Depresyon Belirtileri Nelerdir? Nasıl Tedavi Edilir?

Depresyon belirtileri ne kadar erken tespit edilirse, o kadar iyi tedavi edilebilir.

Her insan kendini bazen üzüntülü ya da mutsuz hisseder. Bu, kişinin depresif olduğu anlamına gelmez. Depresyonda neşesiz/bezgin durum uzun süre devam eder. Kişi depresiftir, düşüncelere dalar ve bir şeye kalkışmak için gücü kendinde bulamaz. Bu durumda olan çoğu kişiler neşesizlikten, ümitsizlikten ve uyku bozukluklarından şikâyet eder. Çoğu kez bu değişiklikleri ilk fark edenler kişinin yakınlarıdır. Genç veya ihtiyar demeden herkesin başına gelebilir. Bazı hastalarda tedavi kısa süre sonra tamamlanır. Diğerlerinin tedavisi ise çoğu vakalarda altı ay ile bir yıl arası, hatta bazen daha uzun veya ömür boyu sürebilir.

Depresif hastalıklar dünyanın en ciddi ve en önemli hastalıkları arasında yer almaktadır. Nüfusun % 20'ye varan oranı çeşitli karakteristik şekilleriyle depresyondan etkilenmektedir. Düşünce, duygular, beden, sosyal ilişkiler, şüphesiz tüm yaşam etkilenmektedir. Büyük önemine rağmen depresyon çoğunlukla ya fark edilmemekte ya da yetersiz tedavi edilmektedir. Etkilenenler ve yakınları için büyük acıya ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olmaktadır. Geçmiş yıllarda depresyonun stres kaynaklı kronik bir hastalık olduğu açık bir şekilde anlaşılmıştır ve böylece «Stres-Depresyon» terimi  ortaya çıkmıştır. Kalp krizi, inme, osteoporoz ve diyabet gibi diğer ciddi endemik hastalıkların ortaya çıkmasında bir risk faktörüdür.

Tedavi edilmeyen depresyon ortalama ömrü kısaltabilir. Depresyon ciddi ancak tedavi edilebilir bir hastalıktır. Sıradan bir üzüntü, başarısızlık ya da iradesizlik hali değildir!

Son yıllardaki ilerlemeler, yeni ve daha kapsamlı bir depresyon tedavi yöntemleri tablosu  sunmaktadır. Tamamen iyileşmeyi sağlayan, sürdürülebilir ve uzman psikoterapötik ve farmakolojik depresyon tedavisi yöntemleri vardır. Zira hastalar, % 80 oranında tekerrür eden hastalığın pençesine düşebilirler. Hastalığın nüksetmesini önlemeye yönelik bu bakım tedavisinde, hastalık emptomlarının gerilemesinden sonra hastalar en az altı ay takip edilir. Ön öyküde ne kadar sık depresif faz meydana gelmişse ve bunlar ne kadar ciddi ise, uzun vadeli tedavi de o kadar zorlayıcıdır. Bir diğer deyişle hastalar, bakım tedavisi süresi dışında terapötik olarak takip edileceklerdir.

# Depresyon İçin Bilinmesi Gereken Önemli Noktalar

1.Depresyon ciddi,hatta bazı durumlarda yaşamı tehdit eden bir hastalıktır ve uzman tedavisi gerektirir.

2.Depresyonun temel özellikleri üzgün bir ruh hali veya boşluk hissi,bitkinlik (tükenmişlik),aşırı yüklenme,anksiyete bozuklukları,huzursuzluk,düşünme ve uyku bozukluklarıdır.

3.Depresyondan muzdarip kişiler yaşamdan zevk alamazlar ve hatta en basit kararları vermekte bile büyük güçlük çekerler.

4.Depresyona  sıklıkla  mide,  bağırsak,  baş,  karın veya  sırt  ağrıları  gibi kalıcı bedensel şikayetler eşlik eder. Bu semptomlar birçok hastada hemen göze çarpmaktadır.

5.Temelsiz suçluluk hissi depresyonun en önemli belirtilerinden biri olabilir.

6.Tüm ağır hasta insanlar gibi depresyon hastaları da çevrelerinden anlayış ve desteğe ihtiyaç duyarlar.

7.Depresyonun karakterize edici özelliği beyinde bir sinir metabolizma bozukluğu olmasıdır. Sinir nöroverici konsantrasyonu (Serotonin,Noradrenalin,Dopamin) dengesizdir. Bunun  nedeni : stres hormon sisteminin genellikle sürekli aşırı aktif olmasıdır. Bu aşırı aktivite,hipertansiyon, kalp krizi, diyabet ve osteoporoz gibi tedavi edilmeyen potansiyel  komplikasyonlara da yol açabilir.Bu nedenle dikkatli ve sürdürülebilir tedavi çok önemlidir.

8.Depresyon tedavi edilebilir.Tedavi amacıyla çeşitli kanıtlanmış psikoterapi yöntemleri,ruh halini düzenleyen modern ilaçlar(antidepresanlar),stres yönetimi ve gevşeme teknikleri ve yardımcı tamamlayıcı tıbbi yaklaşımlar (örneğin bitkisel tedavi) mevcuttur.

9.Modern antidepresanların fazla yan etkisi yoktur.Bunlardan genellikle yalnızca tedavinin başlangıcında yararlanılır.Bağımlılık yapmazlar. Kişiliği değiştirmezler. Uyarıcı ya da yatıştırıcı madde değildirler.

10.Antidepresanlar etkisini hemen göstermezler. İyileşene kadar çoğu zaman günler haftalar geçer.

11.İlaçların ihtiyaç duyulduğunda tamamen doktor reçetesine göre ve düzenli olarak alınması çok önemlidir. Olası yan etkiler, huzursuzluk,sıkıntı veya kuşku durumunda daima   tedavi eden doktorla açıkça görüşülmelidir.

12.Tekrarlayan depresyon önleyici bir şekilde tedavi edilebilir.

13.Özkıyım (intihar) büyük bir tehlikedir. İntihar riski zamanında tespit edilebilir. Acil bir durumdur.İntihar riski bulunanlar en kısa sürede tıbbi tedaviye tabi tutulmalıdır.

Depresif hastalıkların sık görülmesi dolayısı ile tedavi ve yardım olanakları her disiplinden hekimin yanı sıra genel olarak toplum tarafından da bilinmelidir. Nüfusun yaklaşık % 15'i etkilenmiştir, kadınların hastalığa yakalanma riski erkeklere göre iki kat fazladır (Erkekler: %10, Kadınlar:% 20). Bu durum, herkesin akrabalarından, tanıdıklarından veya arkadaş çevresinden birilerinin depresyondan etkilendiğini görmesi anlamına gelir.

Ne yazık ki hastalık hala sıklıkla gizleniyor veya tespit edilemiyor.Depresyona gereken önemin verilmemesinin bir nedeni, biraz depresif bir ruh hali durumunda halk dilinde zaten sıklıkla «Depresyondan» bahsediliyor olmasıdır.Hastalık çocukluktan yaşlılığa kadar her yaşta ortaya çıkabilir. Vakaların yaklaşık % 15–20'sinde, tedavi edilmediği için veya yetersiz tedavi nedeniyle kronik bir seyir gelişebilir. Vakaların % 50–75'inde ikinci bir epizot takip eder.Artan epizot sayısı ile birlikte başka bir hastalık epizodu oluşma riski artar.Bu nedenle her bir hastalığın dikkatlice tedavi edilmesi çok önemlidir

# Depresyonun Belirtileri Nelerdir ?

Depresyon çeşitli belirtiler gösterebilir ve bunların birbirinden ciddi farkları olabilir. Tipik belirtileri önemli bireysel farklılık gösterir. Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre (ICD-10) depresif bir epizot en az iki hafta süren üzgün bir ruh hali ile karakterize edilir. Yaşamdan zevk alamama, hareketlerin yavaşlaması ve ilgi kaybına, konsantrasyon ve genel performans kaybı eşlik eder. Karakteristik fiziksel bulguların yanı sıra, uyku bozuklukları, iştah ve kilo kaybı gibi durumlar ve ayrıca umutsuzluk hissiyatına kapılma da meydana gelir. Bu, ölüm ve somut intihar düşüncesinin oluşumuna yol açabilir. Düşünce akışı yavaşlar ve genellikle kişi, kendisinin ne kadar kötü durumda olduğu, mevcut durumun ne kadar karamsar ve geleceğin ne kadar umutsuz olduğu gibi tek bir konu etrafında dönüp dolaşır.

Depresyonda hasta kendini uzun süre depresif hisseder ve çok az neşe hisseder ya da hiç neşe hissetmez.

