlik ve çaresizlik duygulan eşlik eder. Hastalar enerjide azalma, halsizlik, bitkin­lik, konsantrasyonda bozulma, karar ver­mede zorlanma ve unutkanlıktan yakınabi­lirler. Uykusuzluk, sabah erken uyanma ve­ya tersine fazla uyuma görülebilir. İştah ve/veya kilo kaybı, bazen de yine tersine aşın yeme ve kilo alma görülür. Ölüm veya intihar düşünceleri veya intihar girişimleri olabilir. Huzursuzluk, tedirginlik, bunaltı ve baş ağrısı , sindirim sistemi bozuklukları, ağrı  gibi bedensel yakınmalar da sıklıkla depresyona eşlik edebilir. Depresyon hastasının muayene bulguları arasında hareketler ve davranışta yavaşla­ma görülebilir, durgunluk göze çarpabilir ve bazen sıkıntılı ve tedirgin bir görünüm söz konusudur. Konuşma alçak sesle ve ya­vaştır, yanıt almak güçtür ve bazen hiç ko­nuşmama olabilir. Duygulanımları sıklıkla üzüntülü ve kederlidir. Sık ağlama, bunaltı da görülebilir. Bazen de çabuk öfkelenme veya duygularını yitirmiş gibi hissetme ola­bilir. Bilinç açıktır. Düşünce içeriğinde ka­ramsarlık, umutsuzluk, pişmanlık, ÖZ saygıda azalma, değersizlik ve küçüklük düşün­celeri, suçlanma, Ölüm – İntihar düşünceleri ve/veya planı görülebilir. Çok ağır depres­yonlarda gerçeği değerlendirmede bozul­ma ve kural olmamakla birlikte çoğunlukla çökkün duygudurumla uyumlu psikotik belirtiler, sanrınlar (örneğin kötü ve değer­siz bir insan olduğu için öldürüleceğine ve­ya iç organlannın çürüdüğüne inanma) ve­ya varsanılar (örneğin kötü veya değersiz olduğunu söyleyen sesler duyma) buluna­bilir.

Tanı:

Bu belirtilerin çoğunun (beş veya da­ha fazlasının) en az iki haftadır bulunması ve kişinin işlevselliğini bozacak düzeyde ol­masıyla majör depresyon tanısı konulur. İki uçlu duygudurum bozukluğundaki depres­yon atakları, öyküde mani ataklarının olma­sı İle ayrılır. Tanı, öykü ve muayene bulgu­larına dayanarak koyulmaktadır. Tanı kon­masında yardımcı özgül laboratuvar test yoktur. Ancak tıbbi bir rahatsızlıkla ilişkili ikincil bir depresyon söz konusu ise bu tıb­bi rahatsızlığa ait laboratuvar bulguları sap­tanabilir (örneğin vitamin B12 eksikliği, tiroid hormonu düşüklüğü (hipotiroidi) gibi).

Tedavi:

Majör depresyon tedavisinde antidepresan ilaçlar ve psikoterapi kullanılır. İki yöntemin bir arada kullanılmasının en etkin tedavi olduğu birçok çalışmada gös­terilmiştir. Hafif depresyonlarda psikotera­pi bazen yeterli olabilmekle birlikte, orta ve ağır depresyonlarda antidepresan tedavi önemlidir. Psikoterapiler kısa süreli (örne­ğin bilişsel-davranışçı, kişilerarası) veya uzun süreli (psikanalitik yönelimli) olabilir. Gerektiğinde aile terapisinden de yararlanı­labilir.

Antidepresan ilaçlara yanıt 4-6 hafta­da ortaya çıkar ve tek depresyon atağı son­rası tedaviye en az 6 ay devam edilmelidir. Yineleyen depresyonlarda antidepresanlar-koruyucu tedaviye uzun süre, bazen ömür boyu devam edilir. Yaşamı tehdit eden nitelikte (örneğin hiçbir şey yiyip iç­meyen veya ciddi intihar planlan olan has­talar) ağır depresyonlarda tedavi için hasta­neye yatış gerekebilir. Bu tür ağır depres­yonlarda elektrokonvülzif tedavi (EKT) et­kili ve güvenli bir diğer tedavi seçeneğidir. Psikotik belirtilerin de olduğu ağır depres­yonlarda tedaviye antipsikotikler eklenir. İki uçlu bozuklukta depresyon ataklarının tedavisinde duygudurum düzenleyici diğer ilaçların kullanımı gerekmektedir.



Depresyona Girmek Depresyona Girdiğini Nasıl Anlarsın ?


Yaşam boyu depresyon geçirme riski %15 dolayındadır. Kadınlarda bu oran %25‘e kadar çıkmaktadır. Hemen hemen tüm toplumlarda depresyon kadınlarda iki kat daha fazladır.Gebelikte, Doğum Sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riski artar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak kadınların hormonları bundan sorumlu olabilir. . Sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülür. Örneğin infertilite(kısırlık) tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla depresyon görülmektedir.

Hastaların %50‘si 20-50 yaş arasındadır. Bununla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görülür. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sıktır Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur.Kütürel etkenlerle depresyon arasında ilişki yoktur.Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır.


Bazısında neden olmaksızın aniden ortaya çıkar
Bazısında stresli bir yaşam olayından sonra başlar
Bazen tek atak olarak yaşam boyu sürebilir
Bazen tekrarlayan ataklar halindedir
Bazen semptomların şiddetli olması ile hastalar iş yapamaz hale gelebilir
Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler
Aşağıdaki belirtilerden bazıları aynı anda sizde bulunuyorsa depresyon geçiriyor olabilirsiniz:

Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması
Karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu
Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama (Cinsel isteksizlik dahil)
İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması
Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği
Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme
Uyku bozukluğu (uykuya dalamama,uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir)
Yeme bozukluğu (iştahta azalma veya artma),
Nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme
Son zamanlarda fazla alkol almaya başlama veya yatıştırıcı ilaçları kullanma ihtiyacı hissetme
Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme
Depresyon tanısı almak için bu belirtilerin hepsinin birden sizde olması gerekmez. Bu şikayetlerin birkaçı aynı anda sizde bulunuyorsa doktora başvurmanız gerekir. En sık görülen belirtilerden biri uyku ve iştah bozukluğudur. Bu belirtilerin çoğu aynı anda bulunuyorsa ağır depresyondan söz edilir. Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Ağır depresyonda kişi iş güç yapamaz hale gelebilir ve bu durumda intihar riski yüksektir.

Uyku bozukluğu bir hastalık değildir başka hastalıklarda görülebilen bir belirtidir. Nedeninin araştırılması gerekir. Bedensel hastalıklar (astım, kalp hastalığı v.b.) nedeniyle olabileceği gibi psikiyatrik hastalıkların (depresyon, mani v.b.) çoğunda görülebilir. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayetiniz varsa ve bir süredir devam ediyorsa çevrenizdeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak altta yatan nedeni araştırmanızda fayda vardır.

ABD‘de depresyon hastalarının 2/3‘ü çeşitli nedenlerle tedavi görememektedir.Türkiyede bu konuda yapılmış araştırma yoktur ancak benim kanıma göre bu oran yurdumuzda çok daha yüksektir. Psikiyatriste başvurmama nedenlerinden bazıları şunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iş güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazende yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır.

Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir. İntihar düşüncesi varsa acilen psikiyatriste başvurmak gerekir. Halk arasında yaygın olan inanışa göre intihar düşüncesini ifade eden kişiler pek intihar etmezler. Ancak yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bir yakınınız intihar düşüncelerini sık ifade ediyorsa bunu önemseyin ve en yakın zamanda bir uzmana başvurmasına yadımcı olun. Depresyona yakalanmak sizin tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir.



Depresif Bozukluk Nedir ?

Depresif Bozukluk Nedir ?

Hasta, depresif belirtileri bozukluğunun ana özelliği olarak sergiliyorsa ama bir başka duygu durum bozukluğunun veya zihinsel bozukluğun kriterlerini karşılamıyorsa başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk (BTA) terimi kullanılır.

Kolaylaştırılmış Tanısal Kriterler (DSM-IVT).

Başka Türlü Adlandırılamayan Depresif Bozukluk.

Herhangi bir spesifik depresif bozukluğun kriterlerine uymayan depresif bozukluk belirtiler
Başka Türlü Adlandırılamayan Depresif Bozukluk Hakkında Gerçekler ve İpuçları

Başka türlü adlandırılamayan bir zihinsel bozukluk, düşük özgüvenin eşlik ettiği genel karamsar duygu durumu ve normal olarak zevkli faaliyetlere ilginin veya bunlardan hazzın yitimiyle tarif edilir.
Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk, minör depresif bozukluğa ve nükseden kısa depresif bozukluğa da yol açar.

Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk vakasında majör depresif bozukluğu olan insanların yaklaşık %3,4’ü intihar eder ve intihar eden insanların %60 kadarında depresyon veya başka bir duygu durum bozukluğu vardır.

Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluğu olan insanlarda zayıf konsantrasyon ve hafıza, sosyal durumlardan ve aktivitelerden kaçınma, azalmış seks dürtüsü, ve ölüm veya intihar düşünceleri, uykusuzluk, iştah kaybı, bitkinlik, baş ağrıları ve sindirim sorunları gibi belirtiler vardır.
Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk belirtileriniz varsa doktorunuza danışmalısınız.
Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluğu önlemek için grup terapisi kullanılır, deneyimleri ve hisleri paylaşmak için düzenli olarak toplanan küçük gruplar oluşturulur. Alkolizm gibi bağımlılıkları tedavi etmek için sık sık kullanılır.

Depresyon yaşayan çocuğun bir an evvel tedavi sürecini tamamlaması için gereken hiçbir şeyden kaçınılmamalıdır. Tedavi planına ailenin, okulun kimi zamanda çevrenin katılımı bu bakımdan kaçınılmaz olmaktadır. Terapi sürecini engelleyen, tıkayan yanlış yaklaşımlar da vardır. Mesela bazı aileler çocuğun sorununu kendisinin çözeceğine inanırlar. Uzman yardımının önemine inanmazlar.
Bu yaklaşım onların tedavi kendilerinin dahil olmasını da engeller. ‘En doğru çözümü kişi kendisi için kendi buluyor‘ fikri doğru olabilir ama bu düşünce psikiyatrik rahatsızlıklar için doğru değildir. Zamanla geçer anlayışı depresyonu farkında olmadan dirençli hale getirebilir. Bu nedenle mutlaka çocukluk depresyonunda profesyonel yaklaşım gerekmektedir.

Boşanmalarda çocuk depresyona girebilir

Her vakada ailenin ihtiyacı olan danışmanlık farklı ama anne baba kaybı, ayrılığı, madde bağımlılığı, alkolizm, kişinin kendi sorunları olabiliyor. Ailede hastalık öyküsü olabiliyor. Bunlar da çocuğu olumsuz etkiliyor. Genellikle çocuk soyut kavramları öğrenene kadar yaşanan her sorundan dolayı kendini suçluyor. Mesela anne baba ayrılığında kendini suçlu hissedebiliyor. Çocuğu yaramaz bir anne, çocuğa “beni hasta ettin” dediği zaman da çocuk hem suçluluk hissediyor, hem de kaygısı artıyor.

Çocukluk döneminde benlik algısının yapılanması sağlıklı oluşmalıdır. Değersiz hissettirilirse kendine güvensiz oluyor, depresyon gelişiyor ve bazen sosyal fobi yerleşiyor. Bunun temelleri küçükken atılıyor. Atılgan olmayan bir kişilik ortaya çıkıyor. İleride depresif, güvensiz, bağımlılığa yatkın kişilikler oluşabiliyor.

Fazla ilgi depresyon nedeni olabilir

Çocuğa ilk dönemlerde verilen destekleyici yaklaşım önemlidir. Fazla korunup, kollanan çocuklarda da sorun oluyor. İlgisizlik ve duygusal ihmal kadar, fazla ilgi de çocuğa zarar veriyor. Aile terapilerinde anlaşma yapıyoruz. Psikoterapi alan çocuğa evdeki destek çok önem taşıyor. Seansların sürekliliği, verilen ödevleri yapmaları, iletişim tekniklerini çalışmaları, önerilerin uygulanması için bu anlaşma yararlı olmaktadır. Bunlar sırasında aile bireyleri de kendisini tanıyor, iyi ve zayıf yönlerini fark ediyor.

Terapide neler yapılıyor?

Depresyon tedavisinde Stres yönetimi çalışıyoruz. Problemleri tanımlamayı ve bunlarla nasıl baş edilebileceğini öğretiliyor. Kişinin insan ilişkilerine bakış açısı ne olduğuna bakılıyor ve bunlar terapi sürecinde kullanılıyor. Çocuğun kendine güveninin artırılması sağlanıyor. Çocuğun öfkesini nasıl ifade ettiği duygusal zekanın gelişimi açısından önemli. Terapide çocuğun kendini rahat ifade edebilmesi, empatiyi öğrenmesi, sorun çözme becerilerini geliştirmesi amaçlanıyor. Sınırları saygı çerçevesinde çizmek, herkesin birbirini anlamasının sağlanması, karşılıklı beklentilerin doyurulması gerekiyor.

Aile toplantılarının yapılması

Aile içinde bir şeye karar verilecekse örneğin okul seçimi yapılacaksa, bu konuda herkes farklı düşünebilir. Bunun için aile toplantıları öneriyoruz. Herkes bu toplantılarda duygularını, birbirinden beklentilerini ifade etme fırsatı buluyor. Aile toplantıları için herkes istekliyse, sorunlar kolaylıkla çözülüyor. Toplantılarda herkes eşit söz hakkına sahiptir. Alınan kararlara herkesin uyması gereklidir.

