Depresyon ve Mutsuzluktan Kurtulma Yöntemleri

mutsuzluktan kurtulmak için ne yapmalı ?  mutsuzluk hissi nasıl tedavi edilir ? kronik mutsuzluktan kurtulmak ve sürekli mutsuzluk hastalığı mutsuz insanlar ne yapmalı ?



Sürekli asık suratla gezen ‘müzmin mutsuz‘lardan mısınız? Kimseye güvenmiyor, başkalarının hayatlarında aklınız kalıyor ve devamlı şikayet mi ediyorsunuz?

Mutsuzluk, insanın kendini huzursuz, umutsuz ve karamsar hissetme halidir. Hayattan zevk alınmadığı, monotonluktan ve gündelik sorunlardan sıkıldığı zaman ortaya çıkar. İçine kapanıklılık, diğer insanlarla sıkıntı ve dertlerin paylaşılmaması mutsuzluğu tetikleyen etkenlerdir.

Mutsuzluk, sürekli üzgün olmak, ümitlerin ve yaşama sevincinin azalması, etrafta olup bitene karşı ilgisizlik olarak adlandırılabilir. İnsan dünyada yaşamaya değer bir şeyin olmadığına inandığında mutsuzluk ortaya çıkar. Mutsuz insanlar günlük yaşamlarında karşılaştıkları her olumsuzlukta bütün aksiliklerin kendilerini özellikle bulduğunu zannederler. Etrafındaki insanlara sahte gülücükler saçarak, mutluymuş izlenimi vermeye çalışırlar fakat çoğu zaman gözleri ele verir onları. Geceleri uyuyamama, her sabah yeni bir umutsuzluk ve mutsuzlukla güne merhaba demek kronikleşir adeta mutsuz insanlarda.

Evet, insanların genelde bir günü bir gününe uymaz. İnsanların karşısına yaşamları çok farklı şeyler çıkarabilmektedir. Çok farklı tecrübeler edindirir bize hayatımız. Bazen yeniliriz karşılaştığımız sınavlara ve acılara. Bazen de sebat eder, dünyaya geliş nedenimizi düşünüp, sınavın sahibine sığınırız.

Mutsuzluk insanlarda kronikleşirse başa çıkması zaman alabilir. En küçük şeyleri bile gözümüzde büyütürüz. Havaların bozuk olması, yanakta çıkacak küçük bir sivilce bile mutsuz olmaya yetebilir. Fakat bazen hayatımızda karşımıza çıkan büyük olaylarda mutsuz olmamıza neden olmaktadır. Sevdiklerimizin bize ihaneti, mutsuz giden evlilik, planlanan işlerin başarısızlıkla sonuçlanması, sevdiklerimizi kaybetmemiz, büyük maddi kayıplar, yakınımızın veya kendimizin hastalanması bir şekilde mutsuz olmamıza neden olmaktadır.
Mutsuzluk

Birde psikolojik nedenleri vardır mutsuzluğun. İnsanlara olan güven kaybı ve geçmişte yaşanılmış bir kötü tecrübe insanları psikolojik olarak mutsuzluğa sürüklemektedir. Yukarıda da bahsettiğim gibi küçücük şeyleri insanların kafasında büyütmesi, dünyanın her yerinde zaman zaman medyada gelen olumsuzlukların onun başına geldiğinde, sanki sadece onun başına geliyormuş gibi algılaması ve büyütmesi, insanların adeta onu mutsuz etmek için uğraşıyorlarmış gibi algılamasına ve psikolojik olarak mutsuz olmasına neden olmaktadır.

İnsanoğlu duygusal bir varlıktır. Kimi olaylara karşı güçlü olabilmekteyken, kimi olayların karşısında aciz kalmaktadır. Kimi zaman basit olabilmekteyken bazen de karmaşıktır insanoğlu. Çevresinde olup biten karmaşıklarla çatışmalar yaşarken, bu çatışmaların içerisinden sıyrılabilecek kadar da güçlüdür. Mutsuzluk ise onun güçlü iradesini zayıflatan ve karşılaştığı sorunlar karşısında pes etmesine neden olan duygusal çöküntü halidir.

Genellikle kapalı yerlerde uzun süre kalmak, kendini bir işe veya amaca fazlaca kaptırmak, uzun süre yalnız kalmak mutsuzluğu tetikleyene nedenlerdendir. İnsanların sık sık gezintiye çıkması, doğa yürüyüşü düzenlemesi, toplu etkinliklere katılarak farklı insanlar tanıması mutlu olmalarını sağlayacaktır. Burada önemli olan insanın kendisinin de mutsuzluktan kurtulmak için uğraşmasıdır.

Unutulmamalıdır ki, hiçbir gerçek, onu görmemeye çalışmaktan daha acı olamaz.


1- ‘Hayat çok zor’ inancı



Mutlu insanlar da hayatın zor olduğunun farkındadır ama zorlu zamanları, ‘kurban’ psikolojisinden ziyade bir tür ‘merak’ yaklaşımıyla aşmayı da bilir. Kendilerini soktukları zorlu durumdan dolayı sorumluluk alır ve bu durumdan mümkün olan en kısa sürede çıkmaya odaklanırlar.

Şartlardan şikayet edip durmak yerine çözüm bulmakta ısrar etmek, mutlu bir insan olduğunuzun işaretidir. Mutsuz insanlar kendilerini hayatta kurban olarak görür ve bir çıkış yolu aramak yerine, ‘Bak başıma ne geldi’ tavrında ısrar eder.

2- ‘Çoğu insanın güvenilmez olduğu’ inancı

Çoğu mutlu insan, başkalarına güven duyar. Herkesin birbirinin kuyusunu kazma peşinde olduğuna değil, insanların içinde iyilik olduğuna inanırlar. Yeni tanıştıkları kişilere genelde dostane yaklaşırlar, etraflarındaki kişilere bir tür ‘birliktelik’ hissi verirler.

Mutsuz insanlarsa tanıştıkları çoğu kişiye güvenmez; yabancıların güvenilmez olduğunu varsayar. Ne yazık ki bu davranış biçimi yavaş yavaş kapının en yakınları dışındaki herkese kapatılmasına yol açar; yeni arkadaşlar edinme şansını tümüyle yok eder.

3- Dünyadaki doğrular yerine yanlışlara odaklanmak

Evet bu dünyada yanlış giden yeterince çok şey var. Fakat mutsuz insanlar doğru olanları görmezden gelip sadece yanlışlara odaklanır. Onları daha 10 metre uzaktan fark edersiniz; herhangi bir olumlu şey hakkında ‘Evet, ama…‘ diye şikayet ediyorlardır.

Mutlu insanlar da küresel sorunların farkındadır. Bununla birlikte, doğruları da görerek endişelerini dengelerler. Buna, ‘iki gözünü birden açık tutmak‘ da denebilir. Mutsuz insanlar, dikkatlerinin yanlıştan başka bir yere çekileceği korkusuyla, bir gözlerini iyi olan her şeye kapatırlar.

4- Kendinizi başkalarıyla karşılaştırıp kıskançlık beslemek

Mutsuz insanlar, başkalarının içinde bulunduğu iyi durumun kendilerinden bir şeyler çaldığına inanır, sürekli başkalarıyla karşılaştırma yaparlar. Bu durum, kıskançlık ve nefrete yol açar.

Mutlu insanlar ise başkalarının sahip olduğu şans ve koşulların kendilerinin de aynı noktaya gelebileceğinin işareti olduğuna inanır. Onlara göre herkes, kimse tarafından kopyalanamayacak ya da çalınamayacak türden, kendilerine ait bir ‘gidişat‘a sahiptir. Mutlu insanlar, fırsatların sınırsız olduğuna inanır ve başkalarının talihinin iyi gitmesinin kendi hayatlarını kısıtlayacağını düşünüp kötümserliğe kapılmaz.

5- Hayatınızı kontrol etmek için çabalamanız gerektiği inancı

Kontrol etmekle hedeflerinize ulaşmaya çalışmak arasında fark vardır. Mutlu insanlar, hedeflerine ulaşmak için her gün adım atarlar ama hayatın ne getireceği konusunda da fazla kontrol sahibi olamayacaklarını bilirler.

Mutsuz insanlar ise en ufak şeyin sonucunu bile kontrol etmeye meyillidir ve planları ters gittiğinde dramatik bir teşhirle çöküş yaşarlar. Mutlu insanlarsa plan ters gittiğinde odak kaybı yaşamaz fakat yeni şartlara uyum sağlar. Burada yapılması gereken, amaç odaklı davranmak ama en ufak ayrıntısına kadar belirlediğiniz planların ters gitmesi halinde darmadağın olmamak.

6- Geleceği endişe ve korkuyla beklemek

Mutsuz insanlar sadece neyin kötü gidebileceğini düşünür; sürekli endişe ve korku duyar. Mutlu insanlarsa sağlıklı miktarda hayal kurar. Onlar da endişelenir ve korku hisseder ama bunu hissetmekle yaşamak arasındaki çizgiyi çekmesini de bilir.

Mutlu bir insan korku ve endişe duyarsa, kendilerine bu hislerin gerçekleşmesini engellemek için ne yapabileceklerini sorar, yani sorumluluk alıp duruma karşı koyar. Eğer yapabilecekleri bir şey yoksa da, durumu kabullenir.

7- Sohbetlerinizi sürekli dedikodu ve şikayetle doldurmak

Mutsuz insanlar geçmişte yaşar. Başlarına ne geldiğinden ve hayatın zorluklarından söz etmeyi tercih ederler. Bu konular hakkında konuşacak şeyleri kalmayınca da, başkalarının hayatlarına göz dikip dedikodu yapmaya başlarlar.

Mutlu insanlarsa şu anı yaşar ve geleceği hayal eder. Onların olumlu enerjisinin uzaktan hissedersiniz. Üzerinde çalıştıkları bir konu hakkında duyuyor, sahip oldukları için minnettar hissediyor ve gelecekteki ihtimaller için hayal kuruyorlardır.


Mutsuzluk kimileri için bir tür alışkanlığa ya da fark etmeden yaptıkları bir tercihe dönüşebilir; mutlu bir an yaşasalar dahi kendilerini mutsuz hissettikleri ruh haline çok çabuk dönebilirler. Bu durumu kronik mutsuzluk olarak tanımlayabiliriz.
Kronik Mutsuzluk Sebepleri

    Çocukluktan taşınan güvensiz ilişki kurma biçimleri
    Düşük özgüven
    Mutsuz ve çatışmalı aile yapısı
    Aşırı kuralcı ve beklentilerin yüksek olduğu, katı bir aile ortamında büyüyen çocuklar
    Mutluluk duygusunu tanımlamakta ve mutlulukla kaygıyı özdeşleştirmiş kişilik yapıları
    Geçmişten kapanmayan defterler, suçluluk duyguları ve pişmanlıklar
    Arka arkaya yaşanan kayıplar ve olumsuz yaşantılar
    Kişinin yardıma kapalı olması ve depresyonu bir yaşam biçimi haline getirmesi
    Tedavisi gecikmiş veya ertelenmiş major depresyon
    Tedavisi tamamlanmamış depresyon

Olumsuzluklardan daha çabuk etkilenen ve negatife odaklı bir bakış açısı geliştirdikleri için mutsuzluk bir süre sonra bir alışkanlığa dönüşebilmekte ve birey ne yaşarsa yaşasın, davranışlarıyla durumu tekrar o tanıdık mutsuzluk tablosuna çevirebilmektedir. Bu insanlara göre gerçekçi hareket etmek ancak negatife odaklanmakla mümkün olmaktadır. “Pozitife odaklanmak bir takım şeylerin gözden kaçmasına neden olabilir ya da hayal kırıklıkları yaşanmasına yol açabilir” şeklinde negatif bir düşünce geliştirmektedirler.
Kronik Mutsuzluğuk Yaşayan Kişilerin Özellikleri

    Kronik depresyon yaşayan insan öfkeli ve ben-merkezcidir.
    Kişisel gücünün yoğunluğunun farkında değildir ve kendi sorumluluğunu üstlenecek kadar güçlü hissetmez.
    Çevresindeki insanlar bu kişinin olumsuz gücünün farkındadırlar.
    Bu insanı sevmek zordur, çünkü kendisini ve başkalarını sevmekten kaçar.
    Kronik depresyon mutsuzluk gibi bir duygu değildir. Duygu yoksunluğu veya duygu yoksunluğu yaratan boğucu bir duygu karmaşası olarak tanımlanabilir.
    Kronik depresyon çaresiz görünebilir ama değildir. İnsanlar depresyonlarının üstesinden gelebilir.

Depresyon Neden Kronikleşir?

Depresyon hastaların önemli bir kısmında, psikoterapi ve antidepresan tedavisinin yeterli uygulanmamasından dolayı kronik depresyon oluşabilmektedir. Bu durum depresyonun süregenleşmesine yol açar ve depresif belirtilerin düşük şiddette oluşu, hastanın işlevselliğinde çok belirgin bozulma olmayışı kişiyi ve uzmanları yanıltabilir. Psikiyatrik desteğe yönelen major depresyon hastalarında da tedavi edici dozun altında uygulanan antidepresan ilaçla depresif belirtilerde düzelme olmamakta ve bu durum depresyonun kronik seyrine katkıda bulunmaktadır. Etkin psikoterapi ve psikiyatrik tedavi uygulanamamasının bir başka nedeni de kronik depresyonun yeterince tanınmaması olabilir.

Tedaviye dirençli depresyonlar da çoğu zaman kronik depresyon olarak değerlendirilmektedir. Tedaviye dirençli depresyon çeşitli araştırmacılar tarafından farklı şekillerde tanımlanmakla birlikte, genel olarak yeterli süre ve dozda uygulanan antidepresan tedaviye yanıt vermeyen depresyon, tedaviye dirençli olarak kabul edilmektedir.
Kronik Depresyonun Görülme Oranları ve Sıklığı

Depresif duygu durumu kişinin bedenini, diğer duygularını, düşüncelerini, çevresindeki insanlarla olan ilişkilerini, kısacası hayatının tamamını olumsuz yönde etkileyen bir rahatsızlıktır. Dünya çapında hastalık yükü anlamında en sık görülen 4. Rahatsızlıktan biri depresyondur. Türkiye’deki oranlara bakıldığında kadınlarda %25, erkeklerde ise sıklığında depresyon tanısı alacak kriterlere sahip kişinin bulunduğu belirtilmektedir.