Depresyonda olan kişi çoğu kez aşağıda açıklanan belirtilerle mücadele eder:

- Bitkinlik
- Yorgunluk, istek yetersizliği, halsizlik, çabuk yorulma
- Azalan özgüven/özdeğer duygusu
- Derin düşünce eğilimi, konsantrasyon ve dikkat bozuklukları
- Aslında hoş veya ilginç olan şeylerden zevk alamama
- Bedensel ağrılar ve şikâyetler
- Uyku bozukluklar
- Diğer insanlardan, hatta bazen en iyi arkadaşlardan bile uzak durma (sosyal geri çekilme)
- Çaresizlik, mutsuzluk ve ümitsizlik duyguları ve korkular
- Suçluluk veya değersizlik duygusu
- İş hayatında artan sorunlar
- İştahsızlık
- Cinsel aktiviteye karşı ilginin azalması (libido kaybı)
- İntihar düşünceleri ve ölümü düşünme
- Kendi kendini yaralama

! Önemli bilgi :Depresyonda bu semptomlar belirebilir. Kendinizde depresyona işaret eden değişiklik fark ettiğinizde zamanında doktorunuza başvurun.

# Depresyon neden kaynaklanır?

Depresyon çeşitli nedenlerle belirebilir. Bazı insanlarda örneğin bir aile ferdini veya iş yerini kaybetmek gibi dış etkenler depresyonu tetikler. Bazen somut bir neden de
yoktur. Günümüzde sahip olduğumuz bilgilere göre çeşitli faktörler rol oynamaktadır:

# Yatkınlık
# Bedensel hastalıklar
# Çevre etkenleri
# Ruhsal (“psikolojik”) etkenler, örneğin azalmış özdeğer duygusu

Depresif hastalıklarda genelde beyin metabolizması bozuktur. Metabolizma, örneğin uyku ve uyanıklık gibi insanın her gün yaşadığı tüm evreleri düzenler.Burada çoğu kez hormonların da önemi büyüktür; bunlar metabolizmamızı ayakta tutan etken maddelerdir. Metabolizma bozuklukları, arasında depresyon da olmak üzere, ağır hastalıkları tetikleyebilir. Bazı insanlar, geçmişte ailede de yaşandığından depresyona karşı yatkınlık sergiler. Yatkınlık halinde de depresyonun kendiliğinden belirmesi gibi bir kural yoktur.

# Depresyon türleri nelerdir?

Depresyonlar çeşitli tür ve şekillerde belirmektedir.
En sık görülenler şunlardır:
# Hafif veya orta derece depresif nöbet
# Ağır depresif nöbet
# Bipolar afektif bozukluk
# Doğum sonrası hüzün (“Babyblues”) ve doğum sonrası
# Depresyon (“Lohusalık depresyonu”)
# Mevsimsel afektif bozukluk (SAD) (“Winterblues”)

# Hafif veya orta derece depresif nöbet

Şikâyetler en az iki hafta sürer, günlük yaşamda kısıtlanmalar sınırlı ölçüdedir. Kişi depresif ve bitkin olduğu izlenimini yaratır. Neşesiz ve ümitsizdir. Bazı durumlarda örneğin hobisine karşı ilgiyi kaybeder. Örneğin iş yerinde konsantre olmakta da zorlanır.

# Ağır depresif nöbet

Ağır depresif nöbet geçiren kişi ancak ciddi kısıtlamalarla günlük hayatın üstesinden gelebilir ya da hiç gelemez.

Sonuçları çeşitli olabilir:
# Azalan özdeğer duygusu
# İştahsızlık
# Uyku bozuklukları
# Çabuk yorulma
# Bitkinlik
# Sosyal geri çekilme
# Derin düşünce eğilimi
# Sürekli iç gerginlik hissi

Böylesi durumlarda gecikmeden bir doktora başvurun ve tedavi olun. Bazen algı bozuklukları ve hezeyanlı düşünceler de görülebilir. En ağır vakalarda hasta sürekli kendi ölümünü düşünür. Bundan sadece kişinin psikolojisi etkilenmez. Depresyon geçiren bazı kişiler, organsal sorunları olmasa bile bedensel ağrı da hissederler.

Depresyonun  özellikle  göze  çarpan  belirtileri  vasıtasıyla  özel  depresyon biçimleri ayırt edilebilir. Bunların arasında «gizlenen depresyon» (maskelenen depresyon) en önemlilerinden biridir. Fiziksel belirtiler, vejetatif bozukluklar ve organ sorunları ön planda bulunur. Daha alt bir biçimi olan «melankolik depresyon»  durumunda  belirgin  bir  şekilde  uyanılması  gereken  saatten çok önce uyanma ve tekrar uyumakta güçlük çekme, kilo kaybı, yaşamdan zevk  alamama, cinsel istek kaybı ve ilgi kaybı karakteristik  özellikleridir. Bazı insanlarda depresyon çok farklı şekilde de görülebilir. Aşağılık duygusu veya üzüntü yerine bazı insanlar tepkilerini asabiyet, saldırganlık, öfke veya artan
alkol  tüketimi  ile  ortaya  koyarlar.  Muhtemelen  abartılı  şekilde  aşırı spor yaparlar. Etkilenenler kendilerini stresli ve tükenmiş hissederler. Bu tür belirtilerden daha çok erkekler etkilenir.

- Tükenmişlik Sendromu

Tükenmişlik sendromudenilen bitkinlik sendromu, sürekli (mesleki) çalışmadan kaynaklanır. Tükenmişlik sendromu; geçmişten beri süregelmiş, genellikle uzun süreli, çok yüksek bağlılık ve üstünperformanstan kaynaklanan enerji kaybı, azalan performans, umursamazlık, sinizm ve isteksizlikle karakterize edilir. Genellikle uzun süren stres birikimi durumunda hastalığın ortaya çıkması için sadece kısmen küçük bir tetikleyici (örneğin iş değiştirme) yeterli olmaktadır. Genellikle, artan terleme, baş dönmesi, baş ağrıları, mide-bağırsak sorunları ve kas ağrıları gibi belirsiz fiziksel şikayetler söz konusudur. Uyku problemleri burada da çok sık görülür. Tükenmişlik sendromu ağır bir depresyona kadar ilerleyebilir.

- İleri Yaş Depresyonu

65 yaş üstü hastalık döneminden «yaşlılık depresyonu» olarak söz edilir. Depresif hastalıklar yaşlılarda bütün olarak sıklıkla görülmez. İleri yaştaki hastalarda depresyon genellikle gözden kaçırılır ve bu nedenle yıllar boyu tedavi edilmezler. Yaşlı hastalar depresif belirtileri kolayca saklarlar ve diğer ek fiziksel hastalıklarından yakınırlar.

Bu nedenle yaşlı insanlarda çeşitli fiziksel belirtiler daha genç hastalarda olduğundan daha sık ön planda bulunmaktadır. Örneğin belirsiz ağrılar, yaşlı insanlarda arka planda bulunan depresyondan daha çok dile getirilir.Yaşlılık depresyonu, yokluk ve yetersiz beslenme veya yetersiz sıvı alımı bağlamında da ortaya çıkabilir veya ilerler.

- Doğum Sonrası Depresyon

Doğum sonrası depresif epizotlar kadınların yaklaşık olarak % 1 0 - 1 5 'inde görülür ve genellikle ilk veya ikinci haftada başlar. Çoğu zaman haftalar aylar süren sinsi bir seyri vardır. Klinik tablosu yaşamın diğer evrelerindeki tipik bir depresif epizottan ayırt edilemez. Çok daha sık görülen «Annelik hüznü» diye adlandırılan depresyon

(«Loğusalık Hüznü» de denir) «Doğum sonrası depresyon»dan ayrı tutulmalıdır. Annelik hüznü doğumdan sonraki ilk hafta başlar, fakat genellikle üçüncü günün öncesinde başlamaz ve sadece birkaç saat veya birkaç gün sürer. Lohusa kadınların yaklaşık olarak % 50'sinde görülür ve hiçbir klinik önemi yoktur.

- Mevsimsel Depresyon

Karanlık ve sisli kış günleri ruhsal durumu kötüleştirebilir. «Mevsimsel depresyon» veya özel durumlarda «Kış depresyonu» denilen bu durum, ciddi ve hatta yaşamı tehdit eden bir hastalığa yol açabilir. Nedeni mevsimsel olarak göz tarafından algılanan gün ışığı etki alanının azalmasıdır. Hassas insanlarda bu nedenle beyin metabolizmasının bozulmasına ve böylece depresyon oluşumuna neden olur.