Anne baba ile randevu

Depresyon tedavisinde paylaşımın önemine dikkat çekiyoruz. Terapilerimizde ebeveynlerin çocuklarıyla, özel zaman geçirmelerini öneriyoruz. Çocukların anne babalarıyla randevuları olsun istiyoruz. Çocukla oyun, etkinlik saatleri olmalıdır. Her iki tarafında doyum sağlayacağı zamanlar geçirmelerini önemli sayıyoruz. Anne babanın çocuğa onunla özel zaman geçirmek istediğini hissettirmesini istiyoruz. Sinema, tiyatro, oyun, sohbet tercih edilebilir özel zaman çalışmaları için. Özel zaman programları kardeş kıskançlığı içinde en iyi çalışmadır diyebiliriz.

Depresyon tedavisinde dört ayak

Psikiyatrik rahatsızlıklarda ekip çalışması tercih edilen yöntemdir. Çok yönlü değerlendirmek tedaviyi etkin kılmakta ve daha kısa sürede sonuç aldırmaktadır. Psikiyatrist, nörolog ve psikologun ortak takibi, aile ve okul danışmanlığının birlikte yürütülmesi, problemin çözümünü sağlamaktadır.

Çocuk eğitiminde öğretmen-veli işbirliğinin birinci derecede önemli olduğunu biliyoruz. Çocuğun yaşadığı psikiyatrik durumlarda, aile-okul-tedavi ekibi işbirliğinin daha sıkı ve sürekli olması gerekliliği tartışılmaz. Tedavinin dört ayağının olduğundan bahsetmiştik. Bu dört ayak; tedavi ekibi, çocuk, aile ve okuldur.

Okulun tedaviye katılımı süreci kısaltıyor

Okulda rehberlik servisleri son yıllarda daha aktif çalışıyor. Okuldan, çocuğun durumuyla ilgili bize gelen geribildirimler, tedaviye katkı sağladığı gibi, bizim rehberlik servisi ve öğretmenlere önerilerimizi iletmemiz ve bu önerilerin uygulanması, tedavi sürecini hızlandırıyor.

Okulda kaynaştırma programları

Hiperaktivite, öğrenme güçlüğü, ayrılma kaygısı, depresyon, anksiyete bozukluğu gibi psikiyatrik sorunlar yaşayan çocuklar için farklı bir yaklaşım gerekiyor. Depresyon yaşayan çocuğun okulda kaynaştırma programına dahil olması gerekebilir. Bu özel bir sorun yaşayan çocuğun psikolojik, sosyal ve eğitim-öğretim anlamında desteklenmesini amaçlayan bir programdır. Öğretmenin bu çocuklara daha destekleyici yaklaşımı gerekiyor. Çocuğun öğrenme düzeyine uygun program seçmesi, gruba çocuğu katmaya çalışması, görevler vererek, yetenekli olduğu alanlarda çocuğu öne çıkarması, kendine güvenini kazanmasına yardımcı olmaktadır.

Öğretmen çocuğun düzeyine uygun ödevler vermesi gibi tutumlar benimsemesi çok yararlı olmaktadır. Tabii, ailenin de öğretmenle işbirliği yaparak, öğretmenin önerilerini uygulaması şarttır. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların olabildiğince öğretmenle göz teması olacak şekilde ön sıralarda oturtulması, önerilerden bir tanesidir. Tüm bunları yaparken çocukta bir eksiklik olduğunu hissettirmeden, profesyonel bir yaklaşım benimsemesi gereklidir öğretmenin. Derslerde başarılı olamayan çocuk için, bir yandan eğitim desteği verirken, bir yandan da başarılı olduğu bir alanda, spor, müzik, folklor, el becerileri gibi, çocuğu öne çıkarmak ve bu çalışmalara teşvik etmek, çocuğa sosyal statü sağlayacaktır. Bu durumda çocuk önemsendiğini hissedecektir.

Neurobiofeedback (Nöroterapi)‘in çocuklarda kullanımı

Biofeedback‘le kişinin bilinçli olarak anlamadığı, fark etmediği normal ve normal dışı fizyolojik tepkiler bir araç yardımı ile bilinçli duruma getirilir. Bu teknikle kişi için belirli bedensel cevapları (kalp hızı, kas gerginliği, cilt sıcaklığı, beynin stres düzeyi gibi) fizyolojik tepkileri anlaşılır hale gelir. Neurobiofeedback (Nöroterapi) ile EEG‘yi kullanarak beyin dalgası örüntülerinin kontrolü geliştirilir. Bu şekilde kişi aynı duygu ve düşünceleri ile bedeninde ne gibi bir değişiklik olduğunu fark ederek bedenini ve zihnini denetlemeye çalışır.

Beyin dalgalarındaki değişimin doğrulanması

Günümüzde stresle baş etmeyi öğreten birçok çalışma yürütülmektedir. Bu çalışmalardan biofeedback ile kişiye belirli bedensel cevapları ( kalp hızı, kas gerginliği gibi ) nasıl kontrol edeceği öğretilmektedir. Neurobiofeedback (Nöroterapi) ile de EEG ‘yi kullanarak beyin dalgası örüntülerinin kontrolü geliştirilmektedir. Yapılan çalışmalar, neurobiofeedback ile beyin dalgalarında değişim olduğunu doğrulamaktadır. Bu durum dikkat ve öğrenmede çok önemlidir. Bu öğrenilmiş bir deneyimdir. Kişi, iç kontrolü kavrayarak kendisini değiştirmeyi öğrenir. Böylece proses yavaş yavaş içten kazanılır.

Olumlu davranışların artması sağlanıyor

EEG biofeedback ya da NBF olarak isimlendirilen teknik, çocuğun beyin dalgalarını nasıl değiştireceklerini öğretmek, hiperaktiviteyi azaltmak, impulsiviteyi kontrol etmek, dikkati artırma yönünde olumlu etkiler oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalarda NBF uygulanan ve uygulanmayan çocuklar, bu değerler bakımından karşılaştırılmış, NBF uygulanan çocuklarda olumlu davranış değişimleri saptanmıştır. ADHD ‘de semptomların azaldığı, ritmik performansın kazanıldığı, çocuğun öğrenme tarzında gelişmeler olduğu, görsel algının geliştiği yönünde bulgular mevcuttur.
Neurobiofeedback (Nöroterapi) ile ADD/ADHD‘li çocuklara, gevşemiş fakat odaklamış, dikkatle en uyumlu beyin dalgalarını üretmeleri öğretilmektedir. Bazı kontrollü biofeedback çalışmalarında, ADHD‘li çocuklarda çarpıcı bulgular gözlenmiştir:

• IQ skorlarında artış. Beyni daha fonksiyonel duruma gelen çocuk, doğal entellektüel yeteneklerini sergileyebilir, ölçülen IQ skorları biofeedback sonrasında anlamlı artış gösterebilir. Bunun sebebi, çocuğun sahip olduğu potansiyele ulaşmasını kolaylaştırmasıdır.
• Impulsivite, distraktibilite ve hiperaktivitenin azalması.
• Uyku problemleri ve pediatrik migrenlerin tedavisinde başarı sağlanması.
ADHD‘e eşlik eden depresyon ve anksiyetenin azalması

Biofeedback‘in, uyku problemleri, öğrenme güçlükleri, depresyon, epilepside de yararlılığı ispatlanmıştır. Neurobiofeedback (Nöroterapi) depresyonda kullanıldığında, afekt davranışın düzeldiği, efor yorgunluğunun azaldığı gözlenmiştir.

Neurobiofeedback (Nöroterapi) (NBF) Uygulaması nasıl yapılıyor

İlk seansta yapılan IQ, dikkat- konsantrasyon-kişilik testleri ve QEEG ile değerlendirme yapılarak beyindeki hangi bölgenin moniterize edileceği belirlenmekte ve tedavi programı oluşturulmaktadır. Çocuğa oyunu nasıl oynayacağı hakkında bilgi verilmesi yeterlidir. Verilen bilginin fazla olmamasına dikkat edilmelidir. Çocuğun çalışmaya hazır olması önem taşımaktadır. Aile-okul danışmanlığı, psikoterapi, davranış çalışmaları ile birlikte yürütülmesi, alınan verimi artırmaktadır. Çocuğa gevşeme öğretilmekte ve uygulama yapılmaktadır. Tedavi süresince ve bitiminde bu değerlendirmelerin tekrarlanması, bize tedavinin yararlılığı konusunda bilgi vermektedir.

Beyin dalgalarıyla oyun

Neurofeedback‘in önemli avantajlarından biri ayna görevi görmesidir. Çocuğa başarılı olduğunu bilme imkanı vermektedir. Diğer bir avantajı da neurobiofeedback ekipmanının süreci eğlenceli hale getirmesidir. Çocuklar beyin dalgalarını kullanarak bilgisayar oyunları oynamaktadırlar. Ne kadar çok istenilen beyin dalgası üretebilirlerse oyunda da o kadar başarılı olmaktadırlar. Amaç, istenilen beyin aktivitelerini oluşturmaktır. Bu gerçekleştiği zaman, çocuk güçlenmiştir. Bilişsel ve davranışsal fizyolojisini kontrol etmeyi öğrenmiştir. Bu öğrenme, okul yaşamı ve günlük yaşamındaki görev ve davranışlarında olumlu etkiler ve bu etkilerin sürekliliğini sağlamaktadır. Bu durum, öncelikle çocuğun motivasyonunu gerektirir. Bu da bir ekip çalışmasını ve iyi bir tedavi programı ile mümkündür.

Sistemin ödül vermesi motive edici

Çocuklar için oyun içeren öğelerle uygulama yapılmaktadır. Çocuk uçak, palyaço, uçan adam ve uçan kadın seçeneklerinden birini seçme hakkına sahiptir. Örneğin palyaçoyu, düşünce gücünü kullanarak çizginin üzerinde tutmaya çalışmaktadır. Bu durum ödül- ceza temeli üzerine oturmaktadır. Çocuk çizginin üzerinde durabildiğinde puan almakta (ödül), altına düştüğünde puanı düşmektedir (ceza) .Kullanılan ödül mekanizması, çocuğun motivasyonunu artırıcı bir unsur olmaktadır. Aynı zamanda çocuk, biofeedback uygulaması sırasında dikkatini bilgisayara yoğunlaştırmaktadır. Bu sırada dikkatini odaklamayı ve aynı zamanda sürdürmeyi öğrenmektedir. Çocuk kendisini kontrol edebildiğinin bilincine varmaya başladıkça dürtü kontrolünü de sağlamış olmaktadır. Çalışma sonunda, çalışmayı değerlendiren bir grafik çıkarılmakta, çocuğa bir geribildirim verilmektedir.

Uygulama zaman alır.10 seanstan sonra birçok çocukta ilerlemeler görülmektedir. Seansların sayısı, NBF‘nin o çocuk için kullanım amacına, rahatsızlığın derecesine, çocuğun NBF‘den ne derece yararlandı gibi değişkenlere göre belirlenir. Günlük, haftada 3, 2, 1 şeklinde uygulamaları mevcuttur.

Dikkat edilmesi gereken noktalar :
• ADHD ‘de ilaç kullanımı olmadığı bazı durumlarda çocuk NBF‘den yeterince yararlanmayabilir. Bunun yanında sadece bu teknik kullanıldığı vakalarda düzelme olduğu da bildirilmiştir.
• Uygulayıcının EEG aletlerini kullanmakta deneyimli, NBF bilgisi ve tecrübesi olan, yeterli klinik deneyime sahip olması önemlidir. Hata ve atlamalar olmamalıdır.
• Bazı seanslarda bitkinlik, baş dönmesi, ürperti, endişe, düş kırıklığı gibi duygular yaşanabilmektedir ( fiziksel duygulanım ).
• Ailede ve çocuğun yaşam alanlarındaki problemlerin yoğunluğu ve bu sorunlarda azalma olmaması, tedaviyi yavaşlatır veya ilerlemesini önler.
• Epilepside profesyonel kullanım olmazsa, nöbetlerin arttığı ve negatif etkilerin görüldüğü tespit edilmiştir.

Depresif Bozukluklar Nelerdir ?


Depresif Bozukluklar :

Depresyonun birçok türü var. ‘Psikotik depresyonlar‘ en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir türdür bu. Hasta olmayan şeyleri algılar, kulağına ses gelir, hayal görür, suçluluk duyar...

Kişinin depresyonda olduğu nasıl anlaşılır?

Majör Depresyon (yani büyük depresyon), depresif bozukluğun oldukça belirgin, çekene ileri derecede ıstırap veren türüdür. Depresif duygu durumu (yani üzüntü, karamsarlık, zevk almama), her şeye ilgisizlik, Uyku ve iştah bozuklukları, psiko-motor ajitasyon (huzursuzluktan dolayı yerinde duramama) ya da psiko-motor yavaşlama (isteksizlikten dolayı külçe gibi yığılıp kalmışlık hali), huzursuzluk, sıkıntı, gerginlik, sinirlilik, ağlama, beden ağrıları, suçluluk duyguları veya çevresini suçlu görme eğilimi, dikkat ve hafıza sorunları, Cinsel isteksizlik, yorgunluk her gün ve neredeyse gün boyunca kişiye egemendir.
İntihar düşüncesi var mıdır?