Erkeklerde bu oranın daha az gibi görülmesinin en önemli nedeni kadınlara göre depresyon konusunda tedaviye başvurmaktan daha çok çekinmeleridir. Kadınlarda daha çok görülmesinin nedenleri arasında da hormonlar, daha ayrıntılı bir şekilde düşünme eğilimleri ve toplumsal rol kimliklerinin erkeklerden daha fazla olması gibi nedenler bulunmaktadır.

 Depresyon kişinin bedenini, duygularını, düşüncelerini, çevresindeki insanlarla olan ilişkilerini, kısacası hayatının tamamını olumsuz yönde etkileyen bir rahatsızlıktır. Psikolojik rahatsızlıklar arasında en yaygın olanıdır. Dünya çapında hastalık yükü anlamında en sık görülen 4. rahatsızlık depresyondur. Türkiye’deki oranlara bakıldığında kadınlarda %25, erkeklerde ise %10 sıklığında depresyon tanısı alacak kriterlere sahip kişinin bulunduğu belirtilmektedir. Erkeklerde bu oranın daha az gibi görülmesinin en önemli nedeni kadınlara göre depresyon konusunda tedaviye başvurmaktan daha çok çekinmeleridir. Kadınlarda daha çok görülmesinin nedenleri arasında da hormonlar, daha ayrıntılı bir şekilde düşünme eğilimleri ve toplumsal rol kimliklerinin erkeklerden daha fazla olması gibi nedenler bulunmaktadır.

Depresyon çocuklarda da görülebilmektedir. Ülkemizde %4 oranında çocuk depresyonu olduğu tahmin edilmektedir. Çocuklardaki depresyon daha çok okul korkusu, aileye fazla tutunma ve aşırı yaramazlık şeklinde görülebilmektedir.

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Depresyon tanısının konulabilmesi için en az 2 hafta boyunca hemen hemen hergün, gün boyunca kişinin üzgün ve çökkün bir duygu içinde olması ya da ilgi ve hoşnutluğun kaybolması gerekmektedir. Buna ek olarak aşağıdaki semptomlardan en az 4 tanesinin bulunması gerekmektedir:

    Uyumada güçlük çekmek
    Hareketlerde yavaşlama, uyuşukluk ya da zaman zaman huzursuz bir hareketlilik içinde olmak
    İştah azalması ve kilo kaybı ya da iştah ve kilo artışı
    Enerji kaybı ve aşırı yorgunluk
    Kendini eleştirme, hoşnutsuzluk, yetersizlik, değersizlik ve suçluluk duyguları
    Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da gerçekten güçlük çekme
    Ölüm ve intihar düşünceleri içine girmek

Depresyon Türleri Nelerdir?

En sık görülen depresyon türü majör depresyondur. Yukarıdaki semptomların en az iki hafta boyunca yoğun ve kişinin hayatını olumsuz derecede etkileyecek şekilde bulunması durumunda bu tanı konulabilir. Bunun yanında doğum sonrası depresyon, mevsimsel depresyon, kanser, diyabet vb. sağlık sorunları nedeniyle başlayan depresyon, karamsarlığın ön planda olduğu melankolik depresyon ve en az iki yıl devam eden daha hafif şiddetli distimik depresyon gibi alt kategoriler bulunmaktadır.

Depresyonun nedeni nedir?

Depresyonun birçok sebebi vardır. Genetik, nörokimyasal, hormonal, psikolojik ve çevresel nedenler kişinin depresyona girme riskini artırabilmektedir.

Genetik nedenlere bakıldığında anne baba gibi yakın akrabalarında depresyon olan bazı kişilerin depresyona girme açısından küçükte olsa bir risk taşıdığı düşünülmektedir. Ancak psikolojik ve çevresel gibi faktörlerde işe karıştığı için genetik etkenlerin etkisi depresyonda çok yüksek değildir.

Beyindeki nörokimyasal yapıdaki özellikle serotonin denilen maddenin miktarının ayarlanmasında bazı sorunlar olduğunda kişi depresyona girebilmektedir. Depresyon tedavisinde kullanılan antidepresan ilaç tedavisi de başta serotonin gibi maddelerin beyindeki dengesinin sağlanmasını amaçlar. Genetik nedenlerde olduğu gibi nörokimyasal nedenlerde psikolojik ve çevresel etkenlerle ilişkilidir ve birbirlerini etkilemektedir. Dolayısıyla depresyonun tek nedeni değildir.

Hormonal düzensizliklerden dolayı da kişi depresyona girebilmektedir. Kortizol gibi bazı hormonların düzensizliğinden dolayı iştah azalması, uykusuzluk gibi depresyonda görülebilecek semptomlar ortaya çıkabilmektedir.

Psikolojik nedenler birçok çeşittedir. İçedönük, pasif kişilik özellikleri, takıntılı düşünme, karamsar bakış açısı, geçmiş travmatik olayların etkisinden kurtulamamak, duygu kontrolünü etkili bir şekilde yapamamak, iletişim güçlükleri yaşamak ve başka psikolojik rahatsızlıklara sahip olmak gibi nedenler kişinin depresyona girmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Ekonomik güçlükler yaşamak, bir yakınını kaybetmek, stresli bir olay yaşamak, aile içi problemler vb. çevresel nedenler eğer psikolojik ve diğer nedenlerle birleşirse de kişi depresyona girebilmektedir.

Mutsuzluk ve depresyon aynı şeyler midir?

Bu iki kavram bir çok kere karıştırılmaktadır. Mutsuzluk genel ve doğal bir durumdur ve kişinin moralinin iyi olmadığı, keyifsiz bir ruh halini kapsar. Çevrenizdeki birçok kişi hayatının bir bölümünde muhakkak mutsuzluk içine düşmüştür. Yukarıda belirtilen çevresel etkenler karşısında zaman zaman mutsuz bir duygudurum içine girmek normaldir. Mutsuz olduğunuzda günlük işlerinizi halledebilirsiniz, performansınızda bir gerileme olmaz. Depresyonda ise daha özel bir durum vardır. Uzun süre devam eden yoğun bir mutsuzluğa ek olarak karamsar düşünce, uykusuzluk, isteksizlik gibi belirtiler kişinin yaşamını çeşitli ölçülerde kısıtlamaya başlar. Depresyonun yoğunlaştığı durumlarda bazı kişiler de intihar düşüneleri bile oluşmaya başlayabilmektedir.

Depresyonun tedavisi nedir?

Depresyonun iki temel tedavisi vardır. Bunlar ilaç tedavisi ve psikoterapidir. Psikiyatrist tarafından uygulanan ilaç tedavisiyle nörokimyasal düzeyde müdahale edilir. Uykusuzluk, isteksizlik, olumsuz duygularınızı yoğun bir şekilde yaşama gibi semptomlar yatıştırılmaya çalışılır. Bu şekilde kişi günlük işlerini yapabilme konusunda kendisini biraz daha iyi hissedebilmektedir. Eğer kişinin depresyonu yaşamını dikkate değer şekilde kısıtlıyorsa ve intihar düşünceleri varsa mutlaka ilaç tedavisi uygulanmalıdır.

İlaç tedavisinin yanında ya da hafif şiddetteki durumlarda ilaç tedavisine alternatif olarak psikoterapi de uygulanmaktadır. Psikoterapi problemlerinizin, düşüncelerinizin, duygularınızın, davranışlarınızın, ihtiyaçlarınızın ve yaşamınızın çeşitli alanlarının incelenerek problemlerinizin nedenlerinin sizinle birlikte analiz edilmesi ve bunlarla başaçıkmanız konusunda size yardımcı olmayı sağlayan sistematik bir yaklaşımdır. Psikoterapi diğer insanların size zaten yapmış olabileceği gibi bir nasihat ve akıl verme değildir. Yeri geldiğinde tavsiyelerde bulunulmakla birlikte asıl yapılan şey size en uygun olan çözümü kendinizin bulmanıza ve bu çözümü etkili bir şekilde uygulamanıza yardımcı olmaktır. Bu yüzden probleminizin karmaşıklığına bağlı olarak birkaç seans sürebilmektedir.

Depresyonda olan bir kişiyi çamura saplanmış bir araba olarak düşünürseniz bu arabanın çamurdan çıkıp bir an önce harekete geçmesinin süresinin kısaltılmasında ilaçların önemli bir katkısı olmaktadır. Ancak araba çamurdan çıktıktan sonra direksiyonu nasıl kullanacağını, hangi yollara girmeye ihtiyaç duyduğunu, bu yollarda nasıl süreceğini ve bir daha çamura nasıl saplanmayabileceğini analiz edip uygulamak direksiyondaki kişiye kalmıştır. Sadece ilaç tedavisi alıyorken kişi bu analiz ve uygulamayı kendi başına da yapabilir. Ancak bunu yapmakta güçlük çektiğini, sıkıntılarının devam ettiğini farkediyorsa uzman bir psikologtan psikoterapi desteği alması faydalı olabilir. Depresyondaki kadar yoğun ve kısıtlayıcı olmasa da eğer kişi zaman zaman mutsuzluğundan yakınıyorsa ve günlük stresle başaçıkma konusunda zorlanıyorsa bu durumda da psikoterapi desteği alabilir.

Antidepresan İlaçlar ve Depresyon

Depresyonda olduğu gibi depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar yani antidepresanlar hakkında da bazı yanlış inanışlar vardır. Bu yanlış inanışlar tedaviye yönlenmede önemli bir zorluk yaratır. Bu inanışlar tedavinin de yolunda gitmemesinde, ilaçların düzensiz kullanımında önemli bir etkendir.


YANLIŞ BİR: Antidepresanlar Bağımlılık Yapar.

Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Almadığınızda almak için arzu duymazsınız, aldığınızda keyif almazsınız. Ancak antidepresanlar düzenli biçimde hergün alınması gereken ilaçlardır.

Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasallar yerlerine konulur. Ancak beyin bu kimyasalların hergün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. Bir gün ilacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz, bu bağımlılık değildir, tıpta “kesilme belirtisi” denilen durumdur. İlacı azaltarak kesmek gereklidir.

YANLIŞ İKİ: Antidepresanlar “Mutluluk Hapları”dır.

Antidepresanlar “kafa yapan”, mutluluk veren ilaçlar değildir. Sadece dir psikiyatrik hastalığı olan ve bu sebeple üzüntülü, çökkün hisseden kişilerde, hastalık belirtilerini yatıştırarak normal hissetmelerine yardımcı olur. Depresyonu olmayan kişiler antidepresan ilaç aldıklarında, iyi hissetmek yerine, ilaç yan etkileri yaşayacaklardır.

YANLIŞ ÜÇ: Antidepresanlar Uyuşturur, Tedavi Etmez.

Antidepresanlar uyuşturucu değildir. Birçok sakinleştirici ya da “uyuşturucu” maddenin aksine alındıklarında hemen etki etmezler, düzelme için 4-6 hafta beklemek gerekir. Antidepresanlar beyin kimyasını olumlu biçimde değiştirir, kişinin depresyonunu tedavi eder. Ancak kişinin genetik yapısının, olumsuz sosyal koşullarının, stres faktörlerinin değişmemesi nedeniyle tedavi bittikten sonra depresyon tablosu tekrar edebilir. Bu tıpkı birçok diğer biyolojik tedavide olan duruma benzer. Örneğin bronşit olduysanız, antibiyotik tedavi almalısınız. Daha sonra tekrar edebilir diye tedavi almamak akıllıca olmaz. Antibiyotik ile bronşit düzelir. Ancak daha sonra aynı mikropla karşılaşmanız ve bağışıklık sisteminizin güçsüzlüğü bir araya gelirse yine bronşit olabilirsiniz. Depresyon tedavisinde de aynı durum geçerlidir.

YANLIŞ DÖRT: Antidepresanlar Kişiliğinizi Değiştirir.

Antidepresanlar kişiliği değiştirmez, kişiliği değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. Antidepresan ilaçlar kişiliğinizin üzerini örten tozlu depresyonu temizler ve alttaki gerçek kişiliğinizin ortaya çıkmasını sağlar. Ama siz neyseniz osunuzdur. İlaç kullanımı ile sadece depresyon düzelir ve daha iyi hissedersiniz.

YANLIŞ BEŞ: Antidepresanlara Bir Defa Başladınız mı Hayat Boyu Bırakamazsınız.

Birçok depresyon hastası için tedavi süresi 1-1,5 yıl kadar sürer. Bazı durumlarda daha kısa da sürebilir. Ancak hastalık kronikleşmiş, şiddetli, çok sayıda tekrar varsa daha uzun sürelerle kullanım gerekir. Fakat bu süre “hayat boyu” değildir. Birçok hastanın düştüğü hata, belirtiler düzelir düzelmez, önerilen 1-1,5 yıl süre dolmadan tedaviyi hemen kesmedir. Ne kadar erken keserseniz, depresyonun tekrarlama ihtimali o kadar fazladır. Depresyon ilaç kesiminden sonra tekrar etmişse bu 1-1,5 yıl süre en baştan başlayacaktır. Depresyon tekrarlarının sayısı arttıkça da bu süre daha da uzayacaktır. En kısa ve en düşük doz kullanımı için, tedaviyi kesmeden, bir defada, hekimin önerdiği şekilde kullanıp tedaviyi bitirmek gereklidir.

Gebelikte depresyon nedenleri nelerdir?

Gebelikte Depresyon

Gebelikte depresyon, depresyon dünyada en çok görülen sağlık sorunlarından biridir. Depresyon kişinin duygusal durumunu, düşüncelerini ve davranışlarını derinden etkileyebilir. Ayrıca bedensel anlamda da sağlık üzerinde olumsuz etki bırakan bir rahatsızlıktır. Depresyon kişiyi öyle bir duruma sokar ki, kişi normalde zevk alarak yaptığı aktiviteleri yapmakta güçlük çeker. Depresyon ciddi bir rahatsızlık olsa da tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.