Depresyon ciddi, hatta bazı durumlarda yaşamı tehdit eden bir hastalıktır.Tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabilir. 40 yaşına kadar olan insanlarda depresyon kaynaklı özkıyım (intihar) neticesindeki ölüm, kazayla ölümden sonra en sık görülen ikinci ölüm nedeni olarak gösterilmektedir.Majör depresyonu olan hastaların hemen hemen tamamında en azından intihar düşüncesi vardır.

Depresyon tespit ve tedavi edilirse, genellikle baskın gelen ölüm isteği ortadan kalkar.

Her depresif kişi için intihar riskinin ne kadar büyük olduğunu bilmek önemlidir. İntiharı hangi yoğunlukta ve hangi sıklıkta düşündüğü, en iyi şekilde, doğrudan etkilenen kişilerle konuşarak anlaşılır. Genellikle,akıllarına bazı düşünceler gelir diye depresif insanlarla intiharla ilgili olarak asla konuşulmaması gerektiği şeklinde fikirler beyan edilmiştir. Bu yanlıştır. Her depresif insan çaresizlik içinde bir şekilde en azından bu ihtimali düşünmüştür ve genellikle nihayetinde rahatlamak için bu konu hakkında konuşabileceğini hisseder.İntihar eğilimi acil bir durumdur! İntihar riski bulunanlar en kısa sürede tıbbi olarak tedavi edilmelidir.

# Depresyon Nasıl Ortaya Çıkar?

Depresyon, kalp hastalıkları ve inme gibi vasküler hastalıkların oluşumunda bir risk faktörüdür. Bu nedenle günümüzde hem kamu bilincinde hem de kamu sağlığını koruma stratejileri kapsamında çok daha fazla dikkat edilen sigara, obezite ve fiziksel hareketsizlik gibi klasik risk faktörleri ile muhtemelen aynı anlama sahiptir. Depresif bir hastalık aynı zamanda, osteoporoz ve Tip 2 diyabetin ortaya çıkmasına önayak olur. Bu nedenle depresyon beynin yanı sıra diğer birçok organ sistemini etkileyebildiği için günümüzde «sistemik» hastalık olarak görülüyor. Bütün bunlar, doğru zamanda, dikkatli ve sürdürülebilir bir tedavinin büyük önemini vurgular.

# Stres ve Depresyon İlişkisi

Depresyonun nadiren tek bir nedeni olur. Genellikle çeşitli faktörlerin kombinasyonu, konjenital bir duyarlılık nedeniyle, hastalığa yol açar. Önemli bir yakının kaybedilmesi veya ölümü ya da kronik aşırı yükleme durumları gibi akut stresler depresif bir hastalığın tetikleyicisi olabilir. Yeni koşullara uyum gerektiren (örneğin evlenme,işsizlik, emeklilik) sosyal faktörler de depresyonun ortaya çıkmasından önce artan bir şekilde görülür.

Bununla birlikte tüm hastalarda bu şekilde tetikleyici faktörler olmaz. Birçok depresyon hasta kişiyi birden bire yakalar.Bu nedenle depresyonun zor yaşam şartlarına sadece makul, anlaşılır bir tepki olarak algılanmasına karşı çok dikkatli olunmalıdır. Kaderin ağır darbeleri üzüntüye, çökmüş ruh haline ve ruh hali bozukluklarına neden olur, fakat tam olarak bir depresyon değildir. Ancak depresif bir hastalık ortaya çıkarsa, kalıcı olarak tedavi edilmelidir.Çoğu kez genellikle uzun süre bir hastalığa yol açmayan yıllar süren stresten ibarettir. Genellikle kişisel olarak görece küçük bir olay bardağı taşırmak ve hastalığı tetiklemek için yeterlidir.

Depresyon sırasında beyin metabolizması bozulur: Sinir nörovericiler Serotonin, Noradrenalin ve Dopamin dengesi bozulur. Stres hormonu için bozulan kontrol sisteminin nedeni: Stres hormon sisteminin devamlı aşırı aktivasyonu, sinir hücresi metabolizmasını nöroverici üretimini ve ayrışmasını sona erdirecek kadar bozar. Ya çok düşük konsantrasyonlarda bulunurlar ya da iletim artık tam olarak işlev görmez. Sinir hücreleri arasındaki iletim bu vesile ile bozulduğu takdirde, yavaş yavaş duygu ve düşüncelerde yansıması görülür.

Bu, motivasyon eksikliğine,iştah azalmasına, uykusuzluğa, konsantrasyon güçlüğüne ve depresyonun diğer belirtilerine yol açar. Bu noktada antidepresan ilaçlar devreye girer ve stres hormon regülasyonunu normalize ederek beyin metabolizmasını tekrar dengeye getirir. Aynı şeyi psikoterapi de yapar. Bu nedenle orta ve ağır depresyonlarda psikoterapi ve ilaç tedavisi kombinasyonunun neden en iyi sonuçları elde ettiği aşikardır.



# Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?

Depresif hastaların etkin tedavisi bütüncül bir yaklaşım gerektirir. Süreç içinde kognitif davranışçı terapi,psikodinamik terapi ve konuşma terapisi gibi çeşitli psikoterapi yaklaşımları her hastanın ihtiyaçlarına göre seçilir veya tek tek birleştirilir. İlaç tedavisine ek olarak, bireysel ve grup terapileri ve belirtilere bağlı olarak farklı ve bireysel nitelikte yaratıcı terapötik yöntemler, gevşeme teknikleri ve stresi yenme eğitimi (örneğin Biofeedback,Jacobsen'e göre progresif kas gevşetme, Yoga, Çigong, Tai Chi) gibi ek fiziksel yöntemler uygulanır.

- Psikoterapi

Depresyon tedavisi daima psikoterapi içermelidir. Bu ideal olarak stresin davranış değiştirmesine ve negatif bireysel değerlendirmenin düzelmesine ve kişisel stresli kritik durumların iyileşmesine yol açar. Psikoterapötik yöntemlerde, davranışçı terapi (DT) ve kişiler arası psikoterapi (KAP) günümüzde en iyi şekilde araştırılır ve etkin olarak kullanılır. Ayrıca uzun vadede nüksetme riskini azaltırlar ve hem ayakta tedavide hem de hastanede başarılı bir şekilde kullanılırlar. Bu modern terapi yöntemlerinde tedavinin ağırlık merkezi esas olarak çözüm bulmaya ve kaynak mobilizasyonuna odaklanır, sadece önceki çatışmaları ve nedenlerini araştırmaya ve açıklarla uğraşmaya odaklanmaz.

Duygularımız, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz birbirlerinden daima etkilenirler ve fiziksel fonksiyonlarımız üzerinde etki yaparlar. Bu şekilde depresif ruh hali, örneğin negatif düşüncelerle daha da pekiştirilir. Genellikle kötü sağlık durumunun doğal sonucu olan toplumdan çekilme yine hoş olmayan duygu ve düşünceleri pekiştirir. Bu, depresif insanları gerçek anlamda yakalayarak bu kısır döngüyü daha da pekiştiren yeni stresler meydana getirir.

 Psikoterapötik tedavi, depresyonun kısır döngüsünü kıran yaklaşımlar ortaya koyar. Terapötik destekle ruh halini düzelten aktivitelere yeniden başlamak genellikle önemlidir. Depresyon durumunda bunlar tek başına yapılamaz. Aynı zamanda depresyonda belirli durumların, belirli negatif duygu ve düşünceleri neredeyse otomatik olarak nasıl tetiklediğinin farkında olmak önemlidir. Tipik depresif düşünce tek taraflıdır ve biçimi negatiftir. Depresyon her şeyi karanlık bir gözlükle görmek zorunda bırakır. Psikoterapi bu gözlüğü yavaşça çıkarmaya yardımcı olur.

- Davranışçı Terapi

Her insan yaşamı boyunca kişisel tecrübe ve taklit yoluyla kendisi için tipik davranış kalıpları, yaklaşımlar ve duygusal reaksiyon biçimleri öğrenmektedir. Depresyon gelişimi ile ilgili olarak, ciddi yükleme durumları ve kronik stresle birlikte hastalığa yol açan bir dizi tipik düşünce ve davranış kalıpları bulunmaktadır. Tedavide sorunlu davranış biçimleri, düşünce kalıbı ve yaklaşımlar somut olarak ele alınır ve araştırılır. «Davranışçı terapi» hem negatif düşünce kalıplarına hem de davranış düzeyine oturtulur.