Ağır depresyonlarda intihar düşüncesi de vardır. Majör depresyon teşhisi koymak için belirtilerin en az iki hafta sürmesi gerekir. Ayrıca kişinin hissettiği yakınmalar günlük yaşantısını etkiliyor olmalıdır.

Depresyon kaç çeşittir?

Ajite depresyonda aşırı öfke, hareketlilik, yerinde duramama vardır.

Apatik depresyonda ise kişi durgundur. Ağzından kerpetenle laf çıkar, algısı yavaşlar.

Melankolik depresyonda hüzün, keder ön plandadır.

Psikotik depresyon depresyonlar içinde en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir depresyon türüdür bu. Halüsinasyon olmayan şeyleri algılamak, yani nesnesiz algıdır (kulağa ses gelmesi, hayal görmek gibi). Hezeyan ise mantıklı tartışma ile düzeltilemeyen yanlış inanç demektir. Bunlar daha çok şizofrenide olur, ama psikotik depresyonda da görülür.

Hasta garip sesler duyar mı?

Depresyon hastasının kulağına "Sen aşağılıksın, kötüsün" gibi suçlayan sesler gelir. Günahkâr olduğuna inanır. Suçluluk içerikli hezeyanlar yaşar. Çürüme, yok olma hezeyanları çıkabilir ortaya. Bütün depresyon biçimleri en az iki hafta sürdüyse, günlük hayatı aksattıysa (veya aksatmasa bile belirgin derecede acı verdiyse) majör depresyonun türü olarak kabul edilirler. Majör depresyon kapsamına girmeyen önemli bir hastalık distimi veya depresif nevrozdur.

Manik depresif nedir?

İki uçlu bozukluğun (ya da daha yaygın adıyla manik depresif bozukluğun) farkı, en az bir kere mani denen 'duygu durumunun yükselmesi' döneminin yaşanmasıdır. İki uçlu bozukluğu olanlar zaman zaman depresyona da girerler. Buna iki uçlu depresyon denir.

Diğer türlerden farkı nedir?

İki uçlu depresyonun belirtilerinin, diğer depresyon türlerinden farkı yoktur. Ancak mani döneminde abartılı bir kendine güven duygusu, büyüklük düşüncelerinin artması, uyku gereksiniminin azalması, enerji artışı, hızlı konuşma, dikkatin kolayca dağılması, psiko-motor ajitasyon, zevk alınan etkinlikleri abartılı biçimde yapma isteği gibi manik sendrom belirtileri sergiler.



Bu belirtiler çoğu zaman kişinin toplumsal ve iş yaşantısını olumsuz etkiler. Duygu durumunun yükselmesi maninin temel özelliği olmakla birlikte, kişi engellenmeye çalışılırsa aşırı uyarılma ya da ani öfke gibi tepkiler bu iyimser duyguların yerini alabilir.

Distimi veya depresif nevrozu açarsak neler söylenebilir?

Distimi ya da depresif nevroz, büyük depresyon kadar şiddetli değildir. Ancak uzun sürer. Distimi, en az iki yıl devam ve büyük depresyondaki gibi kişinin günlük hayatını sürdürmesini engelleyecek boyutta olmasa da, kendisini iyi hissetmesine mani olan bir tür depresif bozukluktur. Distimide de büyük depresyondakine benzer belirtiler görülür. Distimi teşhisi koyabilmek için kişinin iki yıl içinde depresyondan çıkabildiği dönemlerin iki ayı aşmaması gerekir.





Depresyonda mıyım nasıl anlarım ?


Toplumda görülme sıklığı %37;1-2‘dir. kadınlar ve erkeklerde eşit oranlarda görülür. Hastalar ilk atağı genelde yirmi yaşlarında geçirirler ancak daha önce veya daha sonra da olabilir. Beş altı yaşlarında veya elli yaşından sonra ilk atağını geçiren hastalara da rastlanabilmektedir. Bazen ilk atak depresyondur, bu durumda tanı koymak zordur ve genelde gecikir. Hastalığın ortaya çıkışı sıklıkla kişinin meslek ve eş seçimi dönemine rastlar ve kısa sürede tanı konulup önlem alınmazsa kişinin hayatında önemli sekeller bırakır. Hastalık taşkınlık yani mani döneminde ise aşırı para harcama Cinsel ilgi ve aktivitede artma ile kişiye ve aileye ciddi maddi ve manevi zararlar verir. Çökkünlük dönemleri ise diğer depresyonlara göre daha ağırdır ve intihar riski daha yüksektir.Hastalığın belirtileri, süresi ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazı hastalarda mani bazılarında ise depresyon daha baskındır. Bazen de mani ve depresyon eşit oranda görülür. Ataklar birkaç günden birkaç aya kadar değişir. Özellikle tedavi edilmediğinde uzun sürer. Hastalar yaşamları boyunca ortalama 10 atak geçirirler ancak bundan az veya fazla sayıda atak olabilir. Atak sayısı arttıkça ataklar arasındaki süre kısalır. Bir yıl içinde dört veya daha fazla sayıda atak olduğunda hızlı döngülü mani olarak adlandırılır.

HASTALIK NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Pek çok rahatsızlıkta olduğu gibi bu hastalığın nedeni de tam olarak bilinememektedir. Diğer psikiyatrik hastalıklar içinde genetik geçişi en fazla olan rahatsızlık manidir. Hastaların %50‘sinin anne veya babasında aynı hastalık olduğuı tespit edilmiştir. Tek yumurta ikizlerinden birinde mani olduğunda diğerinde mani görülme oranı %70 tir. Bu hastaların birinci derece yakınlarında mani ve depresyon görülme oranı normal topluma göre daha sıktır. Akrabalık derecesi azaldıkça risk azalmaktadır. Örneğin hastanın kuzeninin aynı hastalığa yakalanma riski kardeşine göre daha düşüktür.

Hastalığın beyindeki nörotransmitter dediğimiz maddelerin işlevlerinde bozulma ile ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Bilgisayarlı tomografi ve MRI tetkiklerinde bu hastalarda bazı değişiklikler gözlenmektedir ancak bu hastalığa özgü bir değişiklik tespit edilememiştir. Yine EEG bulguları da bir özellik göstermemektedir.

doğum sonrası hastalığın aktive olması hormonal değişikliklerin de rolü olduğunu düşündürmektedir.

Uykusuzluğun mani atağı ile yakın ilişkisi vardır. Hastalar genelde ilk atağın uykusuzlukla başladığını ifade ederler.

Multiple skleroz, kafa travması veya Epilepsi gibi bazı hastalıklarda mani de görülebilmektedir. Yine bazı ilaçlarda mani ortaya çıkarabilmektedir.

Mani belirtileri şöyle özetlenebilir:

Enerji artışı, kolay yorulmama,
Aşırı neşelenme veya aşırı sinirlilik
Dikkatin çabuk dağılması
Uyku ihtiyacında azalma
Muhakeme yeteneğinde bozulma, düşüncelerde aşırı artma
Cinsel istek ve aktivitede artma
Hastalığı kabul etmeme
Aşırı para harcama
Riskli davranışlar içine girme

Konuşmada aşırı artma, konuşmanın bölünememesi, hızlı konuşma
Kendine aşırı güven, kendini büyük ve önemli biri olarak görme
Bu belirtilerin tek başına bulunması bir anlam ifade etmez tanı koyabilmek için birkaçının bir arada olması ve bir süredir devam ediyor olması gerekir. Mani atağı hızlı başlangıçlıdır ve hastalar atağın uykusuzlukla başladığını ifade ederler. Kişi kendini aşırı iyi hisseder, dikkati çok artmıştır, kendine çok güvenmektedir ve sosyal ilişkileri kolayca kurar hale gelmiştir, çevredeki insanlara sataşma, laf atma sıktır.Başkalarının konuşmalarına katılır çevredekileri bu nedenle rahatsız ederler. Duygulanımda kişinin kendisini iyi hissetmesinin yanında ani duygu değişmeleri ve dengesizlik sıktır. Hasta gülerken aniden ağlamaya veya bağırmaya başlayabilir. Mani ve depresyonun birlikte bulunduğu durumda depresyon ve mani belirtileri aynı anda bir arada bulunabilir veya birinden diğerine geçiş sıktır. Hastalık ilerledikçe aşırı konuşma ve hareketlilikte artış görülür.

Bazen konuşma o kadar artar ki kişi cümleleri tamamlayamaz olur, konuşmada birbiri ile bağlantısı olmayan kelimelerin art arda sıralanması dikkati çeker. Kişi önemli birisidir, önemli görevler üstlenmiştir, aklında gerçekleştirilmesi güç planlar vardır, hatta bu nedenle kendisine zarar vermeye veya yok etmeye çalışanlar vardır. Davranışlar kontrolsüzdür. Toplum kurallarını hiçe sayar. Karşı cinse sakıntılık edebilir, trafik kurallarını hiçe sayabilir. Aşırı para harcama, aşırı Makyaj yapma, göze çarpan giysilerle dolaşma olabilir. Hasta ödeyemeyeceği borçlar altına girebilir, kredi kartlarını sonuna kadar kullanabilir. Yine kontrolsüz şekilde kumar oynayabilir. Gayrimenkullerini yok pahasına satmaya veya başkalarına bağışlamaya kalkabilir. Bazı hastalar kendilerini kontrol edebilmek için alkole yönelir. Bazen kişi gerçek hayatla ilgisini koparıp hayal dünyasında yaşamaya başlayabilir. Bu durumda şizofreniden ayrımı güçtür. Bazı bedensel hastalıklar ve ilaç kullanımlarında da benzer tablolar ortaya çıkabilir bunların ayrımı gerekir. Hastalar genelde hastalıklarının farkında değildir ve bu nednle doktora gelmek istemezler.
üre duramaz. Hastaların çoğunun içgörüsü yoktur. Hasta olduklarının farkında değildir veya hasta olduklarını kabul etmek istemezler.


Depresyonda Bitkisel Tedavi Yöntemleri

Depresyonda Bitkisel Tedavi 

Depresyonun nedenleri nelerdir?

Birçok psikiyatrik hastalıkta olduğu gibi depresyonda da tüm kliniği açıklayacak bir model bulunmamaktadır. Genel kabul gören görüş beyinde kimyasal iletimde rol alan maddelerle ilgili bir dengesizliğin olmasıdır. Bu dengesizlik çevresel nedenlerden etkilenmektedir.

Uyku bozuklukları depresyona neden olabilir mi?

Uyku sorunu depresyonun önemli bir belirtisi olması yanında depresyona da neden olabilir. Son yıllarda uzun süreli uykusuzluğun depresyona yol açabileceği konusunda kanıtlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel amaçlarından biri olmalıdır. Bu amaçla olguların alkol almaları uyku sorununu genellikle kötüleştirmektedir.

İlaçlar depresyona neden olabilir mi?

Birçok antihipertansif ilaç, kalp ilaçları (kardiyotonik, antianjinal, antiaritmik), antiinflamatuar, (ağrı kesici ve Romatizma tedavisinde kullanılan ilaçlar) antibakteriyel ilaçlar, hormonlar, kolinerjik ilaçlar, organik çözücüler, birçok psikotrop (ruhsal yapı ve sinir sistemi üzerinde etkisi olan bazı ilaçlar) ilaç, alkol depresyona neden olabilir. İlaç ve alkol yoksunluğu da depresyona neden olabilir.

Tıbbi nedenler depresyona neden olabilir mi?

Evet. Birçok enfeksiyon hastalığı, tümörler, kalp ve solunum sistemi hastalıkları, birçok merkezi sinir sistemi hastalığı, genel beden travmaları, metabolik hastalıklar, beslenme sorunları, mide-barsak sistemi hastalıkları, kollagen doku (bağ dokusu) hastalıkları gibi birçok hastalık depresyona neden olabilir. Hastanede yatan olgularda olasılık daha da artar.

Depresyonun normal yastan ne farkı vardır?

Yasta üzüntü, ağıt, değişkenlik gösteren anksiyete, kötü rüyalar ve buna bağlı uyku sorunları, uykusuzluk, iştahsızlık, kilo kaybı ve normal etkinliklere karşı ilgi azlığı gibi depresyonda da izlenebilen belirtiler bulunur. Normal yasta bu belirtiler zamanla azalarak kaybolur. Sıklıkla da hekim müdahelesi gerekmez.. Depresyonda benlik saygısı azalırken kayıp ardından izlenen depresif durumlarda benlik saygısı korunur. Kendilerini değersiz bulmazlar, ağır suçluluk duyguları da olmaz. Ayrıca işlevsellikte önemli bir kayıp da olmaz.

Depresyon belirtileri yaşla değişkenlik gösterir mi?

Evet. Yaşlılarda bedensel ve bilişsel belirtiler affektif belirtilere göre daha fazla izlenir. Depresif duygudurum sık olmakla birlikte duygusal ifadelerde azalma daha sık izlenir. Apati, yorgunluk ve uyku sorunları sık olarak ifade edilirken çökkünlük pek ifade edilmez. Somatik belirtilerin yaşlılarda tıbbi durumlara bağlı olma olasılığını da unutmamak gerekir.

Depresyon olgularında intihar olasılığı ne kadardır?

Duygudurum bozukluğu gösterenlerde intihar düşünce ve eylemleri % 20-40 kadardır. İntiharları gerçekleştirenlerin geçmişlerinde de intihar girişimleri bulunmaktadır. İntihar riski belirtilerin şiddeti ile her zaman bağlantılı değildir. Yaşlılarda intihar olasılığı gençlere göre iki kat daha fazladır. İntiharla ilgili konuşanlarda olasılığın daha az olduğu düşüncesi yanlıştır. Hastanede yatan olgularda intihar girişimi oranı % 15 kadardır. Depresyon olgularının % 15‘i intiharla ölmektedir. Tüm intiharların % 70‘i depresyon olgularıdır.