Gebelik döneminde depresyon azımsanmayacak kadar sık görülebilir. Tüm gebelerin yaklaşık %2'si depresyona maruz kalabilir. Gebelik dönemi her anne adayı için oldukça özel ve meşakkatli bir süreçtir. Bu süreçte fiziksel olarak yaşanan değişimler gibi duygusal anlamda da bir takım değişiklikle yaşanır. Bu değişimler tamamen hormonların etkisi ile gerçekleşir. Özellikle gebelik döneminden daha önceki dönemde depresyon sorunu yaşayan anne adaylarında gebelikte depresyon gelişme riski daha fazladır. Stres, gebelik ile alakalı bazı problemler depresyonu tetikleyen etkenlerdir.

Gebelikte depresyon nedenleri nelerdir?

Daha evvel depresyon hikayesi
Toplumsal dayanakların az olması
Gebelik yaşının küçük olması
Eşler arasında çatışma olması
Gebe kadının tek başına yaşıyor olması
Adet öncesi aşırı gerginlik yaşanması
Cinsel ilişkinin iyi gitmemesi
Gebelik ile alakalı duyguların karışık olması
Gebeliğe hazır olmadan gebe kalınmış olması
Gebelikte depresyon etkileri nelerdir?

Gebelikte yaşanan depresyon erken doğuma yol açabilir.
Gebelik depresyonu gebelik zehirlenmesine neden olabilir.
Doğumun zor gerçekleşmesine sebep olabilir.
Gebelik haftasına göre anne karnındaki bebeğin düşük ağırlıkta olmasına yol açabilir.
Gebelik depresyonu ilerlediği ve kontrol altına alınmadığında şiddetlenerek intihara kadar gidebilir.

Gebelikte Depresyon

Doğum sonrasında depresyon riskini arttırabilir.

Gebelikte depresyon belirtileri

Sürekli üzgünlük hali
Uyku problemleri
Cinsel istekte azalma
Yeme alışkanlıklarında bozukluk
Ağlama nöbetleri
Ölecekmiş hissine kapılma
Karamsarlık ve umutsuzluk
Suçluluk duygusu
Değersizlik hissi
Sosyal hayattan kaçınma
Konsantrasyon bozukluğu
Aşırı sinirlilik
Normalde zevk alınan aktivitelerden zevk alamama

Gebelik depresyonu tedavisi

Gebelikte maruz kalınan depresyon ile mücadele edebilmek için sosyal destek oldukça önemlidir. Özellikle eş desteğinin mücadele üzerinde büyük önemi vardır. Gebelik döneminde eş desteği olmaz ve gebe kadın çevresi ile yeterince iletişim kuramazsa depresyon riskinde artış yaşanır. Sosyal destek, anne adayının annelik rolüne daha kolay adapte olmasını sağlar.

Gebelik depresyonu ne şiddette yaşanırsa yaşansın ve sebebi ne olursa olsun mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Gebelikten sonra geçer düşüncesi tamamen yanlıştır. Depresyon tedavisi ihmal edildiğinde anne adayı ve anne karnındaki bebek için farklı riskler gelişebilir. Gebelik depresyonu yaşanan anne adayı bu dönemde beslenmesine, kullanması gereken ilaçlara ve gebelik kontrollerine sadık kalmaz. Gebelikte depresyon geçiren anne adaylarının dünyaya getirdiği bebekler normal anne adaylarının dünyaya getirdiği bebeklere nazaran daha pasif olur. Ayrıca bebekte hiperaktivite, dikkat eksikliği ve ajidite gibi problemlere rastlanabilir. Yaşanan sıkıntılar nedeniyle doktora başvurulduğunda psikiyatri uzmanı veya farklı yöntemlerle depresyon tedavisi gerçekleştirilebilir. Tedavi ile anne adayının yaşam kalitesi arttırılabilir.

Öfke kontrolü nedir? Öfke kontrolü nasıl yapılır?

Öfke kontrolü nedir? Öfke kontrolü nasıl yapılır?

Öfke, Genel anlamda öfke doyurulmamış isteklere, elde edilemeyen arzulara, kişinin beklenmedik olaylar yaşanması ve devamında istenmeyen sonuçlara varılması ve karşılanamayan beklentilere verilen duygusal tepkiye öfke denilmektedir.

Öfke de diğer duygular gibi sıradan ve son derece doğal, evrensel bir temel duygudur. Bu temel duyguyu sağlıklı yönlendirebiliyorsanız yani öfkenizi kontrol edebiliyorsanız, içinde bulunduğunuz öfke hali bir anda yapıcı ve kişiler arası iletişimi düzeltici olguya dönüşecektir. Fakat öfke kontrol edilemeyen ve yıkıcı bir bi­çim de davranışlara yansıyarak saldırgan ve son derece tahrip edici davranışlara dönüşme potansiyeline de sahiptir. Bu gün içi ev içi şiddet olgularında, çocuk taciz ve istismarların da, terör olaylarında, yaşanan sokak kavgalarında ve seyir halindeki trafikte sağlıklı olarak ifade edilemeyen ve kontrol altına alınamayan öfke duygusunun etkisi ciddi anlamda görülmektedir.

Genelde toplumda öfke ile ilgili olarak ne kadar sıkıntılar  görülse de çoğu zaman bunu kabul edip, konuyla ilgili yardım almaya yönelmek yerine öfke ve benzer duygularını daha çok bastırmaya, inkar etmeye ve yok saymaya çalışırlar.

Son yıllarda görülüyor ki, yapılan çalışmalarda sağlıklı biçimde ifade edilmekten yoksun ve bastırılmaya çalışılan öfkenin insan üzerinde bir çok olumsuz etkiye sebep olduğu ve ciddi sağlık problemlerine yol açtığı görülmüştür. Bazı insanlarda kronik kalp damar hastalıklarına, baş ağrısına, yüksek tansiyona ve mide rahatsızlıklarına yol açmakta, kışının fiziksel sağlığı açısından da ciddi tehditler oluşturduğu tanımlanmaktadır Öfkenin  bastırılması ve de inkar edilmesi sağlıklı ve etkili bir çözüm yolu olarak görülmemektedir.
Öfke

Sonuç itibariyle yaşanılan her tür öfkenin kişiyi uyarıcı, koruyucu veya harekete geçirici bir faaliyeti vardır. Dolayısıyla öfke, organizmayı insan vücudunda bir anormallik olduğunda uyarır ve kendisine zarar verici veya saldırgan davranma eğiliminden kişiyi haberdar etmede etkin bir rol oynamaktadır.

Öfkenin sağlıklı olarak yaşanıp ve yönetilebilmesi için en önemli unsur öfkenin kabul edilmesidir,  kişinin nedenlerinin ve nasıllarının anlaşılması ve kesinlikle saldırgan biçimlerde ifadesinin kontrol edilmesi gereklidir.

Öfke, tüm canlılarda var olan bir duygudur. Her canlı, tehdit altındayken de bu duyguyu hissetmesi gayet doğaldır. Öfkede, canlının kendisini tehdit eden davranışı ve bulunduğu durumu ortadan kaldırmak için herhangi bir caba sarf etmesi içten gelen bir dürtüdür. Yuvası tehdit edilen bir anne kuş öfkelenmezse, kabararak tehdit eden canlıya saldırmaz ve içinde bulunduğu durumu tehlikeye atmış olur.

Haksızlıkla karşılaşan bir insan öfkelenmezse,kendisini tehdit eden bu duruma karşı olumsuz davranışta bulunma gereksinimi duymaz. Yani kişinin sahip olduğu öfke duygusu, tehdit karşısında olaylara karşı gösterdiğimiz sağlıklı bir duygudur, ancak her zaman her yerde de söylediğimiz gibi bir duygunun fazlası da azıda insana zarar verir önemli olan ölçülü olabilmektir.

Bahar Yorgunluğu Nasıl Yaşanır?

Bahar Yorgunluğu

Bahar Yorgunluğu, kış mevsiminin ardından baharın girmesiyle birlikte kişilerde rastlanan halsizlik, yorgunluk, sinirlilik, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozukluk benzeri faktörlerle kendini gösteren bir durumdur. Saydığımız bu şikayetler kişilerde bahar yorgunluğuna ait belirtiler şeklinde kabul edilir. Fakat farklı ruhsal ve fiziksel problemlerin vermiş olduğu belirtilerde olabilmektedir. Bu çeşit belirtilerin yaklaşık olarak 15 günden daha fazla devam etmesi halinde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Nedeni ise bahar yorgunluğunun sebep olduğu depresyon aldırış edilmeyerek tedavisi yapılmazsa kronik bir hal alarak tekrarlama riski bulunmaktadır. Baharın gelmesiyle birlikte özellikle sabahları uykudan kalkarak işe gitmek bahar yorgunluğu şikayeti olan pek çok kişiye oldukça zor gelmektedir. Ayrıca bu kişiler gün içerisinde sıkıntılı ve bitkin geçen süreç yaşarlar. Bu belirtiler her baharla birlikte tekrarlanacak bedensel ve ruhsal belirtilerin simgesidir.

Bahar Yorgunluğu Nasıl Yaşanır?

Bahar aylarının gelmesiyle birlikte kişilerde metabolizmanın değişimine destek olamadığından dolayı bu belirtiler meydana gelmektedir. Kış mevsimiyle birlikte ağırlaşan metabolizma genellikle bahar aylarıyla birlikte metabolizmada yaşanan farlılıklara ayak uydurmada oldukça zorlanır. Havaların ısınması nedeni ile kişilerde meydana gelen ruhsal ve duygusal değişimler, özellikle yorgunluk, uykusuzluk, iştahsızlık, eklem ağrıları ve bitkinlik benzeri etkiler kendini göstermektedir. Bu dönemde düzenli beslenmeye önem vermek, uyku düzensizliği, dikkat dağınıklığı, kansızlık ve vücudun ihtiyacı olan vitaminin yeteri kadar alınamaması gibi faktörler bahar yorgunluğunun çok daha uzun devam etmesine sebep olur. Ayrıca bahar yorgunluğunda solunan havada bulunan elektrik nedeni ile negatif ve pozitif iyon artışından dolayı sinirleri etkilemesi ile stres seviyesi artmaktadır.

Bahar Yorgunluğu

Ayrıca hormonsal değişimlerde bahar yorgunluğunda oldukça etkili olmaktadır. Alkol alımı, çevresel kirlilik, mide rahatsızlıkları, beslenme bozuklukları gibi nedenlerin de tetiklemesiyle birlikte bahar yorgunluğu ortaya çıkabilir. Bahar yorgunluğu kişilerin bedensel tepkileri ve ruhsal yapısını önemli ölçüde etkilemektedir. Havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte kişiler kendilerini çok daha pozitif, zinde ve canlı hissetmeye başlarlar. Bu etkilenme ile özellikle iş hayatında dikkatini toplamakta ve işine konsantre olmakta zorlanabilirler ve enerjilerini işine aktaramazlar. Bu durum yoğun iş ritmi altında çalışanlarda ve kalabalık mekanlarda yaşayanlarda çok daha fazla kendini belli etmektedir. Bahar yorgunluğuna maruz kalmamak için kişilere enerjilerini doğru kullanmaları önerilmektedir ve kendilerini olumsuzluklara karşı motife etmeleri tavsiye edilmektedir.

Bahar Yorgunluğunu En Aza İndirmek Adına Ne Yapılabilir?

Bahar yorgunluğunu en aza indirmek için tek tür beslenme şeklinden kaçınarak, yeterli ve dengeli beslenme programı uygulanmalıdır. Bu yüzden özellikle sabah kahvaltısı kesinlikle atlanmayarak, mümkün olduğu kadar hafif besinler tüketilmelidir. Öğün aralarının düzensiz olması ve bu yüzden açlık süresinin olabildiğince uzaması halinde kan şekerinin düzensiz bir şekilde iniş çıkışlara neden olabileceğinden dolayı bahar yorgunluğunun fazla hissedilmesine neden olabilmektedir. Bu yüzden öğünler sıklıkla ve daha az olarak alınmalıdır ve ana öğünlerin mutlaka aralarına ara öğünler yerleştirilmelidir. Ayrıca düzenli olarak her gün tempolu bir şekilde yürüyüşlere yer verilmelidir. Dolaşım problemlerinin baş göstermemesi için bol miktarda su tüketimine önem verilerek bahar yorgunluğu en aza indirilebilir.

Doğum Sonrası Depresyon Tedavisi Nedir ?

Doğum Sonrası Depresyon

Doğum sonrası depresyon, Bu hastalık doğum yapan birçok bayanda görülen rahatsızlıklar arasında yer almaktadır. Tıp dilinde postpartum diye bilinen doğum sonrası annede gerçekleşen davranışsal değişimler, fiziksel değişimler ve duygusal değişimlerin oluştuğu depresyon şeklidir. Doğum sonrası dört hafta içerisinde gerçekleşen depresyon, farklı şiddette olabilir. Hamilelik esnasında yaşanılan gerginlik, doğumla alakalı korkular ve yeni sahip olduğu bebekle alakalı endişeler sebebiyle yaşanan duygusal yoğunluk halidir. Bununla alakalı olarak doğum yapan kişinin bebek sahibi olmasına ilişkili olarak sosyal ve psikolojik değişikliklere bağlantı sonucu ortaya çıktığı görülmüştür. Annenin yaşadığı duygusal ve fiziksel değişikliklerin sonucu ortaya gelmiş olan bu depresyon çeşidi ilaç ve danışmanlık tedavi yöntemleriyle geçebilen depresyonlar arasında yer alır. Annede doğum sonrası hormonların hızlı düşüşü sonucunda oluşan fiziksel değişiklikler sebebiyle meydana gelebilir. Ayrıca östrojen ve progesteron hormonları seviyeleri hamilelik esnasında yükselirken, doğum sonrasında hızla düşmesi ile alakalı olduğu da bilinmektedir. Bu değişiklikler sonucu bebek sahibi olmakla alakalı olarak değişikliklerde arttığı için annede psikolojik gerginlikler oluşur. Tedavi edilmez yada erken dönemde fark edilmezse istenmeyen başka olumsuzluklar meydana getirebilir.