Memnun edici eylemlerin ve sosyal faaliyetlerin yeniden tesisi gibi davranış değişikliği, yavaş yavaş pozitif duygulara ve yeni tecrübelere yol açar.Bunlar diğer taraftan düşünce içeriğinin değişmesine yol açar ve tersi de doğrudur. Davranışçı terapinin amacı diğer şeylerin yanı sıra başarılı ve tatmin edici sosyal ilişki tasarımı için beceri kazanma ve kendi duygularıyla ilgilenmedir. Başka bir amacı, geçmiş stresli deneyimlerin, mevcut krizlerin ve zor yaşam koşularının iyileşmesini teşvik etme olabilir.

- Kişiler Arası Psikoterapi 

Kişiler arası psikoterapi özellikle depresyon tedavisine uygun hale getirilmiştir. İnsanlar arası (kişiler arası) ilişkilerin depresyon gelişimine önemli ölçüde katkıda bulunabileceği varsayılmaktadır. Hastanın, daha önceki insanlar arası ve psikolojik deneyimlerinin mevcut davranışlarında ortaya çıkacağı varsayılmaktadır. Bu nedenle yaşamdaki stresli olaylar (örneğin bir yakının ölümü veya partnerlerin ayrılması) ve zor yaşam şartları (işyerinde taciz, işini kaybetme ve emeklilik veya yakınlarıyla sürekli tartışma) depresif belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir.

Diğer hastalar için kayıp deneyimlerinin (matem) tedavisi veya belirli sosyal roller arasındaki geçişlerin üstesindengelme (örneğin çocuklar evi terk ettiği zaman veya emeklilik durumunda) önemli olabilir. Kişiler arası psikoterapinin amaçları depresif belirtilerin hafifletilmesi ve insanlar arası ilişkilerin özel yaşamda ve/veya iş çevresinde iyileştirilmesidir.

- Psikoterapinin Diğer Unsurları

«Stres yönetimi» psikoterapinin diğer bir önemli yapı taşıdır. Bazı durumlarda, psikanalitik veya psikodinamik terapi çok yararlı olabilir. Burada çocuk gelişimine büyük önem verilir: Psikanaliz, yaşamın ilk yıllarının etkilerinin insan ruhu üzerinde izler bıraktığını varsayar. Hastalara yönelik gizli veya bastırılmış çatışmalar tedavide ortaya çıkarılmaya ve işlenmeye çalışılır.«Sistemik terapide (Aile terapisinde)» ağırlık merkezi olarak bireyin yaşadığı gruba (sisteme) odaklanılır.

Bu sistem evli bir çift, bir aile, arkadaş çevresi veya çalışma ekibi olabilir. Hasta kişinin sadece bir «belirti taşıyıcısı»olduğu ve sorunlarının nedenlerinin tüm sistem içinde aranması ve tedavi edilmesi gerektiği varsayılır. Kişiler arası psikoterapide olduğu gibi insanlar arası ve sosyal yön, merkezi konumda bulunmaktadır.


- Depresyon İlaç Tedavisi

Hastalığın hafif formlarında sadece psikoterapi ile birlikte genellikle çok iyi tedavi sonuçları elde edilebilir, orta ve ağır formdaki depresyon tedavisinde ek olarak antidepresanlarla ilaç tedavisi uygulanır. Tüm ilaç tedavisi 50 yılı aşkın bir süre önce İsviçre'de Roland Kuhn tarafından keşfedilen sinir nörovericilerin (Serotonin, Noradrenalin, Dopamin) etkin takviye prensibine dayanır. Uzun süre, antidepresanların etkisinin sadece bu haberci maddelerin (nörovericiler) konsantrasyonundaki artışa bağlı olduğu düşünülmüştü.Ancak günümüzde, stres hormon aktivitesinin normalizasyonu olduğu biliniyor. Ayrıca hafif ve orta şiddetteki depresif hastalıklarda, diğerlerine ilaveten, etkili bir bitkisel ilaç olan Kılıç otu (Hypericum perforatum) Serotonin ve Noradrenalin üzerinde etki yapar.

Gereksiz ve erken ilaç değişikliği nedeniyle zaman kaybını mümkün olduğu kadar önlemek için,antidepresan etkinin genellikle ancak 2-4 haftadan sonra ortaya çıkacağını akıldan çıkarmamak gerekir. Bu nedenle reçeteli ilaç değişikliği en erken yeterli dozdan sonra ve dört hafta sonra yapılmalıdır.Muhtemel yan etkileri (örneğin nadir durumlarda kilo artışı, cinsel işlev bozuklukları, sinirlilik), tedavinin öyküsü ve mevcut hastalık epizotlarının bireysel belirtileri, antidepresan ilaç seçimi için önemlidir.

Uyku bozuklukları, huzursuzluk, sinirlilik, anksiyete veya intihar eğilimi gibi örnek belirtilerin ön planda olması durumunda, sedatif (yani yatıştırıcı) antidepresanlar, gerektiğinde bir Benzodiyazepin ile geçici bir kombinasyonda ilk tercihtir. Uyku bozukluklarında – geleneksel uyku ilaçlarının aksine – antidepresanlar depresyonla bozulan uyku yapısını tekrar normal hale getirmesi ve bu nedenle dinlendirici bir uykuya neden olması dolayısıyla avantajlıdır.

Antidepresanlar intihar riskini artırmazlar. Bununla birlikte farmakoterapi tedavinin erken döneminde özel durumlarda intihar düşüncelerini ve eylemlerini ihtimal dahilinde kötüleştirebilir, zira bu sırada antidepresan etkinin harekete geçirilmesinden önce sinir metabolizmasının stimülasyonu ile sinirlilik ve aktivasyon meydana gelebilir. Bu, depresyon durumunda yakın tedavinin gerekliliğini ve hastalara refakat etmeyi ve geçici Benzodiyazepin reçetesini dikkatle inceleme gereğini vurgular. Bu tür yan etkiler genellikle bitkisel preparatlarla (fitoterapi) azaltılabilir veya ortadan kaldırılabilir. Çarkıfelek çiçeği, kediotu kökü, öksürük otu kökü, melisa yaprağı etkilidir.

# Antidepresanlar Hakkındaki Mitler

Depresyonun tedavisine yönelik günümüzde kullanılan tüm antidepresanların az sayıda yan etkisi bulunmaktadır. Yan etkiler ortaya çıktığı takdirde, bunlar genellikle sadece başlangıçta ve geçici olarak görülürler. Antidepresanlar bağımlılık yapmazlar ve kişiliği değiştirmezler. Uyarıcı madde ya da yatıştırıcı madde değildirler. Terapötik hedef, sorunları asla örtbas etmek değildir. Aksine: İlaç tedavisi ancak psikoterapi temelinde iyileşmeyi sağlayarak başarılı olur. Antidepresanlar doğru kullanıldığında, kendiliğinden iyileşme gücünü yeniden harekete getirmek için sinir hücresi metabolizmasını normalleştirmeye yardımcı olan bir destek veya koltuk değneği gibidir.

- Depresyon İçin Tamamlayıcı İlaçsız Tedavi Yöntemleri

«Uyanık kalma tedavisi» (uyku yoksunluğu tedavisi) veya ışık terapisi gibi, ilaç tedavisine alternatif olarak tamamlayıcı ve kolaylaştırıcı diğer kanıtlanmış tedavi olanakları bulunmaktadır. Ağır vaka durumlarında özel uzmanlık merkezlerinde yeni yöntemler «Vagal Sinir Uyarımı» (VNS) veya «Transkranial Manyetik Uyarım» (TMS) başarıyla uygulanabilir. Tedaviye tamamlayıcı tıbbi yaklaşımlar ilave edilebilir, örneğin fitoterapi,naturopatik yaklaşımlar (bitkisel tedavi) ve hidroterapi (su uygulamaları, örneğin Kneipp terapi), geleneksel Çin tıbbı (örneğin Akupunktur, Çigong), masaj ve aromaterapi.

- Uyanık Kalma Tedavisi

Uyku yoksunluğu ruhsal durumunuzu düzeltir. Bu başlangıçta oldukça tuhaf gelebilir, zira birçok depresif hasta zaten uykusuzluktan muzdariptir. Bununla birlikte depresyon tedavisinde uyku yoksunluğu genellikle sadece kısmen kanıtlanmıştır. İnsanlar normal şekilde uyurlarve sabah saat bir sularında tekrar uyandırılırlar. Önemli olan,uyanık kalma tedavisi sırasında ve ertesi gün çok kısa bir süre dahi olsa asla uykuya dalmamanızdır. Bu tüm yükselen ruh halinize zarar verebilir. Bu tedavi tek başına uygulaması çok zor olduğu için, genellikle terapötik olarak eşlik eden bir grup dahilinde gerçekleştirilir.