Depresyon olgularının hastaneye yatması zorunlu mudur?

Depresyon tedavisinde hastaların yatırılması genellikle gerekmez. Aşağıdaki özellikleri taşıyan hastaların yatması gerekebilir.

Ciddi intihar düşünceleri gösterenler

İntihar planları yapanlar

Kendine ve çevreye zarar verme eğilimi olanlar

Gıda reddi olanlar

Ayaktan tedaviyi sürdürme güçlükleri

Psikotik özellik gösterenler

Ciddi intihar girişimi olanlar

Depresyon genetik bir hastalık mıdır?

Hem depresyon hem de bipolar bozukluk (iki uçlu hastalık) ailesel yatkınlık gösterir. Yakın akrabalarda bu iki hastalığın görülme sıklığı genel topluma göre 2-5 kat daha fazladır. İkiz çalışmaları da genetiği desteklemektedir. Ancak genetik etkiler yatkınlık düzeyindedir. Depresyon hastalığı çevresel Stres etkenlerindeden önemli ölçüde etkilenir.

Depresyon tedavi edilebilir bir hastalık mıdır?

Evet. Depresyonda tedavide işbirliği yapan hastalarda tedavinin başarısı hemen hemen kural gibidir. Olgular tedaviye yüksek oranda yanıt verir.

Psikoterapi yarar sağlar mı?

Evet. Bilişsel, davranışçı tedaviler, kişiler arası ilişkilere yönelen psikoterapiler depresyonda yarar sağlar. Hafif depresyonda psikoterapi öncelikli olarak seçilebilir.

İyileştikten sonra ilaç kesilmeli midir?

Hayır. Depresyonu süreğenlik kazanmasında ve yinelemesinde en önemli nedenlerden birisi eksik tedavidir. İlk kez tedaviye alınanlarda tedavi süresi yaklaşık bir yıldır. Bu süre sonunda kalıntı belirtiler varsa süre uzatılır. Yineleyen olgularda da tedavi süresi uzamaktadır.

Antidepresan ilaçlar mutluluk ilacı mıdırlar? Bağımlılık yaparlar mı?

Hayır. Antidepresan ilaçlar depresyon olgularında duygudurumda yükselmeye neden olmakta, depresyonu tedavi etmekte, ancak normal duygudurumu değiştirmemektedir. Öfori yapmazlar.

Fiziksel bağımlılığa neden olmazlar.

Antidepresan ilaçlar diğer ilaçlarla etkileşir mi?

Tamamının olmasa bile bazılarının ciddi etkileşmeleri olabilir. Bu konuda en doğru yaklaşım tedavi eden hekimden bilgi almaktır.

Yeniden hastalanmamak için ne yapılmalıdır?

Bu konuda en uygun yol doktorunuzun önerilerine uymaktır. Yineleyen depresyonlarda en önemli neden gerek ilacın dozu gerekse tedavi süresi açısından yetersiz tedavidir. Doz ve tedavi süresine uymak depresyondan yüksek oranda korunmayı sağlar.

Çevresel nedenlerin belirgin olduğu durumlarda stres etkenlerini azaltacak veya kontrol edecek önlemler depresyonun yinelemesini azaltabilir. Örneğin aile içi iletişim sorunlarının belirgin olduğu durumlarda aile veya bireysel psikoterapi yarar sağlayabilir.

İlaçların ciddi yan etkileri var mıdır?

Antidepresan ilaçlar uzun süre kullanım güvenliği kanıtlanmış ilaçlardır. Doktor denetiminde kullanılması halinde kalıcı ve ciddi yan etkilere neden olmazlar. Ancak her ilaca karşı aşırı duyarlılıkların olabileceği, fiziksel sorunların ilaçların yan etkilerini arttırabilecekleri unutulmamalıdır.

Sık görülebilen yan etkiler arasında

Ağız kuruluğu
Görme bulanıklığı
Kabızlık
Bulantı, kusma
Terleme
Uyuşukluk
Uyku sorunları
Kilo alma
Baş ağrısı, baş dönmesi
Mide barsak sistemi bozuklukları ve ishal
Karın ağrısı
Libido azlığı ve başka Cinsel sorunlar
Bunaltı sayılabilir.
Yan etkilerin bireysel olarak ve ilaç gruplarına göre farklılık gösterebileceği unutulmamalıdır.

Antidepresan ilaçlarla birlikte alkol alınabilir mi?

Antidepresan ilaçlar alkolün etkilerine karşı duyarlılığı arttırırlar. Ayrıca alkol antidepresan ilaçların klinik etkinliğini de azaltır. Nöbet olasılığı da artar. Bu nedenle antidepresan ilaçlarla birlikte alkol alınması önerilmez. Bu tür etkileşmeler bazı ilaç gruplarında daha önemlidir. Bunun için doktorunuzdan bilgi almalısınız.

Depresyon bir kişilik sorunu veya zayıflığı mıdır?

Kesinlikle hayır. Depresyon gerçek bir hastalıktır. Kişilik zayıflığı ile bağlantısı yoktur.

Hekim önerilerine uymamanın nedenleri nelerdir?

İstenmeyen yan etkiler
Hasta hekim ilişkisinin niteliği, güvensizlik, yeterli bilgi alamama
Hastalığın şiddeti
Hastanın eğitim düzeyi: Eğitim düzeyi düşük olanlarda uyumsuzluk daha fazladır.
Antidepresan ilaç seçimi: Bir ilaca uyum göstermeyen olgu başka bir ilaca uyum dösterebilir.
Hastanın kişilik yapısı

Depresyon ağırlaşarak şizofreni gibi ağır hastalıklara dönüşür mü?

Hayır. Şizofreni ile depresyon arasında nedensellik bağlantısı yoktur. Depresyon ağırlaştığında ağır depresyon olur. Ancak depresyon şizofreninin seyri sırasında sık olarak ortaya çıkar. Şizofreniye eşlik eden depresyonlar ile diğer depresyonlar arasında nedensellik bağı konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Bipolar bozukluk ile depresyonun ne gibi bağlantısı vardır?

Bipolar bozukluk depresyondan şimdi veya geçmişte en az bir manik atak (taşkınlık nöbeti) olması ile ayrılır. Bipolar bozuklukta manik atak yanında depresif dönemler de olabilir.

Depresyon olgularının % 10 kadarı hastalığın bir devresinde manik bir atak geçirmektedirler. Diğer bir deyimle bipolar bozukluğa dönüşürler. Duygudurum bozukluğu atağı (mani veya depresyon) olan olgularda manik atak için kesin bir belirleyici olmamakla birlikte ailede bipolar bozukluk olması bu açıdan önem taşımaktadır.

Pratisyen hekim muayenesi depresyon

Pratisyen hekim muayenesi :

Depresyon geçiren yaa da depresyonda sık sık rastlanıldığı gibi ne olduğunu anlamadığı bir rahatsızlığı olan birinin genellikle ilk başvurduğu kişi aile doktorudur. Daha önce de değinildiği gibi, pratisyen he kimler her zaman depresyon içindeki insanların ihtiyacı olan yakın ilgiyi sağlayamazlar. Bunun birkaç nedeni vardır. En yaygın olanı pratisyen hekimin zamanının olmaması ya da zamanının olmadığını iddia etmesidir. Gerçekten de aile hekimi sistemi doktorların her bir hastaya çok kısa zaman ayırmaları temeline dayanır. Doktor herhangi bir hastaya gereğinden çok zaman ayıracak olsa bu günün bütün randevu sistemini altüst eder ve bekleme odasında kuyrukların oluşmasına neden olur. Hekimin bir dert dinleyici olarak zaman bula maması hiç kuşkusuz gerçek bir sorundur, ancak Anthony Clare'in de belirttiği gibi "çoğu bu zamanı bulurlar ve sonucunda ruhsal hastalıkların nispeten hafif biçimlerini rahatlatmak için çok şey yaparlar." Pratisyen hekimlerin depresyon hastalarının ihtiyacı olan konuşmayı sağlayamamalarının bir nedeni de bütün pratisyen hekimlerin iyi iletişim becerilerine sahip olmamalarıdır. Günümüzde iletişim becerilerinin üzerinde çok durulmaktadır ve tıp eğitimi de bunun dışında kalmamaktadır. Sorun iletişim becerilerinin bu vurgulanmasının henüz çok yeni olması ve pek çok doktorun bu doğmadan önce fakülteden mezun olmuş olmalarıdır.

 Daha önce mezun olmuş doktorların tümünde iletişim becerisi eksikliği olduğunu söylemek de haksızlık olacaktır. Doktorlardan pek çoğu çok iyidirler, ancak doktora gidip de fazla bir yarar görmeyen bir depresyon hastasının arkadaşları ve ailesi bu noktayı hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Pratisyen hekimin dinleyici olarak rolü çoğunlukla depresyon içindeki hastanın bir arkadaşının bulunmadığı bir ortamda pek konuşkan olamadığı dır ve karşısında otoriter durumda olan biri bulunduğu resmi durumlarda bunda daha da güçlük çekecektir. Depresyon, özellikle ağır bir depresyon geçi ren kişiyi konuşturmak güç olacağı gibi, konuya anlaşılır bir biçimde girmesini sağlamak nere deyse imkansızdır.

Kraliyet Psikiyatristler Derneği ile Kraliyet Pratisyen Hekimler Derneğinin depresyon konusunda yayınladığı broşürün tedavi bölümün de konuşmanın yararlı olabileceği belirtilmektedir. Ancak yine burada depresyon içindeki insanların çoğunun bir tedavi biçimi olarak konuşmayı kullanmakta güçlük çektiklerine de işaret edilmektedir. Bunların durumları onları enerjiden ve ilgilenmekten yoksun bırakır, ancak "depresyonun olası nedenlerini araştırmak ve ortaya çıkarmak enerji ve motivasyon gerektirir ve depresyon henüz ağır evresindeyken bu çok güçtür." Daha önce belirtildiği gibi bir pratisyen hekimin durumu anlayıp iyi bir dinleyici olmasının önünde en az iki engel daha vardır. Bunlardan biri hekimin fiziki durumları psikolojik veya ruhsal durumlarda daha iyi teşhis edebilmesidir. Bir diğeri de, son zamanlardaki gelişmeye rağmen bu tür gruplara katılan pek çok kimse bunlar dan büyük ölçüde yararlandıklarını görmüşlerdir. Kendi kendine yardım gruplarına katılan ve yaşadıkları bir olay depresyonu tetikleyecek olan kişiler böyle deneyimler yaşamış olanların arasına girdiklerine depresyona girmekten kurtulabilirler. Bunların bu gruba girme kararını vermelerin de ve toplantılara katılmalarının devamında hiç kuşkusuz bir arkadaşın, bir akrabanın, doktorun veya sosyal yardım görevlisinin destekleme si gerekecektir. Sadece depresyon geçiren kişiler için oluşturulmuş gruplar eğer depresyon ilk evresine girmedikçe ilk kez depresyona girenler için ille de gerekli değildir. Bu noktada hastaların çoğu neleri olduğunu anlayamadıkları için ne yapmaları gerektiğini de bilemezler. Bu gruplar depresyon nöbetleri geçirenler ya da depresyonun iyileşme evresin de olanlar için daha yararlıdır.

Depresyon çekenlerin yalnız olmadıklarını bil meleri onlara bir rahatlık sağlar. Ayrıca durumlarını iyi bilen insanların desteğinin değerini de iyi bileceklerdir. iyileşme evresinde olanlar, iyileşeceklerine, eğer bu doktor veya iyi niyetli ama bilgisiz arkadaşları yerine deneyimi ilk elden yaşamış biri tarafından söylendiğinde, daha rahat ikna olacaklardır. Depresyonun iyileşme sürecinde gerileme görülmemiş bir şey değildir ve bu gruplar insanları bunlardan kurtarıp tekrar iyileşme yoluna sokmakta gayet başarılı olmuşlardır.


Psikiyatri Damgalanma Stigma

Psikiyatri ve damgalanma :

Akıl hastalıklarına vurulan damgadan daha önce söz edilmişti. Bu damga psikiyatri alanında çok daha belirgindir. Yukarıda sözü edilen broşürde Depresyon geçiren kişilerin aileleri ve arkadaşları, "Senin psikiyatriste falan ihtiyacın yok sen deli değilsin!" gibi söylemlerde bulunmamaları için uyarılmıştır. Hastanın deli damgası yememesi için akrabalar depresyonda olan kişiyi genelde psikiyatris veya da psikiyatri hastanesine gitmekten caydırmaya çalışırlar. Hastaneye gönderilen kişiler çoğunlukla intihar eğilimli olduklarından bu çok talihsiz, hatta öldürücü olabilir.

Depresyon halinden kurtulmak


DEPRASYON: Herhangi bir organ veya sistemde normal çalışma temposunun ileri derecede azalması (solunumda yetersizlik gibi) (zihni ve bedeni yorgunluk hali gibi) ruhi çöküntü.

ADOLESCENT DEPRESSİON: Buluğ çağında görülen hafif durgunlukla belirgin hali ergenlik bunalımı.

ADAÇAYI: 1 bardak kaynar suya, 2- 10 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir. Adaçayı toz haline getirilir, günde 3 defa 0.5-3 gr içilir.
LAVANTA ÇİÇEGİ: 1 bardak kaynar suya, 8-10 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir. Lavanta, toz haline getirilir, günde 3 defa 1-4 gr içilir. Lavanta yağı, günde 3-4 damla bir şekerle alınır.