Doğum sonrası depresyon belirtileri

Doğum sonrası annede oluşan bu depresyonun belirtileri arasında uyku eksikliği nedeniyle oluşan stres başta gelmektedir. Aşırı yorgunluk ve doğum sonrası oluşan libido eksikliği ve sürekli değişiklik gösteren ruh hali sebebiyle annede stres ve depresyon hali gözlenir. Ayrıca anne iştahsızlık gibi sorunlar nedeni ile kilo kaybetmesi ve sütünün hemen gelmemesi sonucu stres altında olabilir. Bu değişik depresyon halleri ruh halinde değişiklikler ortaya çıkarır. Çocuğuna bakamama, umutsuzluk ve acizlik gibi düşünceler anneyi etkiler ve bununla beraber annenin içerisinde şiddetli doğum sonrası depresyonlar gözlenir.

Ayrıca annede gözlenen ani durum değişiklikleri çok mutlu olma hissini yanı sıra birkaç dakika sonra oluşan aşırı üzülme hali gibi değişiklikler oluşabilir.
Doğum Sonrası Depresyon

Bir anda ağlarken; bir anda gülmeler, endişeli haller, rahatsız ve tedirgin gibi görüntüler sergilenebilir. Bebekle annenin arasındaki bağın oluşturulması ile annenin destek olması oldukça önemlidir. Tedavi edilmeyen depresyonlarda annenin bu depresyondan çıkması yılları alabilir. Annede oluşan aşırı hassasiyet sebebiyle günlük işlerini yapılmasına engel teşkil eden bir depresyon halidir. Ayrıca bebeğin bakımını yeterli düzeyde yapamadığı da görülmektedir. Tedavi edilmediği sürece annenin psikolojik durumunda aşırı değişiklikler gözlenir. Ciddi ruhsal problemler yaşayan doğum sonrası depresyon geçiren annelerin halüsinasyon görme gibi etkilerin içerisinde olduğu da bilinmektedir. Ayrıca obsesif kompulsif bozuklukları doğum sonrası depresyonu da ortaya çıkardığı göre bilmektedir. Annenin çoğunlukla bebekle ilgili endişeler ve bebeğe zarar vermekle ilgili kötü düşünceler taşıdığı görülmüştür. Bu ruh bozukluğu sebebiyle annede tedirginlik ve depresyon ile aşırı kaygı hali gözlenir.

Doğum sonrası depresyonun tedavisi

Doğum sonrası böyle gerginlikler yaşayan annelerin psikolojik tedavi olması son derece önemlidir. Alacağı profesyonel yardımla kendinin ve bebeğin bakımını daha kolay yapacaktır. Anne adayında oluşan depresyon sonrasında alacağı yardım sayesinde günlük yaşantısına dönmesi kısa zaman alacaktır. Doğum sonrası oluşan depresyonla ilgili alınacak profesyonel yardım sayesinde endişeli ve korku hali giderilecektir. Annede uygulanan tedavi şekli girdiği depresyonun değişikliğine ve tipine göre farklılıklar gösterir. Ayrıca anne adayına uygulanan antidepresan ilaçlar ve duygusal destek sayesinde annenin depresyondan çıkması sağlanır. Kullanılan ilaçlarla tedavi edilirken; şiddetli depresif hallerinde hastalığın hastanede tedavi edilmesi yolu izlenir. Annenin bebeğini emzirmesi sırasında alacağı ilaçlar bebeğe göre şekillendirilir. Doktor gözetiminde kadının emzirirken antidepresan gibi ilaçlar kullandığı gözlenir. Bu durum doktorun inisiyatifine kalmış olan bir durumdur.

Hamilelikte Stres Nasıl Önlenir ?

Hamilelikte Stres Nasıl Önlenir ?

Hamilelikte stres, Hamilelik 9 ay boyunca güzel olduğu kadar da zor geçen bir süreçtir. Beslenmeden, vücut hareketlerine kadar her şeye dikkat etmek gerekir. Fakat bunların en önemlisi ve tehlikelisi de strestir. Hamilelikte stres özellikle 17. haftadan sonra bebeğin oluşumunu doğrudan etkiler. Çünkü bu haftadan sonra bebeğin beyin gelişimi başlar. Araştırmalar sonucunda hamileliği stresli geçiren kadınların doğumları gününden daha erken gerçekleşmiştir. Ayrıca doğan bebeklerin daha duygusal veya çok hareketli olduklarına saptanmıştır. Hamilelikte hormonlar doğrudan değişime uğrar. Buna bağlı olarak kadın daha duygusal, gergin ve oldukça hassas bir döneme girer. Böylece sinirlenme, kızma, öfkelenme gibi durumlar her an kendini göstermektedir. Eşlerin desteği büyük önem taşır. Bu dönemde kadına daha hassas ve narin yaklaşmak gerekir. Hamile de psikolojik olarak kendini bu dönemin güzel yanlarını yaşayarak geçirmeli ve mümkün olduğu kadar olaylar karşısında sakin davranmalıdır. Buna bağlı olarak ta kötü geçen doğum hikayeleri dinlememeli ve bu sürecin her kadın da farklı olacağını bilmelidir. Ayrıca bu dönemde strese bağlı olarak besinlerinin düzeni bozulmamalı ve kesinlikle sigara yada alkol kullanılmamalıdır. Anne adaylarının besinleri nasıl bebeği direk etkileyebiliyorsa, psikolojik ve ruhsal durumları da bebeği direk etkiler

Hamilelikte Stres

Mesela ani bir korku ve şiddetli bir sinir durumu geçiren bir anne adayının her an sancıları olabilir. Buna bağlı kanamaları veya kasık ağrıları da gelebilir. Ayrıca doğacak bebek te psikolojik sorunlar meydana gelir.

Hamilelikte stres için tehlikeli durumlar
Erken doğum,
Düşük tehlikesi,
Kanama,
Bebekte oluşacak sinirlilik duygusu ve dikkat eksikliği,
Bunlarla birlikte en önemlisi doğacak bebeğin zihinsel algılarında problem olması hamilelikte strese bağlı risklerin başında yer alır.
Hamilelikte stresi azaltmak için neler yapılabilir?
Sürekli ve düzenli olarak temiz hava alınmalıdır.
Anne adayı kendine mümkün oldukça zaman ayırmalıdır.
Strese girildiği zamanlar da kitap okumak veya müzik dinlemek bebeği de anne adayını da rahatlatır.
Her zaman gerekli uyku alınmalıdır. Uykusuz kalan vücut daha gergin olur.
Egzersiz ve spor mümkün olduğu kadar yapılabilir.
Aşırı yorgunluktan kaçınılmalıdır. Yorgunluk hamilelikte stresi doğrudan etkiler. Yorgun vücut bebeğin de anne adayınında verimini düşürür.
Bunlarla birlikte hamile aşırı stresli bir dönem geçiriyor veya atlatamıyorsa mutlaka bu dönem bitene kadar doktor desteği alınmalıdır.

Stres Ve Kalp Göğüs Ağrısı Nedenleri ?

Stres Ve Kalp Göğüs Ağrısı Nedenleri ?

Stres ve kalp, sağlığı arasında ters yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Stres insan sağlığını hem ruhsal açıdan hem de fiziksel açıdan olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar stresten uzak bir hayat tarzını yakalamak gerekir. Tabi bu durumu günümüz modern çağında pek mümkün olamamaktadır. Stersi insan sağlığı üzerinde ki en büyük etkisi kalp sağlığına olmaktadır. Kalp sağlığı insan vücudu için oldukça önem arz etmektedir. Özellikle stres içerisinde bir hayat tarzını benimsemek bir süre sonra beraberinde pek çok kalp hastalığını getirebilir. Özellikle ilerleyen yaşlarda kalp krizi yaşanmasının en temel sebebi de strestir.

Kalp sağlını korumak için stresle mücadelede yapılması gerekenler nelerdir?
Bunun için yapılması gereken en önemli şey sosyal bir varlık olarak hayatı devam ettirirken ruh sağlığına da önem vermektir. Tıpkı bir toprak gibi vücudun da bazen nadasa bırakılması gerekir.

Stres Ve Kalp

Bu nedenle hafta sonları ya da gün içerisinde mutlaka beden ile birlikte zihnin de dinlendirilerek deşarj olması sağlanmalıdır. Arada sırada dinlenmek amacıyla kendinize ödül verin ve size uygun tatil programları yapın.
Kalp sağlığınızı korumak için her şeye hak ettiği kadar değer ve önem verin. Bazı şeylere çok fazla değer atfedip hırs yapmak sizi hayatta umduğunuz kadar mutlu etmeyebilir. Unutmayın ki sağlık elden gittikten sonra kazandığınız hiç bir şeyin gözünüzde bir değeri olamayacaktır.
Kalp sağlığı ve tedavisi için beden ve yaşınıza uygun sizi rahatlatacak fiziksel aktiviteler belirleyin. Bu etkinlikleri düzenli olarak yapmayı alışkanlık haline getirdiğinizde stresi kontrol altına alarak kalp sağlığını korumuş olacaksınız. Elbetteki daha stres ve kalp için yapılması gereken daha pek çok şey bulunmaktadır. Unutmayın ki hayatta sizin için sizden daha değerli bir şey olamaz.  .

Stres Eğitimi Nedir ? Stres Eğitimi Sunumu

Stres Eğitimi Nedir ? Stres Eğitimi Sunumu

Stres Eğitimi, Birçok kişi günlük hayatın koşturmaları içinde kendini zorlanmış, baskı altında, tahammülsüz, endişeli, incinmiş ve kırılgan hissetmektedir. Tüm bu duyguların bir karması olan stres ise kişi farkında olmadan bir yaşam şekline dönüşmektedir. Sadece manevi açıdan değil fiziksel açıdan da büyük tahribat yaratan stres ile birlikte çarpıntı, kaslarda gerilim, kan basıncında yükselme, terleme, gözlerde kararma gibi değişimler de gözlenir. Stresin kontrol altına alınmadığı durumlarda ise, migren, hipertansiyon, kronik anksiyete, kronik uyku bozukluğu, obsesyon gibi hastalıklar ortaya çıkar. Stres eğitiminin amacı, kişinin günlük hayatı içinde farkına varamadığı duyguları tanımlamasını sağlayarak, strese neden olan durumları ayırt etmesini sağlamak ve stresin yarattığı olumsuz etkileri en aza indirmektir.

Stres eğitimi faydaları nelerdir? Kişinin kendine karşı olan farkındalık duygusu gelişir, problem çözme becerileri güçlenir. Stres eğitimi ile birlikte kişi özgüven ve benlik saygısı kazanır. Bağışıklık sistemi güçlenir. Fiziksel tepkilerini kontrol altına alarak yaşam enerjisini dengeli bir seviyede tutar. Enerjisini doğru kanallara yönlendirme beceresini kazanır ve zihnini arındırır. Stresli ortamı yönetebilme, iletişim becerilerini geliştirme, stres yaratan durumun farkına vararak ortaya çıkan negatif enerjiyi pozitif bir alana kanalize edebilme yeneteneklerini geliştirir.
Stres Eğitimi

Yaşam kalitesini ve iş performansını arttır.

Stres eğitimi hangi aşamalardan oluşur? Eğitimin ilk aşaması duyguları tanımlamak, bu duyguların bizde yarattığı etkilerin farkına varmak ve onları bastırmadan doğru şekilde ifade etmeyi başarmaktır. Stres eğitimi asla öfkeyi bastırmayı amaçlayan bir eğitim olarak düşünülmemelidir. Tam aksine bastırdığımız öfkeyi dışarı çıkararak onunla yüzleşmeyi temel alır. Öfke uyandıran, endişe veren, korku uyandıran durumların farkına vararak sorunlar karşısında çözüm üretme yeteneğini geliştirmeyi temel alır. Bu yüzden ikinci aşama sorun çözme eğitimidir. İlk aşamada duygularını tanımlayan kişi ikinci aşamada bu duyguları yönetmeyi öğrenir. Üçüncü aşama beden kontrolü ve nefes egzersizleridir. Kişi öfke anında bedenini kontrol etmeyi öğrenir. Stresli durumda otomatik tepki vermek yerine, seçenekleri görerek tepkiyi seçmeyi öğretir. Böylelikle kişi sonradan pişman olacağı kararları vermez. Stres eğitiminin son aşaması kendinle barışık olmak ve yeniliklere karşı açık olmaktır. Stres eğitiminin sadece öfke kontrolünü içerdiği düşünülmemelidir; stres eğitimi, kişinin farkındalığını yükselten bir yaşam şeklidir.

Ağır Depresyon Belirtileri ve Tedavisi

Ağır Depresyon Belirtileri
Ağır Depresyon Belirtileri hakkında bilgiler;

Ağır depresyon nedir, ağır depresyonu diğer depresyonlardan nasıl ayırtederiz, ağır depresyon zamanlarında dikkat etmemiz gerekenler hakkında tüm merak ettikleriniz bu makalemizde yer almaktadır. Konunun detaylarına sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Ağır depresyon diyebilmek için aşağıdaki belirtilerden en az dördünün en az iki haftadır sürüyor olması gerekir:



1. Uyku bozuklukları sıktır. Uykusuzluk, gece sık sık uykudan uyanma tekrar uykuya dalamama, sabah erken uyanıp tekrar uyuyamama veya fazla uyuma şeklinde olabilir.


2. Yeme sorunları sıktır. Az yeme ve buna bağlı kilo kaybı veya fazla yemeye bağlı kilo alımı olabilir.


3. Değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları olur. Hastalar genelde bir işe yaramadıklarını düşünürler. Gelecek ümitsiz ve karanlıktır. Hiçbirşey iyiye gitmeyecektir. Depresyona bağlı oluşan üzüntü ve umutsuzluk o kadar şiddetlidir ki hastalar yaşama olan ilgisini kaybeder, hiçbir şeyden zevk alamaz olur. Cinsel isteksizlik görülür ve hastalar çoğu zaman yataktan çıkmak ve yemek yemek istemezler Hastaların kendini suçlama eğilimi yoğundur. Suçluluk duyguları genelde yersizdir. Örneğin çok eskiden yaşanmış olaylar ve yapılan hatalar tekrar hatırlanır ve bunlara karşı suçluluk duyguları hissedilir. Veya nedensiz yere bir takım olaylardan kendisinin sorumlu olduğu ve suçun kendisinde olduğu düşünceleri gelişir. Hastalar genelde bu düşüncelerden uzaklaşamadıklarını beyinlerinin sürekli eski hatalarla meşgul olduğunu bunun çok saçma olduğunu bildiklerini ancak düşüncelerini frenleyemediklerini söylerler.