- Işık Terapisi

Yan etkisi hemen hemen olmayan bu terapi sadece kış depresyonunun tedavisinde değil aksine tüm depresyon biçimlerinde çok etkili şekilde uygulanmaktadır. Parlak bir ışık (2’500 - 10’000 Lüks) önünde her gün sabahları 30 ile 60 dakika geçirilir. Bu esnada herhangi bir şey de okuyabilirsiniz. Sabah ışık terapisi ne kadar erken yapılırsa, genellikle tedavi başarısı o kadar daha iyi olur. Sonbahar ve kış aylarında tipik olarak tekrarlayan depresyonda,tedavi önleyici olarak ta kullanılabilir.

Depresyonun Tedavisine Yönelik 12 Temel Kural

Depresyonun başarılı tedavisi için geçerli kural şudur: Tedavi ne kadar erken başlarsa o kadar iyi olur.

1. İyileşme konusunda sabırlı olun! Depresyon genellikle yavaş gelişir ve tedavi edilirken de adım adım geriler. Tedavi zaman alır...

2. İlaçlara ihtiyaç duyduğunuzda, lütfen bunları tamamen doktor reçetesine göre alın. Sabırlı olun, etkisi genellikle gecikmeli olarak ortaya çıkar.

3. Antidepresanlar bağımlılık yapmazlar ve kişiliği değiştirmezler.

4. Doktorunuza sağlık durumunuzdaki herhangi bir değişikliği bildirmeniz ve tedavi kapsamında muhtemelen edineceğiniz endişelerinizi, korkularınızı ve kuşkularınızı açık ve emin bir şekilde konuşmanız önemlidir.

5. Hoş olmayan yan etkileri hemen sorun. Bunların çoğu zararsızdır ve sadece başlangıçta görülür

6. Kendinizi daha iyi hissettiğinizde bile, ilaçları bırakmayın! Bunun dikkatlice planlanması gerekmektedir.

7. Her günü bir önceki akşam mümkün olan en doğru şekilde planlayın (örneğin bir zaman tablosu ile). Keyifli faaliyetlere de zaman ayırın.

8. Küçük ve gerçekleştirilebilen hedefler koyun. Doktorunuz veya terapistiniz bu konuda size yardımcı olacaktır.

9. Bir ruh hali günlüğü tutun. Doktorunuz veya terapistiniz bunun nasıl yapılacağını ve tuttuğunuz kayıtları birlikte düzenli olarak nasıl değerlendireceğinizi açıklayacaktır.

10. Uyandıktan sonra derhal kalkmalı ve yatağı terk etmelisiniz. Depresyon durumunda yatağın içinde «saplantılı düşünceler» hazırda beklemektedir. Bu genellikle çok zordur. Bu durumda terapistinizle birlikte stratejiler üzerinde çalışın.

11. Fiziksel olarak aktif olun: Hareket antidepresiftir ve sinir hücrelerinin yeniden oluşumunu destekler.

12. Daha iyi hissetmeniz durumunda: Kişisel olarak yeniden nüksetme riskini azaltmak konusunda doktorunuzla veya terapistinizle birlikte çalışabilirsiniz. Erken uyarı işaretleri ve bir kriz planı üzerinde çalışın.


Majör Depresyon Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Majör Depresyon Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Majör Depresyon

Majör depresyon, kişinin hiçbir şeyden keyif almamasına, sürekli çaresiz ve umutsuz hissetmesine yol açan bir hastalıktır. Majör depresyon tedavi edilmediği takdirde, giderek ağırlaşan ve kişiyi tüketen bir hastalıktır; bu nedenle bir psikiyatr tarafından muayene edilerek tedaviye başlanması çok önemlidir.



Majör Depresyon Nedir?

Majör depresyon kısaca hayattan tat alamama hastalığıdır. Bu hastalık bireyi tamamen çöküntü haline sokar.

Majör depresyona yakalanan kişi arkadaşlarıyla vakit geçiremez, iştahsız yemeklere oturur, daha önce zevkli bulduğu hiçbir şeyden zevk alamamaya başlar. Uzmanlara göre bireyin anne babasından biri majör depresyon geçirmişse bireyin majör depresyona yakalanma riski normal şartlara göre biraz daha yüksektir. Bu hastalık kişide aniden meydana gelebilir veya zamanla kişinin düşünce yapısı onu bu hastalığa yakalatabilir.

Majör depresyon hastalığına yakalananlar odak problemi çekerler, karşısındaki insanı dinlerken bile başka şeyleri düşünürler ve hatta metin paragraf veya farklı bir yazıyı okurken konsantre olamazlar. Hayattan pek bir beklentileri olmaz, aksine daima ölümü ve intiharı düşünürler. Majör depresyon yaşayan kişi yemek yemekten, uyumaktan, önceden ilgi duyduğu hobileri yapmaktan keyif almamaya, hissizleşmeye, aklına intihar ve zarar verme düşünceleri dolmaya başlamaktadır. Majör depresyona sahip olan kişi, günlük yaşama dair aktivitelerini ve sosyal işlevlerini yerine getirmesine engel olacak ve bunları aksatacak derecede üzüntü, keder ve melankoli duymaktadır.

Majör Depresyon Tanısı Nasıl Konulur?

Majör depresyonun tanısı bir psikiyatr tarafından konulmaktadır. Tanı konulurken, kişinin depresif ruh halinin en az 2 hafta devam etmiş olması ve günün büyük bir bölümünde kendisini üzgün, çaresiz ve depresif hissetmesi ve daha pek çok belirti dikkate alınır. Yine aynı şekilde psikiyatr tarama yapabilir, majör depresyon testi ile bazı laboratuar testlerine ihtiyaç duyabilir.

Kadınlar Majör Depresyona Daha Mı Yatkındır?

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki kadınların majör depresyona yakalanma ihtimali hemen hemen erkeklerin yakalanma ihtimalinin iki katıdır. Hamilelik, düşükler, ev stresi, iş ile ev arasına sıkışmak, sorumluluklar altında ezilme gibi sebeplerden dolayı kadınlar erkeklerden daha fazla tehdit altındadır.
Erkeklerde Majör Depresyon İşaretleri Nelerdir?

Erkeklerde görülen majör depresyon belirtileri, kadınlarda görülen belirtilerden farklı olabilir. Erkekler toplumdaki cinsiyet rollerinin ağırlığı altında ezilerek, majör depresyon rahatsızlığı yaşasalar da yardım arayamamakta, yanlış anlaşılma ve güçsüz görülme gibi korkular yaşamaktadır. Bu da erkeklerdeki belirtilerin genel olarak şu şekilde gözlemlenmesi sonucunu doğurmaktadır:

    Genel sinirlilik hali
    Alkol bağımlılığı
    Uyuşturucu bağımlılığı
    Çabuk öfkelenme
    Duygularını bastırarak kendini izole etme
    Şiddet davranışları
    İntihar ve adam öldürmeye teşebbüs gibi belirtiler gözlemlenebilir.

Majör Depresyon Belirtileri

Majör depresyon, kişinin günlük yaşamını adeta felç eden ve kişinin hayattan tat alma yeteneğini ortadan kaldıran psikolojik bir rahatsızlıktır. Majör depresyon bazı belirtiler ile tanımlanmaktadır. Bu majör depresyon belirtileri şu şekildedir:

    Daha önceden yapmaktan hoşlandığı şeyleri yaparken keyif almama, tüm aktivitelere ilginin kaybolması
    Enerji Kaybı/Bitkin Hissetme: Majör depresyonda olan kişi günün hangi saatinde olursa olsun kendisini bitkin ve yorgun hissetme
    İnsomniaya neden olarak uykusuzluk problemi ortaya çıkabileceği gibi tam tersi olarak hipersomniyaya neden olup aşırı uyuma hali ile de kendisini gösterme
    Toplam vücut kitlesinin %5’inden az olmamak üzere ciddi bir kilo kaybı ya da kilo alma halinin gözlemlenmesi
    İntihar, ölüm ve kendine zarar verme gibi düşüncelerin sürekli akla gelmesi
    Çok yavaş hareket etme, yavaş düşünme ya da dinlenememe
    Kişi kendisini her konuda suçlar ve değersiz görme
    Konsantrasyonun bozulması sonucu kişi işlerini tamamlayamama
    İştahta artış ya da iştahsızlık hali

Majör Depresyona Ne Neden Olur?