BİBERİYE: 1 bardak kaynar suya, 10-20 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir. Biberiye toz haline getirilir, günde 3 defa 1-4 gr içilir. Biberiye yağı 3 damla şekerle alınır.

YULAF: 1 bardak suya, 10 gr Yulaf konur, 10 dk kaynatılır, günde 2-3 bardak içilir. Yulaf unundan günde 3 defa 1 tatlı kaşığı yenir.
OGULOTU: 1 bardak kaynar suya, 4-10 gr bitki konur. 10 dk bekletilir, günde 3 bardak içilir.

OGULOTU YAPRAGI: Mümkünse taze 120 gr, taze limon kabuğu, 30 gr, Hindistan cevizi, 30 gr kişniş, 30 gr karanfil 10 gr, Tarçın 15 gr, 2 kilo ılık su. Bitkiler parçalanır, su içerisinde 8- 10 gün bırakılır, sonra süzülür, şişe de muhafaza edilir, günde 5- 20 gr içilir.

KILIÇ OTU-SARI KAN TARON: 1 bardak kaynar suya, 2 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 1 bardak içilir.
Derasyon, adaçayı, lavanta çiçeği, biberiye, yulaf, oğulotu, kılıç otu, sarı kantaron



Ayırıcı Tanı Nedir?


Depresyon çok yaygın hastalıklardan biridir. Farklı nedenleri olabilen bir sendrom olarak ele alınmaktadır. Birçok belirti göstere bilmesi, bu özelliği nedeni ile de değişik sistemleri etkileyen fizik sel hastalıkları taklit edebilmesi nedeni ile tanı ve ayırıcı tanı sorunları yaşanabilir. Psikiyatrik ayırıcı tanıda ayrıntılı psikiyatrik öykü esastır. Hastalarda geçmiş tıbbi öykü alınmalı ve sistemler gözden geçiril melidir. Alınan ilaçlar özellikle önem taşır. İlaçların ve diğer tıbbi nedenlerin klinik tabloyu değiştirebileceği ve depresyonu taklit edebileceği unutulmamalıdır. Depresif belirti gösteren hastalarda psikiyatrik ayırıcı tanıda aşağıdaki durumlar akla gelmelidir:

- Major depresyon
- Bipolar bozukluk depresif dönem
- Distimi
- Siklotimi
- Kişilik bozukluğu, sınır kişilik
- Normal yas, çözümlenmemiş yas, kayıba karşı reaksiyonlar
- Deprese duygu durumla birlikte uyum bozukluğu
- Şizofreni, postpsikotik depresyon. negatif belirtiler
- Anksiyete bozuklukları
_ Somataform bozukluğa bağlı depresyon
_ Yeme bozuklukları
_ Madde kullanım bozuklukları
_ Sanrılı bozukluklar
_ Demans, diğer organik beyin sendromları
_ Obsesif kompulsif bozukluk
_ şidoaffektif bozukluk
Kornplikasyonsuz major depresyonda hastanın fizik muaye nesinde psikomotor yavaşlama ve hasta bir görünüm dışında bir şey bulunmaz. Kullanılan testlerin duyarlılığının az olması nedeni ile laboratuvar bulgularının yardımı sınırlıdır. Distimik bozukluk, birçok belirtiler aynı olduğundan depresyonla karışabilir. Örneğin disforik duygudurum. yorgunluk, uyku bozukluğu, daha önce hoşlanılan etkinliklerden zevk alamama, intihar düşünceleri her ikisinde de olur. İki özellik, distimik bozukluğu major depresyondan ayır mamızı sağlar. Bunlardan birisi süregenliktir. Distimide depresif belirtiler en az iki yıldır vardır. İkincisi ise distimide major depres yon ölçütlerine uyacak şiddette belirti olmaz. Hastalığın seyri sırasında iki aydan daha fazla iyilik dönemleri olmaz. Ancak belir tilerin şiddetinin güvenilir biçimde saptanması olanaklı olmaya bilir. Bu gibi durumlarda süregenlik tanıya yardım eder. 

Siklotimik bozukluk depresif ve hipomanik duygudurum oynamaları ile belirli süregen (en az iki yıl süreli) bir hastalıktır. Ancak bu dönemlerde izlenen belirtiler major depresyon ve mani ölçütlerine uyacak şiddette değildir. Şiddet ölçütlerine göre psikotik özellik (sanrılar, varsarıılar, düşüncede önemli ölçüde bozulma) major affektif bozukluklarda görüldüğü halde bu bozuklukta olmaz. Karışık mani ve depresyonda bazen belirtiler depresyonla karışabilir. Ayırıcı tanıda maniye özgü güven artışı, büyüklük düşünceleri, hızlı duygu durum değişiklikleri, uyku gereksiniminde azalma, uygunsuz harcamalar, olağandışı yatırımlar ve uygunsuz Cinsel eylemler bulunur. Bu belirtiler depresyon belirtileri ile karışmış durumdadır. Olgu bu durumda her iki bozukluğun ölçütlerini de karşılar. Kişilik bozuklukları süregen. sabit, uyum bozucu ve hayat boyu devam eden davranış kalıplarını içerir. Başlangıç çocukluk veya ergenlik çağında olup erişkin hayatta devam eder. Belirtilerde dalgalanma olmakla birlikte süregenlik kuraldır. Bazı kişilik bozukluklarında örneğin sınır, antisosyal. histrionik vb. depresif duygu durum izlenebilir. Ancak bunların hiçbirinde depresif belir tiler klinik tabloda önde gelen belirti değildir. Antisosyal kişilikte uyum bozucu davranışlar, sınır kişilikte affektif dalgalanmalar ve kendine yönelik saldırganlık, histrionik kişilikte ilgi odağı olmadık Iannda. narsisistik kişilikte narsisistik yaralanmalar karşısında depresif duygu durum görülebilir. 


Genel psikiyatri uygulamasında kayıp sık olarak izlenen bir durumdur. Normal yas süreci evrenseldir. Komplikasyonlu kayıp yaşantıları ise sık olarak duygu durum bozukluklarına dönüşmekte ve bu tanılar konmaktadır. Kayıp karşısında ortaya çıkan depresyonların birincil affektif bozukluklardan ayrıldığı düşünülmektedir. Depresyonda benlik saygısı azalırken kayıp ardından izlenen depresif durumlarda benlik saygısı korunur. Kendilerini değersiz bulmazlar, ağır suçluluk duyguları da olmaz. Ayrıca işlevsellikte önemli bir kayıp da olmaz. Çözümlenmemiş veya patolojik yas; kaybın ardından ortaya çıkan inhibisyon, normal yas sürecinin yaşanmaması, bazı belirtilerin ve davranışların abartılması ve normal yas sürecinin uzaması gibi belirtilerle belirlidir. Durumsal Stres etkenlerine yanıt olarak deprese duygu durum ile birlikte uyum bozukluğu gelişebilir. Durumsal stres etkenleri arasında iş kaybı veya diğer parasal sorunlar, fiziksel hastalıklar, doğal afetler sayılabilir. Burada stres etkenine yanıt beklenenden fazla olup işlevselliği bozacak ölçüdedir. Ayrıca depresif belirtiler major depresyon ölçütlerine uyacak süre ve şiddette değildir. Uyum bozukluğunda belirtiler stres etkeninin ardından üç ay içinde ortaya çıkar ve stres etkeninin ortadan kalkması ile kaybol ma eğilimi gösterir. Şizofreni seyri sırasında depresyon sıklıkla görülmektedir. Şizofreni k hastalarda depresyon oluşumunun mekanizması açık değildir. Şizofrenik hastalardaki depresif sendromlar çeşitli şekillerde tanımlanmıştır: 
1. Akut ve aktif psikozların prodromal özellikleri olarak hasta ların %50'sinde, 

2. Postpsikotik evrenin özellikleri olarak, akut psikotik belirti lerin iyileşmesi esnasında ya da bu belirtiler iyileştikten sonra hastaların yaklaşık %7 -70'inde depresif sendrom görülür. Ayırım klinik gidiş ve eşlik eden belirtilere göre yapılır. Şizofrenide depresyonla karışabilecek diğer önemli bir durum da negatif belirtilerdir. Bu belirtiler depresyonla büyük ölçüde ben zerlik gösterir. Psikoz iyileştiğinde ya da hasta psikotik bir dönemde olmadığı zaman görülen negatif belirtilerin akinezi ya da sedasyon gibi ilaçlarla oluşan etkiler olup olmadığı değerlendirilmelidir. Katatonik şizofrenikleri ileri derecede psikomotar yavaşlaması olan deprese olgulardan ayırmak güç olabilir. Burada geçmiş hastalık öyküsü bu iki hastalığı ayırmada yardımcıdır. Affektif hastalık yönünden pozitif aile öyküsü varsa hastadaki tablonun depresyon olabileceği akla gelmelidir. Süregen anksiyete olgularında da ikincil olarak depresyon gelişmesi sıktır. Depresyonda hastalığın fiziksel ve psikolojik belir tileri anksiyete nedenidir. Bu olgularda işlevsellikte bozulma yanında bu bozulmaya bağlı olarak güçlü bir kayıp duygusu ve buna bağlı olarak da benlik saygısında azalma olur. Bu durum özel likle agorafobide daha sık olmakla birlikte diğer anksiyete bozuk luklarının seyri sırasında da görülür. Hangisinin önce geldiği, bi rincil tanının ne olması gerektiği karıştırılabilir. Öyküden depres yonun daha sonra başladığı öğrenilir. Bilindiği gibi panik bozuk luğu akut, kısa süreli, epizodik nitelik gösteren yoğun anksiyete atakları ile belirlidir. Sıklıkla depresif duygudurum panik ataklarına eşlik eder. Ayrıntılı öykü alındığında depresyonun daha sonra başladığı öğrenilir. Ayırıcı tanıda bu önem taşır. Özgül fobide anksiyete fobiye konu olan obje veya durumla ilgilidir. Korku uyaranlarının çok fazla olması durumunda ayırıcı tanı sorunu yaşanabilir. Sosyal fobide anksiyete sosyal ortamlarla doğrudan bağlantılıdır. Ancak olgular bazen depresif belirtilerini önde gelen yakınma olarak anlatabilirler. 

Ayırıcı tanıda anksiyete belirtisi gösteren tüm olgularda tarama soruları sararak yönelmek uygun olur. Obsesif kompulsif bozukluk da sık olarak depresyon belirtileri gösterir. Bu hastalıkta doğal olarak obsesyon ve kompulsiyonlar klinik tabloda ön plandadır. Depresyon daha sonra tabloya eklenir. Ayırıcı tanıda bu özelliğe dikkat edilmelidir. Travma sonrası stres bozukluğu hemen herkes için stres etkeni olabilen (deprem, silahlı soygun, ırza tecavüz gibi) bir olayı izler. Bu özellik ayırıcı tanıda önem taşır. Yaygın anksiyete bozukluğunda da depresif duygudurum izlenebilmektedir. Ancak bu bozuklukta izlenen anksiyete depresif duygu duruma ikincil değildir. Yaşam olayları ile ilgilidir. Ayrıca depresyon belirtileri gerek süre yönünden gerekse de şiddet yönünden depresyon ölçütlerini karşılamaz. Somatizasyon bozukluğunda da depresyon belirtileri olabilir. Bu tür hastalıklardaki depresyonlar süregen fiziksel yakınmalar ve kaygılarla belirli olup bu özellikleri ile herhangi bir süregen hastalığa bağlı depresyonlara benzerler. 

Psikojenik ağrı ve diğer somatoform belirtilerin depresyona karşı bilinçdışı savunmalar olduğu bunların İldepresyon eşdeğerleri" olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu savunmalar genellikle başarısız kalır. Depresyon belirtileri de bu olgularda sıklıkla izlenir. Anoreksiya nervoza olguları sık olarak depresyon belirtileri gösterirler. Bu olgular beden kilolarını korumak istemezler. Normal düzeye göre %25 veya daha fazla kilo kaybı vardır. Bu olgularda beden imgesi bozuk olup sürekli olarak şişmanlama korkusu yaşarlar. İştah ve uyku değişiklikleri, benlik saygısında azalma binişen belirtiler olmakla birlikte klinik tabloda önde gelmez. Anoreksiya nervoza genellikle ergenlik çağında başlar. Depresif belirtiler eşlik edebilmekle birlikte ortaya çıkışı anoreksiya belirtilerinden sonra olur. Atipik depresyon olgularında iştah artışı ve aşırı yeme ola bilmektedir. Bu olgular bulimiya ile karışabilir. Ancak bulimiyada yüksek kalorili ve kolay yenen yiyeceklerin kısa sürede tüketilmesi, aşırı yeme dönemlerinin genellikle uyku ve karın ağrısı ile bitmesi, aşırı yeme sırasında yeme davranışını denetleyememe, gizli yeme, kilo vermeye çalışma vb. gibi belirtiler izlenir. Olgular aşırı yeme davranışının ardından genellikle deprese bir duygu durum içine girebilirler. 