4. Konsantrasyon güçlüğü, karar verme güçlüğü vardır. İşe veya derse konsantre olmak güçleşmiştir. Örneğin hastalar ders çalışırken bir sayfanın sonuna geldiğinde dalıp gittiğini ve ne okuduğunu anlamamış olduğunu görür aynı sayfayı tekrar tekrar okurlar. En ufak konularda karar verme güçlüğü içinde olduklarını hissederler.


5. Enerji azlığı, sürekli yorgun hissetme, herşeye karşı isteğini kaybetme, duygusal olarak birşey hissedememe. Genelde sabahları yataktan yorgun kalkılır.Gün boyunca yorgunluk hissi devam eder. Eskiden zevkle yaptıkları işleri yapmak istemez, yalnız kalmayı tercih ederler. Hastalar bazen çocuklarına ve eşlerine karşı birşey hissedemediklerini sanki duygularının öldüğünü söylerler ve bu durumdan dolayı suçluluk duyduklarını ifade ederler.


6. Ölme isteği olabilir. En hafif şeklinde hastalar allahım canımı al da kurtulayım diye düşünürler. İntihar düşünceleri veya intihar girişimi olabilir. Çoğu hasta intihar düşüncelerinin yoğun olduğunu ancak dini açıdan intiharın kabul edilemez olduğunu bildikleri için girişimde bulunmadığını ifade eder. Veya ölürlerse çocuklarına kimin bakacağını bilmedikleri için yaşamak zorunda olduklarını ifade ederler. Bazıları ne yolla intihar edeceğinin planlarını yapar. Bazıları da ancak intihar girişiminde bulunduktan sonra tedaviye gelir.

Bu hastalığa bağlı ortaya çıkan belirtiler genelde başka hastalıkları akla getirir ve çoğu kişi bu belirtilerin depresyona bağlı olarak ta oluşabileceğini düşünmez. Sıklıkla bu hastalar psikiyatri dışında doktorlara başvururlar veya kendi başlarına tedavi etmeye çalışırlar. Psikiyatriye başvuran hastaların çoğu başka bölümlerde çalışan hekimler tarafından bize yönlendirilmiştir. Çoğu hastada diğer hekimler tarafından psikiyatriye yönlendirildikleri için öfkelidir.

Bazıları toplumsal baskıdan çekinip gelmek istemez, gelenler de bir an önce işini bitirip gitmek ister. Ancak çağımızın en sık görülen hastalıklarından biri olan ve tedavi edilmediği taktirde ölümle sonuçlanabilen bu hastalığın tedavisi için uzmana başvurmak şarttır. Uygun tedavi edildiği taktirde tamamiyle düzelen bu hastalık uzun sürdüğü taktirde kişinin aile, iş ve sosyal uyumunu bozmakta kişinin evliliğinin yıkılmasına, işinden ayrılmaya, arkadaş ilişkilerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Son yıllarda üzerinde durulan bir başka konuda depresyon geçirmekte olan anne ve babaların çocuklarının bundan nasıl etkilendiğidir. Yapılan araştırmalar bu çocuklarda küçük yaşlarda kaygıda artma olduğunu ergenlik döneminde olan kız çocuklarında görülen depresyon oranında artma olduğunu gençlik dönemindeki erkek çocuklarda ise alkol ve madde kullanımına yönelme olduğunu göstermektedir.. Bir an önce tedavi olmak çocukların maruz kaldıkları bu travmanın süresini kısaltacak ve dolayısı ile yaşamın daha sonraki dönemlerinde ortaya çıkan bu bozuklukların oranında düşme olacaktır.

Yukarıda anlattığımız ağır depresyon her hastada aynı şekilde görülmez. Bu da kendi içinde alt gruplara ayrılmıştır. Bu gruplar şunlardır:

- Kronik seyirli depresyon
- Atipik depresyon
- Melankolik depresyon
- Doğum Sonrası başlayan depresyon (post partum depresyon)


Depresyon veya çökkünlük üzüntülü, mutsuz veya kederli hissetmek olarak tanımlanabilir. Çoğu insan zaman zaman böyle hissedebilir. Ancak klinik depresyon bu tür hislerin uzun bir süre günlük yaşamı etkilediği bir duygu durum bozukluğudur. Depresyon farklı biçimler­de görülebilir. Majör depresif bozukluk; tek veya yineleyici olabilir. Tek uçlu duygu durum bozukluğu yineleyici depresyon ile eş anlamlıdır. Ancak depresyon atakları iki uç­lu duygudurum bozukluğu olarak bilinen bir rahatsızlıkta da görülebilir. Bu bozuk­luk sadece mani (taşkınlık) veya dönüşüm­lü mani, depresyon atakları ile seyreder. Depresyonun ayrıca daha hafif olan ve distimi olarak adlandırılan bir türü de vardır. Bu durumda belirtiler daha hafif şiddette ve en az 2 yıl olmak üzere kroniktir.

Yaş: Majör depresif bozukluğun ortalama başlangıç yaşı hastaların %50’sinde 20-50 yaş arasında olmak üzere yaklaşık 40’tir. Çocukluk ve ileri yaşlarda da görülebilir. İki uçlu bozuklukta görülen depresyonun başlangıç yaşı ise daha erken olabilir.

Cinsiyet: Kadınlarda erkeklerden İki kat da­ha fazla majör depresyon görülür. Bunun nedenleri arasında hormonal faktörler (adet dönemindeki değişimler, gebelik, dü­şük, doğum sonrası dönem, menopoz dö­nemine ait özellikler), kadın ve erkeklerde psikososyal stres faktörlerinin farklılaşması sayılabilir. İki uçlu bozukluk ise kadın ve erkeklerde eşit olarak görülmektedir. An­cak bu rahatsızlıkta da depresyon kadınlar­da daha fazladır.

Risk faktörleri: Birçok araştırmacı depres­yonun kalıtsal veya günlük yaşam olayları­na bağlı oluşan beyindeki biyokimyasal dengesizlik nedeniyle ortaya çıktığını dü­şünmektedir. Biyolojik bir yatkınlığın gene­tik geçişi ile bazı ailelerde depresyonun da­ha sık görülmesi söz konusu olmaktadır. Ancak genetik yatkınlığı olan herkeste de hastalık oluşmamaktadır. Ailesinde depres­yon öyküsü olmayan kişilerde de depres­yon ortaya çıkabilmektedir. Kalıtımla ilişki­si olsun veya olmasın majör depresyon ço­ğunlukla beyin yapılarında veya beyin iş­levlerinde değişikliklerle ilişkilidir. Depresyonun ortaya çıkışında ek faktörle­rin de rol oynadığı söylenebilir. Önemli ka­yıplar, sorunlu ilişkiler, aile bunalımları, ekonomik sorunlar, iş yaşamında çatışma­lar, İŞ kaybı, onur kinci durumlarla karşılaş­mak gibi stresli herhangi bir yaşam olayı depresif bir atağı tetikleyebilir. Çoğu za­man genetik, psikolojik ve çevresel faktör­lerin karışımı depresif bozukluğun başlan­gıcında rol oynamaktadır. İlk depresyon atağı daha sık olarak stresli yaşam olaylarıy­la tetiklenmektedir. Yineleyen depresyon atakları daha hafif stresle tetiklenebilir ve­ya hiçbir stresli yaşam olayı olmayabilir. So­nuç olarak ilk depresyon atağı düzelse de beyin biyolojisinde uzun dönemli değişik­likler oluşmakta ve sonraki ataklara yatkın­lık gelişebilmektedir.

Bedendeki fiziksel değişiklikler ve tıbbi hastalıklar da depresyona neden olabilir ve bu depresyonlara ikincil depresyon denir. Bu tıbbi hastalıklar arasında kalp krizi, kan­ser, ağır kansızlık, enfeksiyonlar, hormonal bozukluklar, beyin hastalıkları (inme,

Parkinson hastalığı, multipl skleroz, bunama gibi) sayılabilir. Ek olarak, farklı rahatsızlık tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da depresif belirtilere neden olabilirler. Bazı kalp ve hipertansiyon ilaçlan, Parkinson antibiyotik ve kanser ilaçları, uyku ilaçları, steroidler, antipsikotikler bu ilaçla­ra örnek olarak verilebilir. Kişiyi tek başına depresyona yatkın kılan tek bir kişilik yapısı yoktur. Kişilik yapıları ne olursa olsun herkes depresyona girebi­lir. Ancak, sorumluluk duygusu güçlü, titiz, herkesi hoşnut etmeye çalışan, aşın duyar­lı, yakınlarına bağlı ve bağımlı, kendinden ve çevresinden yüksek beklentili, mükemmelliyetçi, onuruna düşkün, öfkesini dışa çabuk etkilenen ve üzülen kişi­lerin depresyona yatkın olabildiği göze çarpmaktadır.

Belirti ve bulgular:

Çökkün duygudurum ve ilgi, isteğin azalması veya kaybolması depresyonun ana belirtileridir. Eskiden ke­yif alınan veya ilgi duyulan aktivitelerden keyif alamama veya ilgi duymama görülür. Umutsuzluk ve karamsarlık, suçluluk, de­ğersizlik ve çaresizlik duygulan eşlik eder. Hastalar enerjide azalma, halsizlik, bitkin­lik, konsantrasyonda bozulma, karar ver­mede zorlanma ve unutkanlıktan yakınabi­lirler. Uykusuzluk, sabah erken uyanma ve­ya tersine fazla uyuma görülebilir. İştah ve/veya kilo kaybı, bazen de yine tersine aşın yeme ve kilo alma görülür. Ölüm veya intihar düşünceleri veya intihar girişimleri olabilir. Huzursuzluk, tedirginlik, bunaltı ve baş ağrısı , sindirim sistemi bozuklukları, ağrı  gibi bedensel yakınmalar da sıklıkla depresyona eşlik edebilir. Depresyon hastasının muayene bulguları arasında hareketler ve davranışta yavaşla­ma görülebilir, durgunluk göze çarpabilir ve bazen sıkıntılı ve tedirgin bir görünüm söz konusudur. Konuşma alçak sesle ve ya­vaştır, yanıt almak güçtür ve bazen hiç ko­nuşmama olabilir. Duygulanımları sıklıkla üzüntülü ve kederlidir. Sık ağlama, bunaltı da görülebilir. Bazen de çabuk öfkelenme veya duygularını yitirmiş gibi hissetme ola­bilir. Bilinç açıktır. Düşünce içeriğinde ka­ramsarlık, umutsuzluk, pişmanlık, ÖZ saygıda azalma, değersizlik ve küçüklük düşün­celeri, suçlanma, Ölüm – İntihar düşünceleri ve/veya planı görülebilir. Çok ağır depres­yonlarda gerçeği değerlendirmede bozul­ma ve kural olmamakla birlikte çoğunlukla çökkün duygudurumla uyumlu psikotik belirtiler, sanrınlar (örneğin kötü ve değer­siz bir insan olduğu için öldürüleceğine ve­ya iç organlannın çürüdüğüne inanma) ve­ya varsanılar (örneğin kötü veya değersiz olduğunu söyleyen sesler duyma) buluna­bilir.

Tanı:

Bu belirtilerin çoğunun (beş veya da­ha fazlasının) en az iki haftadır bulunması ve kişinin işlevselliğini bozacak düzeyde ol­masıyla majör depresyon tanısı konulur. İki uçlu duygudurum bozukluğundaki depres­yon atakları, öyküde mani ataklarının olma­sı İle ayrılır. Tanı, öykü ve muayene bulgu­larına dayanarak koyulmaktadır. Tanı kon­masında yardımcı özgül laboratuvar test yoktur. Ancak tıbbi bir rahatsızlıkla ilişkili ikincil bir depresyon söz konusu ise bu tıb­bi rahatsızlığa ait laboratuvar bulguları sap­tanabilir (örneğin vitamin B12 eksikliği, tiroid hormonu düşüklüğü (hipotiroidi) gibi).

Tedavi:

Majör depresyon tedavisinde antidepresan ilaçlar ve psikoterapi kullanılır. İki yöntemin bir arada kullanılmasının en etkin tedavi olduğu birçok çalışmada gös­terilmiştir. Hafif depresyonlarda psikotera­pi bazen yeterli olabilmekle birlikte, orta ve ağır depresyonlarda antidepresan tedavi önemlidir. Psikoterapiler kısa süreli (örne­ğin bilişsel-davranışçı, kişilerarası) veya uzun süreli (psikanalitik yönelimli) olabilir. Gerektiğinde aile terapisinden de yararlanı­labilir.

Antidepresan ilaçlara yanıt 4-6 hafta­da ortaya çıkar ve tek depresyon atağı son­rası tedaviye en az 6 ay devam edilmelidir. Yineleyen depresyonlarda antidepresanlar-koruyucu tedaviye uzun süre, bazen ömür boyu devam edilir. Yaşamı tehdit eden nitelikte (örneğin hiçbir şey yiyip iç­meyen veya ciddi intihar planlan olan has­talar) ağır depresyonlarda tedavi için hasta­neye yatış gerekebilir. Bu tür ağır depres­yonlarda elektrokonvülzif tedavi (EKT) et­kili ve güvenli bir diğer tedavi seçeneğidir. Psikotik belirtilerin de olduğu ağır depres­yonlarda tedaviye antipsikotikler eklenir. İki uçlu bozuklukta depresyon ataklarının tedavisinde duygudurum düzenleyici diğer ilaçların kullanımı gerekmektedir.



Depresyona Girmek Depresyona Girdiğini Nasıl Anlarsın ?


Yaşam boyu depresyon geçirme riski %15 dolayındadır. Kadınlarda bu oran %25‘e kadar çıkmaktadır. Hemen hemen tüm toplumlarda depresyon kadınlarda iki kat daha fazladır.Gebelikte, Doğum Sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riski artar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak kadınların hormonları bundan sorumlu olabilir. . Sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülür. Örneğin infertilite(kısırlık) tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla depresyon görülmektedir.