Majör depresyon rahatsızlığını ortaya çıkaran pek çok sebep vardır. Aynı zamanda ortada belirgin bir sebep olmayabilir; hasta zamanla majör depresyona sürüklenebilir. Majör depresyonu tetikleyen ve depresyona sebep olan majör depresyon nedenleri sıralamak gerekirse:

    Çok sevilen birisini kaybetme
    Muhtaç hissetme, çevreden izole edilme
    Ayrılık acısı
    Emeklilik, taşınma, işi bırakma gibi büyük değişimler geçirme
    Cinsel, duygusal ya da fiziksel tacize uğrama
    Genetik Yatkınlık: Anne ya da babasında majör depresyon görülen bireylerin majör depresyona yakalanma ihtimali daha yüksektir. Ancak ailesinde kimse majör depresyona yakalanmasa da kişi, majör depresyon rahatsızlığı yaşayabilir.
    Şiddete uğrama
    İş hayatının stresi, rekabetin yıkıcı etkisi
    Fiziksel görünümden rahatsız olma
    Duygusal olarak kendini zayıf ve muhtaç hissetme



Majör Depresyonun Tedavisi Nasıl Yapılır?

Majör depresyon ciddi bir rahatsızlık olsa da tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır; psikiyatrın önereceği tedavi yöntemi ile terapi, antidepresan ya da her ikisi birlikte bir tedavi yöntemi ile birlikte tedavi edilmektedir. Bu yöntemler ile majör depresyon tedavisi başlanılarak kısa zamanda hastanın günlük yaşamına dönmesi, eskiden ilgi duyduğu aktivitelerden yine ilgi duyması gibi sonuçlar gözlemlenir.

Majör Depresyon Önlenebilir Mi?

Majör depresyon dönemi geçirdiyseniz ve tekrar majör depresyon rahatsızlığı yaşamak istemiyorsanız; majör depresyon tetikleyicilerini ve sebeplerinin farkında olarak doktoru çizdiği yolu takip etmek olacaktır. Tekrar majör depresyon belirtileri yaşamaya başlarsanız; en kısa sürede doktorunuza görünerek hastalığın ciddileşmesini engelleyebilir çok daha kısa sürede tedavi olabilirsiniz.

Majör Depresyonun Tedavisi İçin Öneriler

Majör depresyon tedavisine başladıysanız, tedavi sürecinize olumlu etki edecek birtakım öneriler sunmak istiyoruz. Önerilerimiz aşağıdaki gibidir:

    Doktorunuzun sizin için belirlediği tedavi planına uyun. Doktorunuzun belirlediği terapi seanslarına gidin ve antidepresan kullanıyorsanız doktorunuzun onayı olmadan sakın bırakmayın.
    Depresyon hakkında bilgi edinin, bu sayede tedavi planınıza uymanız için motive olacaksınız.
    Belirtileri gözlemleyin. Belirtileri gözlemlediğiniz zaman tetikleyicileri ve nedenleri bularak tedavide çok fazla yol kat edebilirsiniz.
    Egzersiz yapın. Egzersiz depresyon belirtilerini azaltarak vücutta mutluluk hormonunu arttırır.
    Yasadışı ilaç ve alkollerden uzak durun. Kısa dönemde bunlar hastalığınıza iyi geliyor gibi görünse de uzun vadede hastalığınızın ciddileşmesine ve daha kötüye gitmesine neden olur.
    Yeterli uyku aldığınızdan emin olun.

Majör Depresyonun Tedavisi Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekilenler

Majör depresyonun tedavisinde en önemli olan nokta bir rahatsızlık yaşadığınızın ve bunun tedavisinin mümkün olduğunun farkında olmaktır. Psikiyatrınızın tedaviniz için size çizdiği yolu izlemeniz, kafanıza göre hareket etmemeniz tedaviniz açısından çok büyük önem arz etmektedir. Doktorunuzun belirlediği majör depresyon ilaç kendiniz bırakmamalı, doktorun belirlediği zaman bırakmalısınız. Aynı şekilde konuşma terapilerini de iyileştiğiniz kanısına vararak bırakmamalı doktorunuzun onay vermesini beklemelisiniz. Yoksa tam iyileşemediğiniz için tekrar majör depresyon hastalığınız ciddileşecektir.


Majör depresyon kendi kendine geçer mi ?

Genelde ergenlik çağlarında başlayan bu hastalık insanlara mutsuz görünmeyi, arabesk takılmayı veya sigara, alkol uyuşturucu gibi şeyleri içtiğini diğer insanlara göstermenin iyi bir şey olduğunu sananların yüksek olasılıkla geçirebileceği bir hastalıktır. Bir yakınını kaybetme veya sevdiği kızdan ayrılma ailesinden fazla baskı görme gibi nedenleri bahane ederek hayat stillerini hep negatif yönde ilerletirler, haliyle de bu hastalık ortaya çıkar. Bu ciddi hastalık antidepresanlarla veya doktorun kişiyle detaylı olarak konuşmasıyla hafifletilebilir. Hastalığın en berbat yanıysa bir kere majör depresyon geçirdiyseniz ilerde de geçirme olasılığınızın artmasıdır. Bu nedenle birey sağlam bir tedavi almalı, bir daha geçirmemek için her olayı içine atmamalı ve dikkatli olmalıdır…



 Depresyonu, ya da daha Türkçe ifadeyle çökkünlüğü, çeşitli tanımlamalar olmakla beraber kişinin sosyal hayatını ve günlük işlerini yapmasını engelleyen mutsuz ve ümitsiz olma hali olarak tanımlayabiliriz.

Günümüz dünyasında, yaşamda büyük kolaylıklar yaşıyor olsak da mutsuzluk ve ümitsizlik hali giderek yaygınlaşmakta, dolayısıyla insanlar depresyona girdiğini zannetmekte ve sürekli bundan bahsetmektedir. Fakat aslında üzüntü, keder, ümitsizlik hayatın içinden duygulardır. Depresyonu asıl depresyon yapan ise bu duyguların ne kadar sürdüğü, ve kişinin günlük hayatını ne kadar etkilediğidir.

Major Depresyonun yaşam boyu ortaya çıkma olasılığı kadınlar için yaklaşık %20, erkekler için yaklaşık %10 civarındadır. Toplumda ise kadınların yaklaşık %6'sı, erkeklerin ise yaklaşık %3'ü depresyon hastalığına yakalanmıştır.

Belirtiler

Depresyonun alttipine ve kişiye göre değişmekle beraber, başlıca belirtileri şunlardır.
-Çökkün Duygudurum
-İsteksizlik ve eskiden zevk aldığı işlerden keyif alamamama (anhedoni)
-Çabuk yorulma,enerji azlığı (anerji)
-Dikkati odaklamakta zorluklar, dalgınlık, hafızada ve hatırlamada güçlükler
-Yetersizlik, değersizlik, suçluluk düşünceleri, özsaygıda azalma
-Uyku sorunları ya da aşırı uyuma
-İştah ve kilo değişiklikleri
-Ölüm ve intihar düşünceleri
-Psikomotor yavaşlama (Düşünce hızı ve hareketlerde yavaşlık)

Bunlar dışında bazı somatik (vücutla ilgili) ve psikotik (yersiz şüpheler, işitsel ya da görsel halüsinasyonlar, vb...) görülebilir.

Riskler ve Sebepleri

A)Psikososyal (Ruhsal - Toplumsal) Nedenler

Ekonomik sorunlar, aile ve iş yaşamındaki çatışmalar, sevgi nesnesinin kaybı, beden sağlığının bozulması, benliği sarsan onur kırıcı durumlarla karşılaşmak depresyonun ortaya çıkmasında ya da sürmesinde etkili olabilir. Fakat bunların hiçbirisi özgül sebepler değildir. Bütün insanlar bunları yaşarken herkeste depresyon ortaya çıkmaz.

Psikolojik açıdan çökkünlüğe zemin hazırlayan en önemli sebep bebeklik ve çocukluk döneminde uzun süreli anne-babadan uzak kalma durumudur. Bu tür ayrı kalmaların birazdan bahsedeceğimiz hipotalamus - hipofiz ve böbreküstü bezi sisteminin aşırı çalışmasına ve yanlış düzenlenmesine neden olduğu düşünülebilir.
Hastalık Öncesi Kişilik

Depresyona yatkınlık yaratan başlıca kişilik özellikleri;
-Aşırı sorumluluk duyma eğilimi,
-Bağımlılık (yakınlarına aşırı bağlı olma),
-Narsisizim (özseverlik),
-Titizlik ve
-Kolay suçlanma eğilimidir.
Depresyonda Psikanalitik Görüş

Psikanalitik görüşe göre, depresif kişi ilişkilerinde karşıt iki duyguyu aynı anda yaşar(Ambivalans). Sevgi bilinç düzeyinde iken, nefret bilinç dışıdır. İçe atılmış sevgi nesnesinin gerçek ya da bir duruma bağlı sembolik kaybı, bilinçdışındaki bu ikili duyguları uyandırır. Katı süperegodan dolayı, kin ve nefret duyguları kişinin kendisine yönelir. Yönelen kin ve nefret kişinin özsaygısını düşürür, kendini suçlu ve değersiz görmesine neden olur.