Madde kullanım bozuklukları ve alkolizmde disforik duygudurum sık olarak izlenir. Olgularda süregen alkol ve madde kullanım öyküsünün olması, depresif duygu durumun daha sonra gelmesi, uyum bozucu davranışların olması tanıya yardım eder. Sanrılı bozukluklarda temel nitelik bizar olmayan sanrıların varlığı, işitsel ve görsel varsanılan izlense bile klinik tabloda önde gelmiyor oluşu, sanrılar dışında davranışlarda bozukluk olma masıdır. Sanrılı bozuklukta depresif belirtiler izlenebilmektedir. Ancak süresi sanrısal bozukluk süresine göre daha kısadır. Demansta depresif belirtiler ve anksiyete sıklıkla klinik tablo da bulunur. Bu duygular büyük ölçüde hastanın hastalığının farkında olup olmamasına bağlıdır. Alzheimer tipi demans sinsi başlar. Seyri de yavaştır. Olgularda artan bir bellek bozukluğu, apati, dil güçlükleri, idrar ve gaita kontrolünün bozulması, enerji azlığı, dürtü kontrolünde güçlükler olur. Depresyonda da enerji azlığı olabilmekle birlikte diğer belirtiler olağan değildir. Demansta hastalık öncesi kişilikte değişiklikler önem taşır. Yaşlı olgularda depresyon bazen kendini bilişsel bozukluklarla gösterebilir. Bu tablo psödodemans adını alır. Antidepresan tedavi ile düzelir. Birçok ilaç ve tıbbi durum depresyona neden olabilmektedir. 
Tabloda görüldüğü gibi fiziksel hastalık varlığı depresyon olgularında çok önemlidir. Fiziksel bir durumun varlığında depresyon ve anksiyete belirtileri kolaylıkla gözden kaçar. Ayrıca medikal ve diğer psikiyatrik bozukluklar da depresyon olgularında daha sık izlenir. Kardiyololoji polikliniklerine başvuran olguların %12.5 kadarının panik bozukluğu belirtileri gösterdiği, panik bozukluğu ve diğer anksiyete bozukluklarına sıklıkla eşlik ettiği unutulmamalıdır. Bu olgular sıklıkla da atlanmaktadır. Nefes dar lığı da panik için önemli bir belirtidir. Sıklıkla da başka hekimlere gitmektedirler birinci basamakta sık karşılaşılmaları doğaldır.



Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?

depresyon nedir nasıl başedilir belirtileri nelerdir

Depresyon Nedir?

Depresyon hüzün ve umutsuzluk gibi derin duygular içeren ciddi bir akü hastalığıdır.Herkes bir süre kendini kötü hissedebilir, ama depresyon düşünme zorluğu yaratarak, fiziksel belirtilere yol açarak ve yaşamı, faaliyetleri ve ilişkileri bozarak haftalarca, hatta aylarca sürer. Her 10 kişiden biri bir dönem depresyon geçirir. Depresyonun pek çok çeşidi vardır. Majör depresyonda bir veya daha fazla derin üzüntü dönemi yaşanır; ardından normal işleve geri dönülür. Ürkeklik (fobi, marazi melankoli) ruh halini kötüleştirse de daha az ciddidir, ancak iki veya daha fazla yıl sürer. İki kutuplu bozukluk (manik depresyon) dramatik ruh hali değişiklikleri içerir; yoğun tepe noktalarından derin alt noktalara düşülür. Mevsimsel duygulanım bozukluğu, kışın başlar ve gün içinde güneş ışığının azalmasıyla birlikte artar.

Depresyona Yol Açan Nedir?

Depresyon hem fiziksel hem de akılsal bir hastalıktır. Bunu bilmek önemlidir, çünkü depresyon geçirenler bir anda neşelenmek veya bozuk ruh halinden kurtulmak imkânına sahip değildir. Depresyona bir dizi faktör yol açar. Bu hastalık kalıtımsal olduğu için, bazı kişiler depresyona eğilimlidir. Nöron aktarıcıları (beyin kimyasalları) ruh halini düzenler ve bu kimyasallardaki sorunlar depresyona yol açabilir. Çoğu kez depresyon sevilen bir kişinin ölümü, çocuk doğurma, boşanma ya da menopoz gibi özgün hayat olaylarını izler.Bazı depresyon türleri alkol ve haşhaş ya dakokain gibi yasadışı uyuşturucu kullanımının sonucudur. Sakinleştirici veya tansiyon düşürücü ilaçlar gibi bazı ilaçların bir yan etkisi olarak da depresyon gelişebilir. Depresyon zatürree veya kalp krizi gibi ciddi hastalıklardan sonra da ortaya çıkabilir.Depresyonun Belirtileri Nelerdir?

Derin hüzün, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk ve değersizlik duygusu gibi duygular depresyonun ana belirtileridir. Depresyon geçirenler çoğu kez kendilerini yorgun, sıkıntılı ve hassas hisseder. Konuşmaları ve hareketleri yavaşlar. İnsanlarla beraber olmak, hobiler veya seks gibi daha önce zevk aldıkları konular da ilgilerini çekmez.

Düşünmede, dikkat yoğunlaştırmada ve hatırlamada zorluk çekerler. Aile fertlerinden ve arkadaşlarından uzaklaşırlar ve okulda ya da işte sorun yaşarlar. Olumsuza odaklanmak suretiyle intihar etme düşüncesine veya eylemine eğilim duyarlar. İntiharların %15’inin nedeni depresyondur.Depresyonun fiziksel şikâyetleri arasında ağrılar, acılar, baş ağrısı, ajite olmak ve Kabızlık vardır. Depresyon geçiren bazı kişiler zor yataktan kalkar. Bazıları sabah erkenden uyanır ve tekrar uyuyamaz. Kimileri iştahsızlık çeker ve kilo verir, kimileri ise aşırı yer ve kilo alır.

Majör depresyon en az iki hafta sürer ve belirtilerin şiddeti gün içinde oynar. Majör depresyon bir dönemi içerebileceği gibi, zaman içine yayılmış birkaç dönemden de oluşabilir. Marazi melankolide en az iki yıl boyunca insanın kendisini kötü hissettiği günler iyi hissettiği günlere oranla daha fazladır. İki kutuplu bozukluğun manik safhası en az bir hafta sürer ve bunudepresif safhaya özgü “çöküntü” izler. Mevsimsel duygulanım bozukluğu, sonbaharda başlar ve ilkbahara kadar sürer.

Depresyon Önlenebilir mi?

Aktif kalın. Egzersiz gibi düzenli fiziksel aktivite depresyonu ve belirtilerini azaltır. Hobiler, tatiller ve toplum içinde yer almak da depresyonu uzak tutmaya yarıyabilir. Televizyonu kapatın ve daha Uyarıcı faaliyetler yapın.Ruh halini değiştirecek ilaçlardan uzak durun. Yasadışı uyuşturucu veya alkol depresyon yaratır. Reçeteyle yazılan ilaçları tavsiye edildiği şekilde kullanın. Sigara içiyorsanız, bırakın. Yoga veya meditas- yon gibi gevşeme tekniklerini öğrenin. Birisiyle konuşun. Güvendiğiniz bir arkadaşınızla, yakınınızla veya bir uzmanla konuşun.Depresyon üzerine okuyun. Bu hastalık konusunda kendinizi eğitin ve sağlıklı düşünme tarzını öğrenin.

Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?

Çoğu insan psikoterapi ve ilaç tedavisinden oluşan bir yaklaşımla iyileşir. Özel seans, grup veya aile oturumlarında psikolog veya psikiyatrisi hayat konularını ele almanızı, duygusal ve davranışsal tepkilerinizi değiştirmek için yollar bulmanızı sağlar.Depresyona karşı çok çeşitli ilaçlar vardır. Bir tanesi işe yaramazsa, öteki etkili olabilir. Günümüzdeki ilaçlar daha çok beyindeki kimyasal serotonini düzenlemeyi sağlar. Bu ilaçlar (örneğin Prozac) eski antidepresyonilaçlarına (imipramin gibi trisikliler) göre daha iyidir ve yan etkileri daha azdır. Monoamin oksidaz inhibitörleri de etkilidir, ancak ciddi yan etkileri vardır; bu ilaçları alanlar peynir gibi bazı yiyecekleri yememelidir. Sürekli yeni ilaçlar çıkmaktadır.

Manik depresyon genellikle lityum gibi bir ilaçla uzun süreli tedaviyi gerektirir. Başka tedavilere cevap vermeyen ağır depresyon vakalarında hastaneye yatmak ve elektrokonvul- sif terapi (şok) görmek gerekli olabilir. Antidepresyon ilaçları o anda kendinizi kötü hissetmeseniz bile, tavsiye edildiği dozda için. Depresyon birkaç yıl sonra tekrar görülebilir.



Depresyon Hapları İlaçları Nasıl Bırakılır ?


Bir çok insan , haklı olarak devamlı ilaç kullanmak istemez. Her gün ilaç alma mecburiyeti ,hakikaten sıkıcı bir durum. Mükemmeliyetçi ,titiz kişilikte ve aşırı kontrollu bireyler ;ilacı yaşamlarına bir müdahale gibi gördüklerinden , ilaca pek sıcak değillerdir. Ama sağlıklı olmak için gerekiyorsa, mecburuz.

Bunu da içselleştirmek gerekir. Panik problemi olan birisi ne zaman ilacı kesmeli?

Aşağıdaki 1. maddedeki önerilerim, kısa süreli ilaç kullanmaktan yana olan kişiler içindir:
(Kendi klinik deneyimlerimde, daha uzun süreli tedaviler önerdiğimi yukarılarda okumuşsunuzdur)

1-ilk defa Depresyon ve panikatakla tanışanlar, tedaviyle tam düzelip, bu düzelmeyi en aşağı, altı ay sürdürmeleri durumunda kademeli azaltıp kesebilirler…

Bir süre sonra Depresyon ve panikatak tekrarlarsa , bu sefer süreyi bir buçuk- iki yıla uzatmak gerekir.

2-Ailesinde Depresyon, panikatak ve diğer anksiyete bozuklukları problemi olanlar ,2-3 yıl kadar tedaviyi sürdürmeliler.Genetik yatkınlığı olanlarda hastalık tekrarı sık olabilmektedir…

Bu kişilerde tedaviden sonra, yine ataklar tekrarlarsa, tedavi süresini 5- 6 yıla çıkarmak gerekir. Buna rağmen yine tekrarlarsa ömür boyu koruyucu tedavi görmek tercih edilebilir.
Depresyon Belirtileri
Kişi, normalde de depresyon belirtileri olarak kabul edilen üzüntü, mutsuzluk, yalnızlık hislerini zaman zaman yaşadığı için yaşadığının depresyon mu yoksa günlük hayatın bir parçası mı olduğunu ayırt etmek her zaman kolay olmayabilir.

Bu noktada önemli olan, olaylar karşısında normalden farklı tepkiler verdiğinizi düşünüyorsanız ya da yakın çevrenizden bu konuda sorular geliyorsa bir uzmana danışmaktır. Çünkü uzun süre tedavi edilmeyen depresyon ilerleyerek kişiyi “intihar” gibi düşüncelere sürükleyebilir.

Bu konuda yapılan çalışmalar depresyonda olan insanların yaklaşık yarısının depresyonun farkında olmadan ve herhangi bir tedavi görmeden hayatlarına devam ettiklerini göstermektedir.

Tabii her depresyonda olan kişi intihara sürüklenmez ve depresyonda olsa dahi normal hayatına devam edebilir. Önemli nokta hayattan alınan zevkin ve yapıcı düşüncelerin tekrar geri kazanılabilmesi için tedaviye başlanmasıdır. Depresyon, okul ve iş performansınız üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.

Aşağıdaki “depresyon belirtileri” genel olarak uzmanların “depresyonun ilk işaretleri” olarak gösterdiği durumlardır. Depresyonun derecesine göre bu belirtilerin biri, bir kaçı veya tamamı görülebilmektedir.

Konsantrasyon Sorunları: İş yerinde, okulda ya da yemek yaparken dahi konsantre olamama, bir kitabın veya filmin sonunu getirmekte zorlanma.
Detayları Hatırlamakta Zorlanma: Yaşanan bir olayın önemli detaylarını unutma, hatta bazen olayların kendisini unutma.

Karar Vermekte Zorlanma: Daha önceden kolaylıkla verilen kararları depresyon nedeniyle verememe, yanlış karar vereceğinden korkma.
Halsizlik ve Enerji Azlığı: Nedensiz halsizlik, hobi veya keyif alınan diğer aktiviteleri yapmakta zorlanma, ilgisizlik.

Suçluluk, Değersizlik ve/veya Beceriksizlik Hisleri: Nedensiz olarak ya da sizin kontrolünüzde olmayan olaylar nedeniyle yaşanan suçluluk hissi, günlük aktiviteler sırasında dahi beceriksizlik hissi.

Normalden Fazla veya Az Uyuma: Uykunuz olsa dahi bir türlü uykuya dalamama veya tam tersi olarak yorgun olmasanız dahi günde 9-10 saat uyuma.

Olumsuz Düşüncelerin Önüne Geçememe: Her şey yolunda olsa dahi gelecekle ilgili aşırı kaygılanma, kendinizle ya da sevdiklerinizle ilgili önüne geçemediğiniz olumsuz düşünceler.

İştah Azlığı veya Aşırı İştahlı Olmak: İştahta, uyku gibi depresyon sırasında 2 farklı uçta olabilir. Bazı kişiler olumsuz düşünceler nedeniyle iştahını kaybederken bazı kişiler bu mutsuzluk halini aşmak için daha fazla yemek yiyebilir.

Huzursuzluk Hissi, Agresif Olma Hali: Ortada bir neden yokken huzursuz hissetmek, olaylar karşısında aşırı sinirli ve agresif tepkiler vermek.