Hastaların %50‘si 20-50 yaş arasındadır. Bununla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görülür. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sıktır Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur.Kütürel etkenlerle depresyon arasında ilişki yoktur.Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır.


Bazısında neden olmaksızın aniden ortaya çıkar
Bazısında stresli bir yaşam olayından sonra başlar
Bazen tek atak olarak yaşam boyu sürebilir
Bazen tekrarlayan ataklar halindedir
Bazen semptomların şiddetli olması ile hastalar iş yapamaz hale gelebilir
Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler
Aşağıdaki belirtilerden bazıları aynı anda sizde bulunuyorsa depresyon geçiriyor olabilirsiniz:

Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması
Karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu
Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama (Cinsel isteksizlik dahil)
İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması
Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği
Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme
Uyku bozukluğu (uykuya dalamama,uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir)
Yeme bozukluğu (iştahta azalma veya artma),
Nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme
Son zamanlarda fazla alkol almaya başlama veya yatıştırıcı ilaçları kullanma ihtiyacı hissetme
Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme
Depresyon tanısı almak için bu belirtilerin hepsinin birden sizde olması gerekmez. Bu şikayetlerin birkaçı aynı anda sizde bulunuyorsa doktora başvurmanız gerekir. En sık görülen belirtilerden biri uyku ve iştah bozukluğudur. Bu belirtilerin çoğu aynı anda bulunuyorsa ağır depresyondan söz edilir. Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Ağır depresyonda kişi iş güç yapamaz hale gelebilir ve bu durumda intihar riski yüksektir.

Uyku bozukluğu bir hastalık değildir başka hastalıklarda görülebilen bir belirtidir. Nedeninin araştırılması gerekir. Bedensel hastalıklar (astım, kalp hastalığı v.b.) nedeniyle olabileceği gibi psikiyatrik hastalıkların (depresyon, mani v.b.) çoğunda görülebilir. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayetiniz varsa ve bir süredir devam ediyorsa çevrenizdeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak altta yatan nedeni araştırmanızda fayda vardır.

ABD‘de depresyon hastalarının 2/3‘ü çeşitli nedenlerle tedavi görememektedir.Türkiyede bu konuda yapılmış araştırma yoktur ancak benim kanıma göre bu oran yurdumuzda çok daha yüksektir. Psikiyatriste başvurmama nedenlerinden bazıları şunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iş güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazende yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır.

Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir. İntihar düşüncesi varsa acilen psikiyatriste başvurmak gerekir. Halk arasında yaygın olan inanışa göre intihar düşüncesini ifade eden kişiler pek intihar etmezler. Ancak yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bir yakınınız intihar düşüncelerini sık ifade ediyorsa bunu önemseyin ve en yakın zamanda bir uzmana başvurmasına yadımcı olun. Depresyona yakalanmak sizin tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir.



Depresif Bozukluk Nedir ?

Depresif Bozukluk Nedir ?

Hasta, depresif belirtileri bozukluğunun ana özelliği olarak sergiliyorsa ama bir başka duygu durum bozukluğunun veya zihinsel bozukluğun kriterlerini karşılamıyorsa başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk (BTA) terimi kullanılır.

Kolaylaştırılmış Tanısal Kriterler (DSM-IVT).

Başka Türlü Adlandırılamayan Depresif Bozukluk.

Herhangi bir spesifik depresif bozukluğun kriterlerine uymayan depresif bozukluk belirtiler
Başka Türlü Adlandırılamayan Depresif Bozukluk Hakkında Gerçekler ve İpuçları

Başka türlü adlandırılamayan bir zihinsel bozukluk, düşük özgüvenin eşlik ettiği genel karamsar duygu durumu ve normal olarak zevkli faaliyetlere ilginin veya bunlardan hazzın yitimiyle tarif edilir.
Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk, minör depresif bozukluğa ve nükseden kısa depresif bozukluğa da yol açar.

Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk vakasında majör depresif bozukluğu olan insanların yaklaşık %3,4’ü intihar eder ve intihar eden insanların %60 kadarında depresyon veya başka bir duygu durum bozukluğu vardır.

Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluğu olan insanlarda zayıf konsantrasyon ve hafıza, sosyal durumlardan ve aktivitelerden kaçınma, azalmış seks dürtüsü, ve ölüm veya intihar düşünceleri, uykusuzluk, iştah kaybı, bitkinlik, baş ağrıları ve sindirim sorunları gibi belirtiler vardır.
Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk belirtileriniz varsa doktorunuza danışmalısınız.
Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluğu önlemek için grup terapisi kullanılır, deneyimleri ve hisleri paylaşmak için düzenli olarak toplanan küçük gruplar oluşturulur. Alkolizm gibi bağımlılıkları tedavi etmek için sık sık kullanılır.

Depresyon yaşayan çocuğun bir an evvel tedavi sürecini tamamlaması için gereken hiçbir şeyden kaçınılmamalıdır. Tedavi planına ailenin, okulun kimi zamanda çevrenin katılımı bu bakımdan kaçınılmaz olmaktadır. Terapi sürecini engelleyen, tıkayan yanlış yaklaşımlar da vardır. Mesela bazı aileler çocuğun sorununu kendisinin çözeceğine inanırlar. Uzman yardımının önemine inanmazlar.
Bu yaklaşım onların tedavi kendilerinin dahil olmasını da engeller. ‘En doğru çözümü kişi kendisi için kendi buluyor‘ fikri doğru olabilir ama bu düşünce psikiyatrik rahatsızlıklar için doğru değildir. Zamanla geçer anlayışı depresyonu farkında olmadan dirençli hale getirebilir. Bu nedenle mutlaka çocukluk depresyonunda profesyonel yaklaşım gerekmektedir.

Boşanmalarda çocuk depresyona girebilir

Her vakada ailenin ihtiyacı olan danışmanlık farklı ama anne baba kaybı, ayrılığı, madde bağımlılığı, alkolizm, kişinin kendi sorunları olabiliyor. Ailede hastalık öyküsü olabiliyor. Bunlar da çocuğu olumsuz etkiliyor. Genellikle çocuk soyut kavramları öğrenene kadar yaşanan her sorundan dolayı kendini suçluyor. Mesela anne baba ayrılığında kendini suçlu hissedebiliyor. Çocuğu yaramaz bir anne, çocuğa “beni hasta ettin” dediği zaman da çocuk hem suçluluk hissediyor, hem de kaygısı artıyor.

Çocukluk döneminde benlik algısının yapılanması sağlıklı oluşmalıdır. Değersiz hissettirilirse kendine güvensiz oluyor, depresyon gelişiyor ve bazen sosyal fobi yerleşiyor. Bunun temelleri küçükken atılıyor. Atılgan olmayan bir kişilik ortaya çıkıyor. İleride depresif, güvensiz, bağımlılığa yatkın kişilikler oluşabiliyor.

Fazla ilgi depresyon nedeni olabilir

Çocuğa ilk dönemlerde verilen destekleyici yaklaşım önemlidir. Fazla korunup, kollanan çocuklarda da sorun oluyor. İlgisizlik ve duygusal ihmal kadar, fazla ilgi de çocuğa zarar veriyor. Aile terapilerinde anlaşma yapıyoruz. Psikoterapi alan çocuğa evdeki destek çok önem taşıyor. Seansların sürekliliği, verilen ödevleri yapmaları, iletişim tekniklerini çalışmaları, önerilerin uygulanması için bu anlaşma yararlı olmaktadır. Bunlar sırasında aile bireyleri de kendisini tanıyor, iyi ve zayıf yönlerini fark ediyor.

Terapide neler yapılıyor?

Depresyon tedavisinde Stres yönetimi çalışıyoruz. Problemleri tanımlamayı ve bunlarla nasıl baş edilebileceğini öğretiliyor. Kişinin insan ilişkilerine bakış açısı ne olduğuna bakılıyor ve bunlar terapi sürecinde kullanılıyor. Çocuğun kendine güveninin artırılması sağlanıyor. Çocuğun öfkesini nasıl ifade ettiği duygusal zekanın gelişimi açısından önemli. Terapide çocuğun kendini rahat ifade edebilmesi, empatiyi öğrenmesi, sorun çözme becerilerini geliştirmesi amaçlanıyor. Sınırları saygı çerçevesinde çizmek, herkesin birbirini anlamasının sağlanması, karşılıklı beklentilerin doyurulması gerekiyor.

Aile toplantılarının yapılması

Aile içinde bir şeye karar verilecekse örneğin okul seçimi yapılacaksa, bu konuda herkes farklı düşünebilir. Bunun için aile toplantıları öneriyoruz. Herkes bu toplantılarda duygularını, birbirinden beklentilerini ifade etme fırsatı buluyor. Aile toplantıları için herkes istekliyse, sorunlar kolaylıkla çözülüyor. Toplantılarda herkes eşit söz hakkına sahiptir. Alınan kararlara herkesin uyması gereklidir.

Anne baba ile randevu

Depresyon tedavisinde paylaşımın önemine dikkat çekiyoruz. Terapilerimizde ebeveynlerin çocuklarıyla, özel zaman geçirmelerini öneriyoruz. Çocukların anne babalarıyla randevuları olsun istiyoruz. Çocukla oyun, etkinlik saatleri olmalıdır. Her iki tarafında doyum sağlayacağı zamanlar geçirmelerini önemli sayıyoruz. Anne babanın çocuğa onunla özel zaman geçirmek istediğini hissettirmesini istiyoruz. Sinema, tiyatro, oyun, sohbet tercih edilebilir özel zaman çalışmaları için. Özel zaman programları kardeş kıskançlığı içinde en iyi çalışmadır diyebiliriz.

Depresyon tedavisinde dört ayak

Psikiyatrik rahatsızlıklarda ekip çalışması tercih edilen yöntemdir. Çok yönlü değerlendirmek tedaviyi etkin kılmakta ve daha kısa sürede sonuç aldırmaktadır. Psikiyatrist, nörolog ve psikologun ortak takibi, aile ve okul danışmanlığının birlikte yürütülmesi, problemin çözümünü sağlamaktadır.

Çocuk eğitiminde öğretmen-veli işbirliğinin birinci derecede önemli olduğunu biliyoruz. Çocuğun yaşadığı psikiyatrik durumlarda, aile-okul-tedavi ekibi işbirliğinin daha sıkı ve sürekli olması gerekliliği tartışılmaz. Tedavinin dört ayağının olduğundan bahsetmiştik. Bu dört ayak; tedavi ekibi, çocuk, aile ve okuldur.

Okulun tedaviye katılımı süreci kısaltıyor

Okulda rehberlik servisleri son yıllarda daha aktif çalışıyor. Okuldan, çocuğun durumuyla ilgili bize gelen geribildirimler, tedaviye katkı sağladığı gibi, bizim rehberlik servisi ve öğretmenlere önerilerimizi iletmemiz ve bu önerilerin uygulanması, tedavi sürecini hızlandırıyor.

Okulda kaynaştırma programları

Hiperaktivite, öğrenme güçlüğü, ayrılma kaygısı, depresyon, anksiyete bozukluğu gibi psikiyatrik sorunlar yaşayan çocuklar için farklı bir yaklaşım gerekiyor. Depresyon yaşayan çocuğun okulda kaynaştırma programına dahil olması gerekebilir. Bu özel bir sorun yaşayan çocuğun psikolojik, sosyal ve eğitim-öğretim anlamında desteklenmesini amaçlayan bir programdır. Öğretmenin bu çocuklara daha destekleyici yaklaşımı gerekiyor. Çocuğun öğrenme düzeyine uygun program seçmesi, gruba çocuğu katmaya çalışması, görevler vererek, yetenekli olduğu alanlarda çocuğu öne çıkarması, kendine güvenini kazanmasına yardımcı olmaktadır.

Öğretmen çocuğun düzeyine uygun ödevler vermesi gibi tutumlar benimsemesi çok yararlı olmaktadır. Tabii, ailenin de öğretmenle işbirliği yaparak, öğretmenin önerilerini uygulaması şarttır. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların olabildiğince öğretmenle göz teması olacak şekilde ön sıralarda oturtulması, önerilerden bir tanesidir. Tüm bunları yaparken çocukta bir eksiklik olduğunu hissettirmeden, profesyonel bir yaklaşım benimsemesi gereklidir öğretmenin. Derslerde başarılı olamayan çocuk için, bir yandan eğitim desteği verirken, bir yandan da başarılı olduğu bir alanda, spor, müzik, folklor, el becerileri gibi, çocuğu öne çıkarmak ve bu çalışmalara teşvik etmek, çocuğa sosyal statü sağlayacaktır. Bu durumda çocuk önemsendiğini hissedecektir.

Neurobiofeedback (Nöroterapi)‘in çocuklarda kullanımı

Biofeedback‘le kişinin bilinçli olarak anlamadığı, fark etmediği normal ve normal dışı fizyolojik tepkiler bir araç yardımı ile bilinçli duruma getirilir. Bu teknikle kişi için belirli bedensel cevapları (kalp hızı, kas gerginliği, cilt sıcaklığı, beynin stres düzeyi gibi) fizyolojik tepkileri anlaşılır hale gelir. Neurobiofeedback (Nöroterapi) ile EEG‘yi kullanarak beyin dalgası örüntülerinin kontrolü geliştirilir. Bu şekilde kişi aynı duygu ve düşünceleri ile bedeninde ne gibi bir değişiklik olduğunu fark ederek bedenini ve zihnini denetlemeye çalışır.

Beyin dalgalarındaki değişimin doğrulanması

Günümüzde stresle baş etmeyi öğreten birçok çalışma yürütülmektedir. Bu çalışmalardan biofeedback ile kişiye belirli bedensel cevapları ( kalp hızı, kas gerginliği gibi ) nasıl kontrol edeceği öğretilmektedir. Neurobiofeedback (Nöroterapi) ile de EEG ‘yi kullanarak beyin dalgası örüntülerinin kontrolü geliştirilmektedir. Yapılan çalışmalar, neurobiofeedback ile beyin dalgalarında değişim olduğunu doğrulamaktadır. Bu durum dikkat ve öğrenmede çok önemlidir. Bu öğrenilmiş bir deneyimdir. Kişi, iç kontrolü kavrayarak kendisini değiştirmeyi öğrenir. Böylece proses yavaş yavaş içten kazanılır.