Yine ego psikolojisinde depresyon, kişinin ilkel benliğine ait dürtüleri bastırmak için geliştirdiği ego ideallerine herhangi bir engelleyici durum nedeniyle artık ulaşamayacağı duygusunu geliştirmesi, ve buna bağlı olarak özsaygıda azalmayla sonuçlanan durum olarak ifade edilir.
Depresyonda Bilişsel-Davranışçı Görüş

Kişinin çocukluktan süregelen süregelen otomatik düşünceleri nedeniyle, kişi yaşam olayları karşısında olumsuz ve karamsar senaryolar yazar. Bu olumsuz düşüncelerin bilişsel süreçlerdeki temel özellikleri şunlardır:
-Keyfi çıkarsama: Yeterli kanıt olmaksızın sonuç çıkarmak (Uğursuz nesnelere inanıp başa gelen kötü şeyleri ona bağlama)
-Seçici soyutlama: Bir ayrıntıya odaklanıp bütünü göz ardı etme (Dalgınlıkla selam vermeyen eski bir dostun artık sevmediğine inanma)
-Aşırı genelleme: Tek bir olaydan genellemeye gitme (Tüm erkekler/kadınlar aldatır)
-Olumluyu azımsama, olumsuzu abartma: Olayların önemini çarpıtma (Tüm sınavları)
-Kişiselleştirme: Kendisi ile bağlantılı olmayan olayları kendisine yönelik değerlendirme.
-Ya hep ya hiç tarzı düşünme: Bütün yaşantıları karşıt iki kategoride toplama

B) Biyolojik Nedenler ve Nöroanatomik Mekanizma

Hastalık kalıtımsal olarak karmaşık özellikler gösterir. Belli bir modaliteye uymaz. Fakat birinci derece akrabalarında yineleyici depresyon olan kişiler nüfusun geneline göre 2-3 kat fazla risk altındadır. Genetik geçiş açısından BDNF, MAO-A, COMT ve hTPH2 gibi genler bulunmaktadır.

Bu genler serotonin sistemi ile ilişkili genlerdir. Zaten hastalığın biyokimyasal mekanizması monoamin hipotezi ile açıklanmıştır. Bu hipoteze göre depresyonda serotonin salgılayan sinirlerin faaliyetinde azalma olur. Depresyonun şiddeti arttıkça dopamin ve noradrenalin salgılayan sinirlerde de fonksiyon değişiklikleri başlar.

Bu değişiklikler ise yukarda da belirttiğimiz gibi Hipotalamus-Hipofiz ve Böbreküstü bezinin çocukluk çağı ayrılıkları nedeniyle yanlış gelişmesi sonucu oluşur. Bu sistemdeki değişim 1980'li yıllardan itibaren Deksametazon supresyon testi ile ölçülmeye çalışılmış, fakat araştırmalarda kullanımı dışında depresyon tanısında kullanıma girmemiştir.
Nöroanatomik Değişiklikler

Hastalığın bir sonucu olarak hipotalamus hacmi azalır. Ayrıca ön singulat, dorsolateral korteks gibi birçok alan etkilenir. Bu etkilenmeler tedavi ile tekrar düzelir.

Tanısı

Kişi iki hafta boyunca, en az biri çökkün duygudurum ya da isteksizlik ve zevk alamama olmak üzere yukarıda saydığımız 9 belirtiden 5 ini yaşıyor olması gerekir. Bu belirtiler kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini belirgin biçimde düşürmüştür.

Belirtileri puanlama ve takip açısından Hamilton ve Beck Depresyon ölçekleri ya da MADRS (Montgomery–Åsberg Depression Rating Scale) kullanılabilir.

Alttipleri

Çeşitli sınıflandırmalar olsa da başlıca alttipleri şunlardır :
-Psikotik Özellikli Major Depresyon: Depresyon belirtilerine ek olarak sanrı ve varsanılar (halüsinasyonlar) mevcuttur.
-Melankolik Özellikli Major Depresyon: Depresyon ağırdır, Zevk alamama, sabah erken kalkma ve sabah kendini daha kötü hissetme, psikomotor yavaşlama, iştahsızlık ve suçluluk belirgindir.
-Atipik Özellikli Major Depresyon: İştahsızlık ve uykusuzluk yerine aşırı uyuma ve iştah artışı temel özelliğidir. Anksiyete bozukluğu eşlik edebilir. Hastalar reddedilmeye duyarlıdır. Monoamin oksidaz inhibitörlerine daha iyi yanıt verirler.
-Postpartum Depresyon: Doğumdan sonraki 4 hafta içinde yaşanan depresyondur. Bipolar Tip 2 açısından risk taşırlar.

Ayırıcı Tanısı

Her şeyden önce benzer şikayetlere neden olabilecek tıbbi hastalıklar akla gelmelidir. Bunların en başında anemi (kansızlık), tiroid hastalıkları ve vitamin eksiklikleridir. Özellikle kış mevsiminde güneşe az çıkılması nedeniyle D vitamini eksikliği sık görülür. B12 düzeyleri kontrol edilebilir. Tek başına sebep olmasalar bile tedaviye yanıtı etkilediklerinden muhakkak tedavi edilmelidirler. Ayrıca başka hastalıklara bağlı kullanılan ilaçlar da depresyon belirtilerine benzer şikayetler, hatta depresyon oluşturabilirler. Kortikosteroidler, antihipertansiflerden rezerpin ve metildopa bu açıdan dikkat edilmesi gereken ilaçlardır.

Psikiyatrik hastalıklardan da şizofreninin başlangıç dönemleriyle, bipolar bozukluğun depresif dönemiyle, şizoaffektif bozuklukla ve madde kullanımına bağlı belirtilerle ayırıcı tanısı muhakkak yapılmalıdır.

Tedavisi

Tedavideki en önemli noktalardan biri intihar riskidir. İntihar risk değerlendirmesi iyi yapılmalı, gerekirse yatarak tedavi düşünülmeli, hızlı etkinlik açısından somatik tedaviler, özellikle de EKT tercih edilmelidir.
Farmakoterapi (İlaç tedavisi)

İlaçlardan ilk tercih SSRI grubu ilaçlardan biridir. Yan etki azlığı ve kullanım kolaylığı açısından ilk tercihtir. Hastanın belirti durumu ve ektanılara dikkat edilerek herhangi biri seçilebilir.

Tedaviye 4-6 hafta içinde yanıt alınamazsa STAR-D çalışmasından da faydalanılarak değişik güçlendirmeler ve değişiklikler yapılabilir. Güçlendirmede antipsikotikler ve benzodiazepinler de kullanılabilir. Yineleyici depresyonlarda Lityum denenebilir.
Psikoterapi

Psikanalitik yönelimli, destekleyici ve bilişsel davranışcı tedavinin üçü de tercih edilebilir. İlaçlarla kombine edilmesi daha da etkili olabilir. Psikanalitik terapi ve destekleyici terapi daha çok içgörü kazandırıp bilinçdışı çatışmaları düzeltmeyi amaçlarken, bilişsel davranışçı tedavi otomatik düşüncelerin değiştirilmesini amaçlar.
Somatik tedaviler

İntihar riski olan, yemeyen, içmeyen, ağır psikomotor retardasyonu olan hastalarda EKT etkilidir. 8-11 seansta yanıt alınır. Ekt dışında transkraniyal manyetik uyarım, ışıkla tedavi (fototerapi) ve uyku yoksunluğu tedavileri denenebilir.

Hastalığın Seyri

Doğru ve zamanında ilaç kullanımı ve kontrol ya da terapi görüşmelerinin aksatılmaması, tedaviye yanıt da en önemli belirleyicilerdir. Bunlar dışında olumlu gidiş göstergeleri ;
-Hastalık öncesi ilgi ve uğraşların yeterli oluşu,
-Olumlu aile, iş ve uğraşı alanları,
-Tedaviye erken başlama,
-Hastalık dönemlerinin seyrek, iyilik dönemlerinin uzun oluşu,
-Çökkünlük dönemlerinin kısa oluşudur.

Olumsuz gidiş göstergeleri ise;
-Kişilik bozukluğunun olması,
-İleri yaş,
-Alkol-Madde kullanımı,
-Ektanıların olması,
-Ağır ve sürekli olumsuz çevre,
-Psikotik özelliklerin olması,
-Sık yinelemedir.