Aşırı Alkol Tüketimi: Depresyonda olan kişilerde alkol tüketiminin artması dışında aşırı hızlı araç kullanma, kumar oynama ve tehlikeli sporlar yapma gibi düşüncesiz davranışlarda artış görülebilmektedir.

Hayatın Yaşamaya Değer Olmadığı Düşüncesi: Renkli bir sosyal yaşantınız, iyi ilişkileriniz ve başarılı bir işiniz olabilir ancak depresyondaysanız bunların hayatınıza değer kattığını görmeden yaşamanın bir anlamı olmadığı düşünebilirsiniz.
Depresyon Türleri
Her depresyon aynı değildir ve depresyon belirtileri depresyonun türüne göre değişebilir.

Majör Depresyon: “Majör Depresif Bozukluk” ya da “Klinik Depresyon” olarak da bilinen majör depresyon kişinin çalışma hayatını, uyku düzenini, yeme alışkanlıklarını ve bir zamanlar keyif aldığı aktiviteleri etkileyen bazı belirtilerle ortaya çıkar.
Majör depresyon, diğer depresyon türlerinden farklı olarak kişinin günlük aktivitelerini yapmasını engelleyebilir.
Bazı kişilerde hayatın bir döneminde görülmekle birlikte çeşitli dönemlerde tekrar edebilir.
Belirtiler gün içinde belirli saatlerde ya da gün boyu görülebilir ve 2 hafta kadar sürebilir.

Kronik Depresyon: Diğer adı “Distimi (Dysthymia)” olan kronik depresyon uzun dönemli (2 yıl ya da daha uzun süren) depresif ruh halidir. Bazı belirtileri majör depresyonla benzeşir ancak, kronik depresyonun belirtileri majör depresyon kadar şiddetli değildir.

Kronik depresyonu olan kişiler çevreleri tarafından genellikle “ürkek, melankolik, hüzünlü” olarak tanımlanır.
Tipik Olmayan (Atipik) Depresyon: Atipik depresyonun kilit belirtileri şu şekildedir; aşırı yemek yeme, aşırı uyuma, halsizlik, reddedilmeye karşı aşırı duyarlı olma.

Atipik depresyon genellikle “tipik” depresyondaki gibi üzüntü, iştah kaybı, uykuya dalmakta güçlük çekme gibi belirtilere neden olmaz.

Manik Depresyon: Diğer adı “Bipolar Depresyon” olan manik depresyon, klinik depresyon periyodları arasındaki karmaşık ruh hali bozukluğudur.
Bipolar depresyon 2’ye ayrılmaktadır. Bipolar 1’de kişi en az 1 kez manik depresyon yaşamıştır ve bu majör depresyon’dan bağımsız olarak görülür. Bipolar 2’de ise kişi en az 1 kez majör depresyon dönemi ve 1 kez hipomani (orta dereceli mani) yaşamıştır.

Mevsimsel Depresyon: Mevsimsel depresyon yılın belirli bir döneminde, genellikle bahar aylarının bitimi ve kış aylarının başlamasıyla ortaya çıkar.
Daha nadir olarak görülen bir diğer mevsimsel depresyon ise “Yaz depresyonu”dur ve ilkbahar aylarının sonuyla yazın başlangıcında görülür. Mevsimsel depresyonlar mevsim geçişiyle birlikte kendiliğinden ortadan kalkar.

Psikotik Depresyon: Psikotik depresyonda kişinin “gerçeklik”le bağı ortadan kalkar. Psikotik depresyonda olan kişilerde halüsinasyonlar ve hezeyanlar sık olarak görülür.

Doğum Sonrası Depresyon: Bebek doğduktan sonra yeni annenin hüzünlü olması durumu oldukça yaygındır ve annelerinin yaklaşık %75’inde görülmektedir. Ancak 10 yeni anneden 1’inde daha ciddi bir durum olan “doğum sonrası depresyon” görülebilir. Bu depresyon türü doğumdan 1 ay sonra, majör depresyon belirtileriyle ortaya çıkar.



Depresyon Çeşitleri Ve Tedavileri


Depresyon Çeşitleri Ve Tedavileri

1-Fiziksel Organik Nedenli Depresyonlar
2-Psikiyatrik Nedenlere Bağlı Depresyonlar

1-Organik-Fiziksel Nedenli Depresyon Çeşitleri:
-Kansızlık
-Vitamin Eksikliği
-Tiroid hormonu eksiklikleri
-Enfeksiyon hastalıkları
-Kronik romatizmal hastalıklar
-Kronik kalp ve damar hastalıkları
-Beyin kanamaları sonrası kısmi ya da kalıcı felç durumları
-MS(Multipl Skleroz)
-Beyin Tümörleri
-Yüksek tansiyon
-Kronik Sinüzit
-Kan şekeri dengesizlikleri
-Tedavi amaçlı devamlı kullanılan bazı ilaçlar(tansiyon ilaçlarının bazıları, bazı antibiotikler, özellikle KORTİZOLLÜ ilaçlar.
-Kronik ağrılar(baş ve diğer ağrılar)
-Kalp operasyonları sonrası
-Kronik Böbrek Hastaları
-Kadınlarda Hormonal dengesizlikler
-Epilepsi(sara)

2-Psikiyatrik Nedenli Depresyon Çeşitleri

-Panik Bozukluk-Panik Atak
-Obsesif Kompulsif Bozukluk(saplantı-takıntılar)
-Sosyal Fobi
-Kişilik Bozuklukları
-Genelleşmiş Anksiyete Bozukluğu
-Alkol ve madde kullanım Bozuklukları
-Psikotik hastalıklar(Şizofreni gibi)
-Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Yukarıda sıraladığımız fiziksel ve psikiyatrik nedenli depresyonlar da mutlaka bu nedenler dikkate alınarak tedavi proğramı yapılmalıdır.

Esas Depresyon(pür depresyon) bir duygudurum bozukluğudur.

Bu depresyon Çeşitleri nelerdir?

1-Majör Depresyon (ağır-büyük depresyon)
2-Manik Depresif Bozukluk(Bipolar affektif bozukluk) ‘un depresyon fazı
3-Distimik depresyon
4-Hamilelik ve Doğum Sonrası dönem depresyonları
5-menopoz sonrası depresyon
6-Atipik depresyon
7-Reaktif depresyon(dış bir nedene bağlı)
Depresyonun Tedavi Yöntemleri
Yine her ilaca bağlı oluşabilecek yan etkiler de farklıdır. Bir yakınınız depresyon geçirdi ve tedavi oldu ise aynı gruptan ilaçlar size de iyi gelebilir. Bazı hastalarda birden fazla ilaç kullanımı, psikoterapi (profesyonel kişiler tarafından özel teknikler kullanılarak yapılan konuşma tedavisi) ile ilaç tedavisinin birlikte kullanımı veya başka tedavi yöntemlerinin kullanımı gerekebilir. Hangi ilacın iyi geldiği ve hangi dozda kullanılması gerektiği genelde deneme yanılma yolu ile tespit edilir. Bu nedenle tedaviye başladıktan sonra doktorunuz ile bağlantıı kesmeyin, düzenli kontrollerinize gidin, sık doktor değiştirmekten kaçının ve tedavinin uzun süreli olduğunu unutmayın.

Yapılan araştırmalar çoğu hastada tek başına Antidepresan ilaç kullanımından ziyade ilaç ve psikoterapinin birlikte kullanımında daha iyi sonuçlar alındığını ortaya koymuştur.

Depresyon tedavisinde kullanılan yöntemler kısaca şöyle özetlenebilir:

1. Antidepresan ilaçlar

2. Değişik psikoterapi yöntemleri

3. Grup tedavileri

4. Elektro konvulsif tedavi (elektro şok tedavisi)

5. Fototerapi (özel bir ışık tedavisi)

6. Diğer yöntemler

Son grup içinde pratikte kullanımda olan ancak bilimsel olarak yararlı olup olmadığı henüz ispatlanmamış olan yöntemler yer almaktadır. Bunlar arasında B grubu vitaminler ve folik asit içeren vitamin preperatları kullanmak, akapunktur, müzikle tedavi, bitki özleri ile tedavi ,egzersiz, masaj vb. Teknikler yer almaktadır. Bu tekniklerin yararlı olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Bu nedenle depresyon hastalığı olan kişilerin direk bu yöntemlerle tedavi olmayı seçmek yerine öncelikle bir psikiyatriste başvurmalarında fayda vardır. Yine yeni bir tedavi tekniğinin denenmesi düşünülüyorsa mutlaka bir uzman tavsiyesine başvurulmalıdır. Gereksiz yere kullanılan bir yöntem zaman ve para kaybına yol açmasının yanında kişiye zarar verici de olabilmektedir.

HANGİ DEPRESYON İLACI DAHA İYİDİR?

Her hastaya uygun tedavi yöntemi farklıdır. İlaçların etkinliği kişiden kişiye farklılık gösterir. Size uygun olan bir ilaç bir başkasına uygun olmayabilir. Yine aynı şekilde dozlar da kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı hastalar düşük dozlarla tedavi olabilirken bazıları daha yüksek dozlara ihtiyaç duyarlar. Bu da ancak tedavinin seyri sırasında belirlenebilir. Aynı aileden benzer hastalığı olanlar aynı grup ilaçladan faydalanabilirler. Bu nedenle kan bağı olan bir yakınınız depresyon tedavisi görüyorsa kullandığı ilaçlar konusunda doktorunuza bilgi vermeniz sizin açınızdan faydalı olabilir. Depresyonun türü ve şiddetine göre değişik ilaçlar bir arada kullanılabilir, başka tedavi yöntemleri seçilebilir veya psikoterapi gündeme gelebilir.

Bedensel rahatsızlıklar veya psikiyatri dışında kullanılan başka ilaçlar da tdepresyon tedavisinin belirlenmesinde rol oynayabilir. Kortizon, bazı hipertansiyon ilaçları gibi değişik amaçlarla kullanılan bazı ilaçlar bizzat depresyona yol açabilir. Bu durumda bu ilaçların dozlarının azaltılması veya değiştirilmesi gerekebilir. Bu nedenle bedensel hastalıklarınız ve kullandığınız diğer ilaçlar konusunda doktorunuzu bilgilendirmenizde fayda vardır. Tedaviden iyi sonuç almak için doktor kontrolünde ilaca başlamak en uygun dozda en uygun sürede tedaviye devam etmek gerekir.

İlaçların etkileri yanında yan etkileri de önemlidir. İlaçların yan etkileri ilaca göre değişmekle beraber aynı ilaç değişik hastalarda değişik tepkiler ortaya çıkarabilmektedir. Bu nedenle bir depresyon ilacı kullanmaya başladığınızda olabilecek yan etkiler konusunda doktorunuzdan bilgi almanız gerekir. Beklenmeyen bir yan etki olduğunda gecikmeden tekrar doktora başvurmalısınız.

DEPRESYON İLAÇLARI BAĞIMLILIK YAPAR MI?

Hayır yapmazlar. Depresyon ilaçlarının bağımlılık yaptığına dair bu güne kadar elimize geçen veri veya araştırma yoktur. Bağımlılık yapan ilaçlar Sağlık bakanlığının kontrolü altındadır ve yeşil reçete kapsamındadır. Hiçbir depresyon ilacı yeşil reçete ile satılmamaktadır. Tedavinin başlarında hastaları daha iyi uyutabilemk için genelde uyku ilaçları eklenmektedir. Bazen yeşil reçete ile satılan ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadır. Bağımlılık riski açısından bu ilaçların kısa süre kullanılıp kesilmesinde fayda vardır.

Depresyon ilaçları bu konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından önerildiği veya kullanıldığı taktirde ilacın kötüye kullanımı sözkonusudur. Depresyonu veya başka ruhsal rahatsızlığı olmayan kişiler bu ilaçları kullandığı taktirde kişide neşelenme olmaz aksine sıkıntı yaratır. Bazı depresyon ilaçları ile ilgili olarak basında “utangaçlık ilacı bulundu” veya “kara sevdanın çaresi olan ilaç bulundu” gibi sansasyonel haberler çıkmaktadır. Bunların bilimsellikle, tedavi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Tamamiyle ilacın kötüye kullanımıdır. Bu tip yayınlara itibar edilmemesi ve doktor önermedikçe bu ilaçların kullanılmaması gerekir.
Depresyon Belirtileri
Kişi, normalde de depresyon belirtileri olarak kabul edilen üzüntü, mutsuzluk, yalnızlık hislerini zaman zaman yaşadığı için yaşadığının depresyon mu yoksa günlük hayatın bir parçası mı olduğunu ayırt etmek her zaman kolay olmayabilir.

Bu noktada önemli olan, olaylar karşısında normalden farklı tepkiler verdiğinizi düşünüyorsanız ya da yakın çevrenizden bu konuda sorular geliyorsa bir uzmana danışmaktır. Çünkü uzun süre tedavi edilmeyen depresyon ilerleyerek kişiyi “intihar” gibi düşüncelere sürükleyebilir.

Bu konuda yapılan çalışmalar depresyonda olan insanların yaklaşık yarısının depresyonun farkında olmadan ve herhangi bir tedavi görmeden hayatlarına devam ettiklerini göstermektedir.

Tabii her depresyonda olan kişi intihara sürüklenmez ve depresyonda olsa dahi normal hayatına devam edebilir. Önemli nokta hayattan alınan zevkin ve yapıcı düşüncelerin tekrar geri kazanılabilmesi için tedaviye başlanmasıdır. Depresyon, okul ve iş performansınız üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.