Olumlu davranışların artması sağlanıyor

EEG biofeedback ya da NBF olarak isimlendirilen teknik, çocuğun beyin dalgalarını nasıl değiştireceklerini öğretmek, hiperaktiviteyi azaltmak, impulsiviteyi kontrol etmek, dikkati artırma yönünde olumlu etkiler oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalarda NBF uygulanan ve uygulanmayan çocuklar, bu değerler bakımından karşılaştırılmış, NBF uygulanan çocuklarda olumlu davranış değişimleri saptanmıştır. ADHD ‘de semptomların azaldığı, ritmik performansın kazanıldığı, çocuğun öğrenme tarzında gelişmeler olduğu, görsel algının geliştiği yönünde bulgular mevcuttur.
Neurobiofeedback (Nöroterapi) ile ADD/ADHD‘li çocuklara, gevşemiş fakat odaklamış, dikkatle en uyumlu beyin dalgalarını üretmeleri öğretilmektedir. Bazı kontrollü biofeedback çalışmalarında, ADHD‘li çocuklarda çarpıcı bulgular gözlenmiştir:

• IQ skorlarında artış. Beyni daha fonksiyonel duruma gelen çocuk, doğal entellektüel yeteneklerini sergileyebilir, ölçülen IQ skorları biofeedback sonrasında anlamlı artış gösterebilir. Bunun sebebi, çocuğun sahip olduğu potansiyele ulaşmasını kolaylaştırmasıdır.
• Impulsivite, distraktibilite ve hiperaktivitenin azalması.
• Uyku problemleri ve pediatrik migrenlerin tedavisinde başarı sağlanması.
ADHD‘e eşlik eden depresyon ve anksiyetenin azalması

Biofeedback‘in, uyku problemleri, öğrenme güçlükleri, depresyon, epilepside de yararlılığı ispatlanmıştır. Neurobiofeedback (Nöroterapi) depresyonda kullanıldığında, afekt davranışın düzeldiği, efor yorgunluğunun azaldığı gözlenmiştir.

Neurobiofeedback (Nöroterapi) (NBF) Uygulaması nasıl yapılıyor

İlk seansta yapılan IQ, dikkat- konsantrasyon-kişilik testleri ve QEEG ile değerlendirme yapılarak beyindeki hangi bölgenin moniterize edileceği belirlenmekte ve tedavi programı oluşturulmaktadır. Çocuğa oyunu nasıl oynayacağı hakkında bilgi verilmesi yeterlidir. Verilen bilginin fazla olmamasına dikkat edilmelidir. Çocuğun çalışmaya hazır olması önem taşımaktadır. Aile-okul danışmanlığı, psikoterapi, davranış çalışmaları ile birlikte yürütülmesi, alınan verimi artırmaktadır. Çocuğa gevşeme öğretilmekte ve uygulama yapılmaktadır. Tedavi süresince ve bitiminde bu değerlendirmelerin tekrarlanması, bize tedavinin yararlılığı konusunda bilgi vermektedir.

Beyin dalgalarıyla oyun

Neurofeedback‘in önemli avantajlarından biri ayna görevi görmesidir. Çocuğa başarılı olduğunu bilme imkanı vermektedir. Diğer bir avantajı da neurobiofeedback ekipmanının süreci eğlenceli hale getirmesidir. Çocuklar beyin dalgalarını kullanarak bilgisayar oyunları oynamaktadırlar. Ne kadar çok istenilen beyin dalgası üretebilirlerse oyunda da o kadar başarılı olmaktadırlar. Amaç, istenilen beyin aktivitelerini oluşturmaktır. Bu gerçekleştiği zaman, çocuk güçlenmiştir. Bilişsel ve davranışsal fizyolojisini kontrol etmeyi öğrenmiştir. Bu öğrenme, okul yaşamı ve günlük yaşamındaki görev ve davranışlarında olumlu etkiler ve bu etkilerin sürekliliğini sağlamaktadır. Bu durum, öncelikle çocuğun motivasyonunu gerektirir. Bu da bir ekip çalışmasını ve iyi bir tedavi programı ile mümkündür.

Sistemin ödül vermesi motive edici

Çocuklar için oyun içeren öğelerle uygulama yapılmaktadır. Çocuk uçak, palyaço, uçan adam ve uçan kadın seçeneklerinden birini seçme hakkına sahiptir. Örneğin palyaçoyu, düşünce gücünü kullanarak çizginin üzerinde tutmaya çalışmaktadır. Bu durum ödül- ceza temeli üzerine oturmaktadır. Çocuk çizginin üzerinde durabildiğinde puan almakta (ödül), altına düştüğünde puanı düşmektedir (ceza) .Kullanılan ödül mekanizması, çocuğun motivasyonunu artırıcı bir unsur olmaktadır. Aynı zamanda çocuk, biofeedback uygulaması sırasında dikkatini bilgisayara yoğunlaştırmaktadır. Bu sırada dikkatini odaklamayı ve aynı zamanda sürdürmeyi öğrenmektedir. Çocuk kendisini kontrol edebildiğinin bilincine varmaya başladıkça dürtü kontrolünü de sağlamış olmaktadır. Çalışma sonunda, çalışmayı değerlendiren bir grafik çıkarılmakta, çocuğa bir geribildirim verilmektedir.

Uygulama zaman alır.10 seanstan sonra birçok çocukta ilerlemeler görülmektedir. Seansların sayısı, NBF‘nin o çocuk için kullanım amacına, rahatsızlığın derecesine, çocuğun NBF‘den ne derece yararlandı gibi değişkenlere göre belirlenir. Günlük, haftada 3, 2, 1 şeklinde uygulamaları mevcuttur.

Dikkat edilmesi gereken noktalar :
• ADHD ‘de ilaç kullanımı olmadığı bazı durumlarda çocuk NBF‘den yeterince yararlanmayabilir. Bunun yanında sadece bu teknik kullanıldığı vakalarda düzelme olduğu da bildirilmiştir.
• Uygulayıcının EEG aletlerini kullanmakta deneyimli, NBF bilgisi ve tecrübesi olan, yeterli klinik deneyime sahip olması önemlidir. Hata ve atlamalar olmamalıdır.
• Bazı seanslarda bitkinlik, baş dönmesi, ürperti, endişe, düş kırıklığı gibi duygular yaşanabilmektedir ( fiziksel duygulanım ).
• Ailede ve çocuğun yaşam alanlarındaki problemlerin yoğunluğu ve bu sorunlarda azalma olmaması, tedaviyi yavaşlatır veya ilerlemesini önler.
• Epilepside profesyonel kullanım olmazsa, nöbetlerin arttığı ve negatif etkilerin görüldüğü tespit edilmiştir.

Depresif Bozukluklar Nelerdir ?


Depresif Bozukluklar :

Depresyonun birçok türü var. ‘Psikotik depresyonlar‘ en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir türdür bu. Hasta olmayan şeyleri algılar, kulağına ses gelir, hayal görür, suçluluk duyar...

Kişinin depresyonda olduğu nasıl anlaşılır?

Majör Depresyon (yani büyük depresyon), depresif bozukluğun oldukça belirgin, çekene ileri derecede ıstırap veren türüdür. Depresif duygu durumu (yani üzüntü, karamsarlık, zevk almama), her şeye ilgisizlik, Uyku ve iştah bozuklukları, psiko-motor ajitasyon (huzursuzluktan dolayı yerinde duramama) ya da psiko-motor yavaşlama (isteksizlikten dolayı külçe gibi yığılıp kalmışlık hali), huzursuzluk, sıkıntı, gerginlik, sinirlilik, ağlama, beden ağrıları, suçluluk duyguları veya çevresini suçlu görme eğilimi, dikkat ve hafıza sorunları, Cinsel isteksizlik, yorgunluk her gün ve neredeyse gün boyunca kişiye egemendir.
İntihar düşüncesi var mıdır?

Ağır depresyonlarda intihar düşüncesi de vardır. Majör depresyon teşhisi koymak için belirtilerin en az iki hafta sürmesi gerekir. Ayrıca kişinin hissettiği yakınmalar günlük yaşantısını etkiliyor olmalıdır.

Depresyon kaç çeşittir?

Ajite depresyonda aşırı öfke, hareketlilik, yerinde duramama vardır.

Apatik depresyonda ise kişi durgundur. Ağzından kerpetenle laf çıkar, algısı yavaşlar.

Melankolik depresyonda hüzün, keder ön plandadır.

Psikotik depresyon depresyonlar içinde en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir depresyon türüdür bu. Halüsinasyon olmayan şeyleri algılamak, yani nesnesiz algıdır (kulağa ses gelmesi, hayal görmek gibi). Hezeyan ise mantıklı tartışma ile düzeltilemeyen yanlış inanç demektir. Bunlar daha çok şizofrenide olur, ama psikotik depresyonda da görülür.

Hasta garip sesler duyar mı?

Depresyon hastasının kulağına "Sen aşağılıksın, kötüsün" gibi suçlayan sesler gelir. Günahkâr olduğuna inanır. Suçluluk içerikli hezeyanlar yaşar. Çürüme, yok olma hezeyanları çıkabilir ortaya. Bütün depresyon biçimleri en az iki hafta sürdüyse, günlük hayatı aksattıysa (veya aksatmasa bile belirgin derecede acı verdiyse) majör depresyonun türü olarak kabul edilirler. Majör depresyon kapsamına girmeyen önemli bir hastalık distimi veya depresif nevrozdur.

Manik depresif nedir?

İki uçlu bozukluğun (ya da daha yaygın adıyla manik depresif bozukluğun) farkı, en az bir kere mani denen 'duygu durumunun yükselmesi' döneminin yaşanmasıdır. İki uçlu bozukluğu olanlar zaman zaman depresyona da girerler. Buna iki uçlu depresyon denir.

Diğer türlerden farkı nedir?

İki uçlu depresyonun belirtilerinin, diğer depresyon türlerinden farkı yoktur. Ancak mani döneminde abartılı bir kendine güven duygusu, büyüklük düşüncelerinin artması, uyku gereksiniminin azalması, enerji artışı, hızlı konuşma, dikkatin kolayca dağılması, psiko-motor ajitasyon, zevk alınan etkinlikleri abartılı biçimde yapma isteği gibi manik sendrom belirtileri sergiler.



Bu belirtiler çoğu zaman kişinin toplumsal ve iş yaşantısını olumsuz etkiler. Duygu durumunun yükselmesi maninin temel özelliği olmakla birlikte, kişi engellenmeye çalışılırsa aşırı uyarılma ya da ani öfke gibi tepkiler bu iyimser duyguların yerini alabilir.

Distimi veya depresif nevrozu açarsak neler söylenebilir?

Distimi ya da depresif nevroz, büyük depresyon kadar şiddetli değildir. Ancak uzun sürer. Distimi, en az iki yıl devam ve büyük depresyondaki gibi kişinin günlük hayatını sürdürmesini engelleyecek boyutta olmasa da, kendisini iyi hissetmesine mani olan bir tür depresif bozukluktur. Distimide de büyük depresyondakine benzer belirtiler görülür. Distimi teşhisi koyabilmek için kişinin iki yıl içinde depresyondan çıkabildiği dönemlerin iki ayı aşmaması gerekir.





Depresyonda mıyım nasıl anlarım ?


Toplumda görülme sıklığı %37;1-2‘dir. kadınlar ve erkeklerde eşit oranlarda görülür. Hastalar ilk atağı genelde yirmi yaşlarında geçirirler ancak daha önce veya daha sonra da olabilir. Beş altı yaşlarında veya elli yaşından sonra ilk atağını geçiren hastalara da rastlanabilmektedir. Bazen ilk atak depresyondur, bu durumda tanı koymak zordur ve genelde gecikir. Hastalığın ortaya çıkışı sıklıkla kişinin meslek ve eş seçimi dönemine rastlar ve kısa sürede tanı konulup önlem alınmazsa kişinin hayatında önemli sekeller bırakır. Hastalık taşkınlık yani mani döneminde ise aşırı para harcama Cinsel ilgi ve aktivitede artma ile kişiye ve aileye ciddi maddi ve manevi zararlar verir. Çökkünlük dönemleri ise diğer depresyonlara göre daha ağırdır ve intihar riski daha yüksektir.Hastalığın belirtileri, süresi ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazı hastalarda mani bazılarında ise depresyon daha baskındır. Bazen de mani ve depresyon eşit oranda görülür. Ataklar birkaç günden birkaç aya kadar değişir. Özellikle tedavi edilmediğinde uzun sürer. Hastalar yaşamları boyunca ortalama 10 atak geçirirler ancak bundan az veya fazla sayıda atak olabilir. Atak sayısı arttıkça ataklar arasındaki süre kısalır. Bir yıl içinde dört veya daha fazla sayıda atak olduğunda hızlı döngülü mani olarak adlandırılır.

HASTALIK NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Pek çok rahatsızlıkta olduğu gibi bu hastalığın nedeni de tam olarak bilinememektedir. Diğer psikiyatrik hastalıklar içinde genetik geçişi en fazla olan rahatsızlık manidir. Hastaların %50‘sinin anne veya babasında aynı hastalık olduğuı tespit edilmiştir. Tek yumurta ikizlerinden birinde mani olduğunda diğerinde mani görülme oranı %70 tir. Bu hastaların birinci derece yakınlarında mani ve depresyon görülme oranı normal topluma göre daha sıktır. Akrabalık derecesi azaldıkça risk azalmaktadır. Örneğin hastanın kuzeninin aynı hastalığa yakalanma riski kardeşine göre daha düşüktür.

Hastalığın beyindeki nörotransmitter dediğimiz maddelerin işlevlerinde bozulma ile ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Bilgisayarlı tomografi ve MRI tetkiklerinde bu hastalarda bazı değişiklikler gözlenmektedir ancak bu hastalığa özgü bir değişiklik tespit edilememiştir. Yine EEG bulguları da bir özellik göstermemektedir.

doğum sonrası hastalığın aktive olması hormonal değişikliklerin de rolü olduğunu düşündürmektedir.

Uykusuzluğun mani atağı ile yakın ilişkisi vardır. Hastalar genelde ilk atağın uykusuzlukla başladığını ifade ederler.

Multiple skleroz, kafa travması veya Epilepsi gibi bazı hastalıklarda mani de görülebilmektedir. Yine bazı ilaçlarda mani ortaya çıkarabilmektedir.

Mani belirtileri şöyle özetlenebilir:

Enerji artışı, kolay yorulmama,
Aşırı neşelenme veya aşırı sinirlilik
Dikkatin çabuk dağılması
Uyku ihtiyacında azalma
Muhakeme yeteneğinde bozulma, düşüncelerde aşırı artma
Cinsel istek ve aktivitede artma
Hastalığı kabul etmeme
Aşırı para harcama
Riskli davranışlar içine girme

Konuşmada aşırı artma, konuşmanın bölünememesi, hızlı konuşma
Kendine aşırı güven, kendini büyük ve önemli biri olarak görme
Bu belirtilerin tek başına bulunması bir anlam ifade etmez tanı koyabilmek için birkaçının bir arada olması ve bir süredir devam ediyor olması gerekir. Mani atağı hızlı başlangıçlıdır ve hastalar atağın uykusuzlukla başladığını ifade ederler. Kişi kendini aşırı iyi hisseder, dikkati çok artmıştır, kendine çok güvenmektedir ve sosyal ilişkileri kolayca kurar hale gelmiştir, çevredeki insanlara sataşma, laf atma sıktır.Başkalarının konuşmalarına katılır çevredekileri bu nedenle rahatsız ederler. Duygulanımda kişinin kendisini iyi hissetmesinin yanında ani duygu değişmeleri ve dengesizlik sıktır. Hasta gülerken aniden ağlamaya veya bağırmaya başlayabilir. Mani ve depresyonun birlikte bulunduğu durumda depresyon ve mani belirtileri aynı anda bir arada bulunabilir veya birinden diğerine geçiş sıktır. Hastalık ilerledikçe aşırı konuşma ve hareketlilikte artış görülür.

Bazen konuşma o kadar artar ki kişi cümleleri tamamlayamaz olur, konuşmada birbiri ile bağlantısı olmayan kelimelerin art arda sıralanması dikkati çeker. Kişi önemli birisidir, önemli görevler üstlenmiştir, aklında gerçekleştirilmesi güç planlar vardır, hatta bu nedenle kendisine zarar vermeye veya yok etmeye çalışanlar vardır. Davranışlar kontrolsüzdür. Toplum kurallarını hiçe sayar. Karşı cinse sakıntılık edebilir, trafik kurallarını hiçe sayabilir. Aşırı para harcama, aşırı Makyaj yapma, göze çarpan giysilerle dolaşma olabilir. Hasta ödeyemeyeceği borçlar altına girebilir, kredi kartlarını sonuna kadar kullanabilir. Yine kontrolsüz şekilde kumar oynayabilir. Gayrimenkullerini yok pahasına satmaya veya başkalarına bağışlamaya kalkabilir. Bazı hastalar kendilerini kontrol edebilmek için alkole yönelir. Bazen kişi gerçek hayatla ilgisini koparıp hayal dünyasında yaşamaya başlayabilir. Bu durumda şizofreniden ayrımı güçtür. Bazı bedensel hastalıklar ve ilaç kullanımlarında da benzer tablolar ortaya çıkabilir bunların ayrımı gerekir. Hastalar genelde hastalıklarının farkında değildir ve bu nednle doktora gelmek istemezler.
üre duramaz. Hastaların çoğunun içgörüsü yoktur. Hasta olduklarının farkında değildir veya hasta olduklarını kabul etmek istemezler.


Depresyonda Bitkisel Tedavi Yöntemleri

Depresyonda Bitkisel Tedavi 

Depresyonun nedenleri nelerdir?

Birçok psikiyatrik hastalıkta olduğu gibi depresyonda da tüm kliniği açıklayacak bir model bulunmamaktadır. Genel kabul gören görüş beyinde kimyasal iletimde rol alan maddelerle ilgili bir dengesizliğin olmasıdır. Bu dengesizlik çevresel nedenlerden etkilenmektedir.

Uyku bozuklukları depresyona neden olabilir mi?

Uyku sorunu depresyonun önemli bir belirtisi olması yanında depresyona da neden olabilir. Son yıllarda uzun süreli uykusuzluğun depresyona yol açabileceği konusunda kanıtlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel amaçlarından biri olmalıdır. Bu amaçla olguların alkol almaları uyku sorununu genellikle kötüleştirmektedir.

İlaçlar depresyona neden olabilir mi?

Birçok antihipertansif ilaç, kalp ilaçları (kardiyotonik, antianjinal, antiaritmik), antiinflamatuar, (ağrı kesici ve Romatizma tedavisinde kullanılan ilaçlar) antibakteriyel ilaçlar, hormonlar, kolinerjik ilaçlar, organik çözücüler, birçok psikotrop (ruhsal yapı ve sinir sistemi üzerinde etkisi olan bazı ilaçlar) ilaç, alkol depresyona neden olabilir. İlaç ve alkol yoksunluğu da depresyona neden olabilir.

Tıbbi nedenler depresyona neden olabilir mi?

Evet. Birçok enfeksiyon hastalığı, tümörler, kalp ve solunum sistemi hastalıkları, birçok merkezi sinir sistemi hastalığı, genel beden travmaları, metabolik hastalıklar, beslenme sorunları, mide-barsak sistemi hastalıkları, kollagen doku (bağ dokusu) hastalıkları gibi birçok hastalık depresyona neden olabilir. Hastanede yatan olgularda olasılık daha da artar.

Depresyonun normal yastan ne farkı vardır?

Yasta üzüntü, ağıt, değişkenlik gösteren anksiyete, kötü rüyalar ve buna bağlı uyku sorunları, uykusuzluk, iştahsızlık, kilo kaybı ve normal etkinliklere karşı ilgi azlığı gibi depresyonda da izlenebilen belirtiler bulunur. Normal yasta bu belirtiler zamanla azalarak kaybolur. Sıklıkla da hekim müdahelesi gerekmez.. Depresyonda benlik saygısı azalırken kayıp ardından izlenen depresif durumlarda benlik saygısı korunur. Kendilerini değersiz bulmazlar, ağır suçluluk duyguları da olmaz. Ayrıca işlevsellikte önemli bir kayıp da olmaz.

Depresyon belirtileri yaşla değişkenlik gösterir mi?

Evet. Yaşlılarda bedensel ve bilişsel belirtiler affektif belirtilere göre daha fazla izlenir. Depresif duygudurum sık olmakla birlikte duygusal ifadelerde azalma daha sık izlenir. Apati, yorgunluk ve uyku sorunları sık olarak ifade edilirken çökkünlük pek ifade edilmez. Somatik belirtilerin yaşlılarda tıbbi durumlara bağlı olma olasılığını da unutmamak gerekir.

Depresyon olgularında intihar olasılığı ne kadardır?

Duygudurum bozukluğu gösterenlerde intihar düşünce ve eylemleri % 20-40 kadardır. İntiharları gerçekleştirenlerin geçmişlerinde de intihar girişimleri bulunmaktadır. İntihar riski belirtilerin şiddeti ile her zaman bağlantılı değildir. Yaşlılarda intihar olasılığı gençlere göre iki kat daha fazladır. İntiharla ilgili konuşanlarda olasılığın daha az olduğu düşüncesi yanlıştır. Hastanede yatan olgularda intihar girişimi oranı % 15 kadardır. Depresyon olgularının % 15‘i intiharla ölmektedir. Tüm intiharların % 70‘i depresyon olgularıdır.

Depresyon olgularının hastaneye yatması zorunlu mudur?

Depresyon tedavisinde hastaların yatırılması genellikle gerekmez. Aşağıdaki özellikleri taşıyan hastaların yatması gerekebilir.

Ciddi intihar düşünceleri gösterenler

İntihar planları yapanlar

Kendine ve çevreye zarar verme eğilimi olanlar

Gıda reddi olanlar

Ayaktan tedaviyi sürdürme güçlükleri

Psikotik özellik gösterenler

Ciddi intihar girişimi olanlar

Depresyon genetik bir hastalık mıdır?

Hem depresyon hem de bipolar bozukluk (iki uçlu hastalık) ailesel yatkınlık gösterir. Yakın akrabalarda bu iki hastalığın görülme sıklığı genel topluma göre 2-5 kat daha fazladır. İkiz çalışmaları da genetiği desteklemektedir. Ancak genetik etkiler yatkınlık düzeyindedir. Depresyon hastalığı çevresel Stres etkenlerindeden önemli ölçüde etkilenir.

Depresyon tedavi edilebilir bir hastalık mıdır?

Evet. Depresyonda tedavide işbirliği yapan hastalarda tedavinin başarısı hemen hemen kural gibidir. Olgular tedaviye yüksek oranda yanıt verir.

Psikoterapi yarar sağlar mı?

Evet. Bilişsel, davranışçı tedaviler, kişiler arası ilişkilere yönelen psikoterapiler depresyonda yarar sağlar. Hafif depresyonda psikoterapi öncelikli olarak seçilebilir.

İyileştikten sonra ilaç kesilmeli midir?

Hayır. Depresyonu süreğenlik kazanmasında ve yinelemesinde en önemli nedenlerden birisi eksik tedavidir. İlk kez tedaviye alınanlarda tedavi süresi yaklaşık bir yıldır. Bu süre sonunda kalıntı belirtiler varsa süre uzatılır. Yineleyen olgularda da tedavi süresi uzamaktadır.

Antidepresan ilaçlar mutluluk ilacı mıdırlar? Bağımlılık yaparlar mı?

Hayır. Antidepresan ilaçlar depresyon olgularında duygudurumda yükselmeye neden olmakta, depresyonu tedavi etmekte, ancak normal duygudurumu değiştirmemektedir. Öfori yapmazlar.

Fiziksel bağımlılığa neden olmazlar.

Antidepresan ilaçlar diğer ilaçlarla etkileşir mi?

Tamamının olmasa bile bazılarının ciddi etkileşmeleri olabilir. Bu konuda en doğru yaklaşım tedavi eden hekimden bilgi almaktır.

Yeniden hastalanmamak için ne yapılmalıdır?

Bu konuda en uygun yol doktorunuzun önerilerine uymaktır. Yineleyen depresyonlarda en önemli neden gerek ilacın dozu gerekse tedavi süresi açısından yetersiz tedavidir. Doz ve tedavi süresine uymak depresyondan yüksek oranda korunmayı sağlar.

Çevresel nedenlerin belirgin olduğu durumlarda stres etkenlerini azaltacak veya kontrol edecek önlemler depresyonun yinelemesini azaltabilir. Örneğin aile içi iletişim sorunlarının belirgin olduğu durumlarda aile veya bireysel psikoterapi yarar sağlayabilir.

İlaçların ciddi yan etkileri var mıdır?

Antidepresan ilaçlar uzun süre kullanım güvenliği kanıtlanmış ilaçlardır. Doktor denetiminde kullanılması halinde kalıcı ve ciddi yan etkilere neden olmazlar. Ancak her ilaca karşı aşırı duyarlılıkların olabileceği, fiziksel sorunların ilaçların yan etkilerini arttırabilecekleri unutulmamalıdır.

Sık görülebilen yan etkiler arasında

Ağız kuruluğu
Görme bulanıklığı
Kabızlık
Bulantı, kusma
Terleme
Uyuşukluk
Uyku sorunları
Kilo alma
Baş ağrısı, baş dönmesi
Mide barsak sistemi bozuklukları ve ishal
Karın ağrısı
Libido azlığı ve başka Cinsel sorunlar
Bunaltı sayılabilir.
Yan etkilerin bireysel olarak ve ilaç gruplarına göre farklılık gösterebileceği unutulmamalıdır.

Antidepresan ilaçlarla birlikte alkol alınabilir mi?

Antidepresan ilaçlar alkolün etkilerine karşı duyarlılığı arttırırlar. Ayrıca alkol antidepresan ilaçların klinik etkinliğini de azaltır. Nöbet olasılığı da artar. Bu nedenle antidepresan ilaçlarla birlikte alkol alınması önerilmez. Bu tür etkileşmeler bazı ilaç gruplarında daha önemlidir. Bunun için doktorunuzdan bilgi almalısınız.

Depresyon bir kişilik sorunu veya zayıflığı mıdır?

Kesinlikle hayır. Depresyon gerçek bir hastalıktır. Kişilik zayıflığı ile bağlantısı yoktur.

Hekim önerilerine uymamanın nedenleri nelerdir?

İstenmeyen yan etkiler
Hasta hekim ilişkisinin niteliği, güvensizlik, yeterli bilgi alamama
Hastalığın şiddeti
Hastanın eğitim düzeyi: Eğitim düzeyi düşük olanlarda uyumsuzluk daha fazladır.
Antidepresan ilaç seçimi: Bir ilaca uyum göstermeyen olgu başka bir ilaca uyum dösterebilir.
Hastanın kişilik yapısı

Depresyon ağırlaşarak şizofreni gibi ağır hastalıklara dönüşür mü?

Hayır. Şizofreni ile depresyon arasında nedensellik bağlantısı yoktur. Depresyon ağırlaştığında ağır depresyon olur. Ancak depresyon şizofreninin seyri sırasında sık olarak ortaya çıkar. Şizofreniye eşlik eden depresyonlar ile diğer depresyonlar arasında nedensellik bağı konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Bipolar bozukluk ile depresyonun ne gibi bağlantısı vardır?

Bipolar bozukluk depresyondan şimdi veya geçmişte en az bir manik atak (taşkınlık nöbeti) olması ile ayrılır. Bipolar bozuklukta manik atak yanında depresif dönemler de olabilir.

Depresyon olgularının % 10 kadarı hastalığın bir devresinde manik bir atak geçirmektedirler. Diğer bir deyimle bipolar bozukluğa dönüşürler. Duygudurum bozukluğu atağı (mani veya depresyon) olan olgularda manik atak için kesin bir belirleyici olmamakla birlikte ailede bipolar bozukluk olması bu açıdan önem taşımaktadır.