Aşağıdaki “depresyon belirtileri” genel olarak uzmanların “depresyonun ilk işaretleri” olarak gösterdiği durumlardır. Depresyonun derecesine göre bu belirtilerin biri, bir kaçı veya tamamı görülebilmektedir.

Konsantrasyon Sorunları: İş yerinde, okulda ya da yemek yaparken dahi konsantre olamama, bir kitabın veya filmin sonunu getirmekte zorlanma.
Detayları Hatırlamakta Zorlanma: Yaşanan bir olayın önemli detaylarını unutma, hatta bazen olayların kendisini unutma.

Karar Vermekte Zorlanma: Daha önceden kolaylıkla verilen kararları depresyon nedeniyle verememe, yanlış karar vereceğinden korkma.

Halsizlik ve Enerji Azlığı: Nedensiz halsizlik, hobi veya keyif alınan diğer aktiviteleri yapmakta zorlanma, ilgisizlik.

Suçluluk, Değersizlik ve/veya Beceriksizlik Hisleri: Nedensiz olarak ya da sizin kontrolünüzde olmayan olaylar nedeniyle yaşanan suçluluk hissi, günlük aktiviteler sırasında dahi beceriksizlik hissi.

Normalden Fazla veya Az Uyuma: Uykunuz olsa dahi bir türlü uykuya dalamama veya tam tersi olarak yorgun olmasanız dahi günde 9-10 saat uyuma.

Olumsuz Düşüncelerin Önüne Geçememe: Her şey yolunda olsa dahi gelecekle ilgili aşırı kaygılanma, kendinizle ya da sevdiklerinizle ilgili önüne geçemediğiniz olumsuz düşünceler.

İştah Azlığı veya Aşırı İştahlı Olmak: İştahta, uyku gibi depresyon sırasında 2 farklı uçta olabilir. Bazı kişiler olumsuz düşünceler nedeniyle iştahını kaybederken bazı kişiler bu mutsuzluk halini aşmak için daha fazla yemek yiyebilir.

Huzursuzluk Hissi, Agresif Olma Hali: Ortada bir neden yokken huzursuz hissetmek, olaylar karşısında aşırı sinirli ve agresif tepkiler vermek.

Aşırı Alkol Tüketimi: Depresyonda olan kişilerde alkol tüketiminin artması dışında aşırı hızlı araç kullanma, kumar oynama ve tehlikeli sporlar yapma gibi düşüncesiz davranışlarda artış görülebilmektedir.

Hayatın Yaşamaya Değer Olmadığı Düşüncesi: Renkli bir sosyal yaşantınız, iyi ilişkileriniz ve başarılı bir işiniz olabilir ancak depresyondaysanız bunların hayatınıza değer kattığını görmeden yaşamanın bir anlamı olmadığı düşünebilirsiniz.

Psikolog ve Psikiyatrist Arasındaki Fark Nedir ?

Psikoloji alanında kariyeri olan ya da bu alanda eğitim almakta olan kişilerin hayatında en az 1 kere de olsa duyduğu bir soruyu konu ediniyoruz bu yazımızda. Çoğumuz bu soruyu bir kez değil belki onlarca kez duyuyoruz. Aslında çok temel bir soru, yazımızın merakları gidereceğini umarak keyifli okumalar diliyoruz.

Öncelikle söyleyelim hem psikologlar hem de psikiyatristler ruhsal sağlık alanında çalıştıklarından birbirlerine karıştırılabilirler. Alan hakkında kapsamlı bilgiye sahip olmayan kişilerin bu meslekleri karıştırması da doğaldır. Aralarındaki en temel fark ise aldıkları eğitimden kaynaklanır. Psikologlar ülkemizde 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alırlar ve ardından arzu ederlerse eğitimlerine yüksek lisans ve doktora ile devam ederler. Psikiyatristler ise tıp fakültesinde eğitim alan ve psikiyatri alanında uzmanlaşan hekimlerdir. Yani psikiyatristler tıp doktorudur, ancak psikologlar doktor unvanını doktora yaparlarsa alırlar ve bu doktorluk tıp doktorluğu değildir.

Hemen bu noktada ikinci bir konu olan ilaç yazma mevzusuna değinelim. Yukarıda açıkladığımız eğitim farklılığından dolayı psikiyatristler ilaç yazabilirken, psikologlar eğitimleri süresince ilaçlara dair bilgi edinseler de ilaç yazma yetkileri yoktur.

Peki ya şu kanepeye uzanıp içimizi döktüğümüz hangisi? diye soranlar için önce her terapide kanepeye uzanılmadığını belirtip gözünüzde canlanan bu manzaranın psikologlara ait olduğunu söyleyelim. Bir psikoloğa gittiğinizde psikolog sahip olduğu yaklaşım(çalışma stili) doğrultusunda sorununuzun çözümü için sizinle bir yol haritası oluşturur ve karşılıklı konuşma şeklinde bir süreç yürütülür. Süreç demişken psikoterapinin uzunluğunun kişinin sorunu, isteği ve psikoloğun yaklaşımı çerçevesinde şekillenebileceğini söyleyelim.

Şu ana kadar bahsettiğimiz ayrımda hep hasta görme üzerine yoğunlaştık ancak çoğu insanın düşündüğünün aksine psikologlar yalnızca psikoterapi yapmaz. Psikoloji biliminin klinik psikoloji, sosyal psikoloji, deneysel psikoloji, fizyolojik psikoloji, adli psikoloji,  gelişim psikolojisi, spor psikolojisi, eğitim psikolojisi, endüstri/örgüt psikolojisi, sağlık psikolojisi, trafik psikolojisi gibi birçok alt dalı vardır. Bu alanlarda uzmanlaşmak için 4 yıllık psikoloji lisans eğitiminin ardından seçilen bir alanda yüksek lisans eğitimi alınır. Yani her psikolog psikoterapi yapmaz birçok psikolog farklı alanlarda uzmanlaşarak mesleğini sürdürebilir.

Psikolog mu, psikiyatrist mi olmalıyım diyenler var ise kendinize ne istediğinizi sormanızı öneriyoruz. Alana ilgi duyuyorsanız ancak ilginiz daha çok tıbbi ve ilaç üzerine ise size tıp eğitimi alıp psikiyatrist olmanızı öneririz. Ancak ilginiz hem psikolojinin farklı alanlarını öğrenmek, psikolojik testler yapmak, araştırmalar yürütmek ve psikoterapi yapmak üzerineyse psikologluk kariyeri size göre olabilir.

Bir psikolog ile bir psikiyatr arasındaki fark nedir? Bu soru, çok sorulan, çok kafa kurcalayan, birçok kritere dayalı bazı cevapları olan, bir çok bakış açısına göre şekillenen ve yine de çok az kişinin cevaplayabildiği bir sorudur. Esas ayrım, bu ikisinin eğitimlerindeki farka bağlı olsa da çoğu insan bu noktayı gözden kaçırabilmektedir. Bir kişi, bir üniversitenin edebiyat fakültesi içinde yer alan, psikoloji bölümünde dört yıllık lisans eğitimini tamamladıktan sonra diplomasında psikolog ünvanını taşıma hakkı kazanmaktadır. Yüksek lisans programları ile de branşlaşma ve uzmanlaşma şansı her zaman bulunmaktadır. Ancak eğer bu kişi, tıp fakültesini kazanmış ve bitirmişse, uzmanlığını da psikiyatri dalında tamamlamışsa, artık ona bir psikiyatr denmelidir. Bu kişi esasta bir tıp doktorudur; ancak tıpkı kadın doğum, dahiliye, genel cerrahi gibi bir uzmanlık alanı olan psikiyatriyi tercih etmiştir ve ruh sağlığı alanında çalışmaktadır. Kelime anlamlarına bakarsak, psikoloji, ruh anlamına gelen psişe ve bilim ya da teori anlamına gelen loji kelimelerinin bir birleşimidir ve kısaca ruh bilimi olarak Türkçeleştirilebilmektedir.


Psikiyatri ise, yine psişe ve tıbbi tedavi anlamı katan iyatri ekinin oluşturduğu bir kelimedir, psişenin tıbbi tedavisi anlamına gelmektedir. Psikiyatri ve psikolojinin ayrımı kavramsal olarak en temelde eğitim anlamındaki farkla ortaya çıkmakta, kelime anlamları da esasen bu ayrımı desteklemektedir. Çünkü psikologlar gerçekten de tıbbi bir tedavi uygulamamaktadırlar. Danışanları ile sadece psikoterapi ilişkisi düzeyinde bir işbirliğine girmektedirler. Oysa psikiyatrlar tıp doktorları oldukları için ilaç reçete edebilmekte ya da diğer tıbbi uygulamaları gerçekleştirebilmektedirler. Onlar da terapi yapabilmektedirler. Her iki alan da kendini geliştirmeye çok açıktır. Ancak bu noktada psikologların psikiyatrlardan ayrıldığı bir alan daha karşımıza çıkmaktadır: Teori geliştirme, deneyleme, araştırma yapma ve literatüre yeni kavramlar kazandırma konusu psikologlar için oldukça hayati bir yerde durmaktadır.

Bu farklılıklar çoğu kez yersiz tartışma ve çekişmelere sebep olmaktadır. Bazı psikologlar terapi yapma görevini, tüm psikoterapileri ve testleri kendi işleri olarak görerek psikiyatrları yetersiz ya da gereksiz bulabilmektedirler. Hatta ilaç tedavilerini de oldukça gereksiz ve hatta zararlı bulan bir kesim de bulunmaktadır. Kimi psikiyatrlar ise hem ilaç yazıp hem terapi yapabildikleri için alandaki psikologları görmezden gelmekte ve hatta onlara gerek olmadığını düşünmekte, psikologlarla çalışmayı reddetmektedirler. Ancak böyle bir şey düşünülemez. Psikologla psikiyatr birbirlerine destek olacak işler yapmak için ayrılmaktadırlar. Psikologun eğitimi ve literatür bilgisi, psikiyatrın tıbbi tedavisine ve psikoterapi uygulamalarına destek çıkmalı, psikiyatrın yöntemleri de psikoloğun içinde olduğu süreci kolaylaştırmalıdır.

Maalesef ülkemizde bu türden bir anlayış, alanda çalışan profesyoneller arasında bile şekillenememiştir. Televizyonlarda psikiyatrların titri psikolog olarak lanse edilmekte, bu bilgisizlik de tüm düzeltmelerin öfke ve usanmışlık içinde yapılmasına sebep olmaktadır. Bu türden çekişmelerle, mesleki hayatı henüz başlamadan karşılaşmış bir psikolog olarak, en başta bu ikisi arasındaki ayrımı yapabilen nadir insanlardan biri olarak, aynı ayrımı yapabilen nadir ve yüksek vasıflı psikiyatrlarla çalışma fırsatını bulmuş olmayı çok değerli bir şans olarak adletmekte bir sakınca görmüyorum. Çoğumuzun tanıdığı ve hatta saygı duyduğu isimler, iki disiplin arasındaki farkı işbirliğine yönelik değil de; dışlamaya yönelik olarak kullanmaktayken, bunu söylemiş olmakta da, bir psikolog olarak çok haksız da sayılmam. Ruh sağlığı alanında, gereken ahenk ve terbiye ile en önemlisi kuvvetli bir bilgi donanımıyla, dürüstlük ve etik ilkelere bağlılıkla çalışan, kuruluşunda bizzat yer almaktan gurur duyduğum bu oluşum diğerlerinden sıyrılmakta fazla gecikmeyecektir, bundan eminim.


Psikolog kimdir?
Psikolog, ilgili fakültelerin psikoloji bölümünden mezun olan bireylerdir. Psikologlar kendi ilgi alanlarına göre çeşitli kurum ve kuruluşlarda çalışabilmektedirler. Hastaneler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında, Ceza ve Tevkif Evlerinde, Adliyede, Özel Sektörde vs. gibi kurumlarda çalışabilmektedirler. Psikolog insan davranışlarını gözlemleyerek terapi yapan(bunun için eğitim alması gerekiyor) ,danışmanlık yapan, ilgili test ve teknikleri uygulayan, sosyal destek sağlayan meslek personelidir.

Klinik psikolog kime denir?
Klinik Psikolog, 4 yıllık psikoloji bölümünü tamamlayarak klinik psikoloji tezli-tezsiz yüksek lisans programını tamamlayan kişilere denmektedir. Bu program ise 2 yıl sürmektedir. Yüksek Lisans programdan mezun olan kişiler klinik psikolog unvanı almaktadır.

Psikologlar nasıl bir eğitim alır?
Psikologlar fakültelerin psikoloji bölümlerinde insan davranışları, gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji, istatistik, psikopatoloji, sosyal psikoloji vb. gibi birçok ders alarak insan ve davranışları, gelişimi üzerine eğitim almaktadır. Daha sonra kendisi geliştirmek isteyen bireyler terapi eğitimi alabilir veya bir alanda uzmanlaşabilmektedirler. Bu eğitimler yıllar almaktadır.

Psikiyatrist kimdir?
Psikiyatrist, 6 yıl tıp fakültesi eğitiminden sonra, 5 sene ruh sağlığının korunması teşhis ve tedavisi ile eğitim gören hekimlerdir.

Psikiyatristler nasıl bir eğitim alır?
Psikiyatrist olabilmek için ilk önce tıp fakültesini bitirip daha sonra TUS diye bilinen uzmanlık sınavına girerek psikiyatri dalında uzmanlık yapabilecek yeterli puana sahip olunarak eğitim alınır. Bu eğitim devlet hastaneleri veya üniversite hastaneleri olur. Böyle yoğun ve uzun süreçlerden geçilerek eğitim görmektedirler.