Depresyonda yeterli doz ve sürede antidepresan kullanımı, özellikle terapi ile kombinasyonu büyük oranda nükslerinde önüne geçer. Fakat hastalığın tekrar etme riski de maalesef mevcuttur.


Tükenmişlik Sendromu Nedir ? Belirtileri ve Tedavisi


Tükenmişlik Sendromu Nedir Belirtileri ve Tedavisi

Tükenmiş bir kişi bunu ya duygusal çöküş ya duyarsızlaşma ya da azalmış başarma motivasyonu şeklinde yaşar. Bunların her biri kişinin rutin hayatını, işlevselliğini ve tepkilerini ciddi oranda etkiler. İşi, ailevi sorumlulukları, bireysel sorumlulukları, yardıma muhtaç yakınının bakımı gibi o sırada sürdürmeye çalıştığı uğraşı ile ilgili istek, güç, gayret, olumlu duygu ve davranışlarını gittikçe azaltarak, kişinin yetersiz kalmasına neden olur.


    Bu motivasyon, ilgi ve istek kaybı ile birlikte kişide genel bir enerji kaygı, kendisi ile ilgili olumsuz duygu ve düşünceler, yetersizlik ve başarısızlık hissi gelişir. Bunlara ek olarak, başkalarına karşı da ilgi kaybı, negatif duygu ve davranışlar  ortaya çıkar. İşte bütün bunlar kişiyi çevreden uzaklaşmaya, kişilerarası ilişkilerde çatışmaya veya kendi içine kapanmaya zorlar.

    Tükenmişliğin getirdiği bu genel enerji kaybı, kişide fiziksel olarak kronik yorgunluk ve bir takım bedensel yakınmalarla kendini gösterir. Hem duygusal hem de fiziksel kayıplar kişide çaresizlik, ümitsizlik, özgüven eksikliği oluşturarak duygusal ve zihinsel tükenmeye neden olur. Dolayısıyla kişi sorumlu olduğu görevleri sürdüremez hale gelir, insan ilişkileri tamamen bozulabilir.

Tükenmişlik birbiri içine geçmiş 4 evreden oluşan bir süreçtir:

Birinci evresi  idealistlik  evresi olarak tanımlanır. Bu evrede kişi yüklendiğini, zorlandığını fark ettikçe kendi gücünü daha fazla zorlayarak bu durumdan çıkma çabasına girer. Bu sırada yüksek bir umut ve  enerji ile doludur  ve bu nedenle kendi gerçeğine, kapasitesine ve şartlarına uymayan  boyutlarda beklentiler içine girer.Bu evrede kişi için mesleğini ya da o sıradaki sürdürdüğü uğraşısı her neyse, onu her şeyin önünde tutarak  uykusuzluğa, gergin çalışma ortamlarına katlanır. Kendine ayırması gereken zaman ve enerjiden çalarak gücünü tamamen bu amaç için harcar. Bunu sağlarken de aşırı bir uyum çabasına girdiğinden ve kendi enerjisini aşırı tükettiğinden habersizdir.
    Ancak bu süreç giderek yorucu olmaya başlar. İkinci evrede kişi zamanla isteğinin ve umudunun azaldığını hissetmeye başlar. Verdiği çabanın beklentileri karşılamadığını, karşılaştığı güçlüklerden, daha önce umursamadığı ya da yok saydığı bazı noktalardan giderek rahatsız olmaya başladığını görerek duygusal olarak çöküş içine girdiğini farkeder.

    Bu fark edişler kişide aşırı engellenmişlik duygusu oluşturur. Engellenme adı alan bu 3. evrede kişi karşılaştığı tüm olumsuzlukları değiştirmenin zorluğu karşısında kendisini engellenmiş ve çaresiz hisseder. Bu durumda kişi uyum sağlamaya odaklı olarak tüm savunma mekanizmalarını harekete geçirse de yetersiz kalır. Ortaya uyum bozucu savunmalar çıkar ve kişinin sorunla başa çıkma gücünü daha da bozarak tükenmişliği daha da belirgin hale getirir. Bu dönem gittikçe kişinin kaçınma davranışı geliştirmesine ve kendini geri çekmesine, kişilik özelliklerine bağlı olarak değişik davranışsal tepkiler göstermesine neden olur. Ani öfkelenmeler, karşı çıkmalar, umursamama, ya da aşırı tepki gösterme, şüphecilik gibi güven sorunları ile uyku - iştah bozuklukları ve diğer fiziksel hastalık belirtileri, özellikle de kaygı endişe halinin oluşturduğu solunum ve mide-barsak sistemine ait belirtiler gözlenebilir.

    Tüm çabaların boşa çıkması ise zamanla kişiyi bir tepkisizliğe götürür ki, işte bu 4. ve son dönem olan APATİ evresidir. Bu evrede çevresel olaylara duygusal olarak tepki vermede azalma, donuklaşma ve duyarsızlaşma ortaya çıkar. Belirgin bir umutsuzluk hali ve daha önceden inanılan değerlere karşı derin bir inançsızlık hakim olur. Kişinin mesleki ve toplumsal iletişim performansı tamamen düşebilir. Bu dönemde rapor talebi, istifalar, bakım verdiği kişilere karşı ilgisizlik, görevini yerine getirememe sık görülür.

Kimler tükenmişlik sendromu açısından daha fazla risk altındadır?

Kronik hastalığı veya fiziksel engeli olanlar, kronik bir hastaya, zihinsel ya da fiziksel bir engelliye ya da yaşlı bakıma muhtaç birine bakım verenler, sağlık ve eğitim sektörleri gibi insan ile doğrudan ilgilenen mesleklerde çalışanlar, baskı, engellenme, kıtlık, şiddete maruz kalma ve benzeri zorlanma koşulları altında uzun süre yaşamak durumunda kalanlar ve bu sayılan durumlara daha fazla maruz kalmaları nedeni ile de özellikle kadınlar daha fazla risk altındadırlar.
    Ancak benzeri durumları yaşayan herkes bu sendromu geçirebilir. Kişinin kişilik özellikleri, yaşı, cinsiyeti, aldığı eğitim, sorunlarla başa çıkma kapasitesi ve yöntemleri, medeni hali, sosyal desteği, işinden maddi-manevi doyum durumu, işin riskleri, zorlukları, tehlikeleri, tehdit unsuru olabilecek diğer etkileri ve işverenin yapısı, adaletsizliği, sunduğu kısıtlı imkanlar gibi özellikler, tükenmenin ortaya çıkışını kolaylaştırıcı etkenlerdir. Evlilik gibi sosyal desteğin varlığı, işinde deneyimin ve sorun çözme becerisinin artışı, çalıştığı işe olan ilgi ve sevgisi, iş ya da zorunlu olarak yaptığı eylem dışında kendisi için yaptığı faaliyetler ise tükenmeyi durdurabilecek ya da riski azaltabilecek özellikler olarak sıralanabilir.

 Önlem alınmazsa nasıl sonuçlar doğurabilir?
 
Tükenmişlik sendromu uygun zamanda fark edilip önlenmediğinde çoğunlukla iş kaybı, maddi kayıplar, ailevi sorunlar ve diğer ilişki güçlükleri, dolayısıyla yalnız kalma gibi manevi kayıplar, alkol-sigara ve diğer madde kullanım bozuklukları, fizyolojik ve psikolojik belirtilerle giden somatoform bozukluklardan depresyona kadar giden çeşitli psikiyatrik hastalıklarla sonuçlanabilir.

Nasıl önlemler alınabilir?

Burda kişiye ve çalıştığı kuruma bağlı olarak iki yönden alınacak önlemlerden söz etmek gerekir. Kişinin özellikle 2. evreden itibaren yüklenme durumunu fark etmeye başlamasıyla birlikte, kendine zaman ayırması, işini eve taşımaması, bir bakım veriyorsa yardımcı edinmesi,  iş ya da sorumlu olduğu uğraşı dışındaki ilgi alanına giren keyif verici başka etkinliklere ve sevdiklerine de şans tanıması (sevdiği kişilerle sanatsal etkinlikler, sportif faaliyetler, geziler gibi), gerektiğinde yardım istemeyi bilmesi, zorlanmakta olduğunu ilgili mercilere doğrudan bildirmesi, aralıklı olarak molalar verebilmesi (yıllık izin gibi) ve başa çıkma yöntemleri geliştirme konusunda danışmanlık alması gerekebilir.

   Kişilerin yüklenme düzeylerinin azaltılması için iş yerinde de olanak ve kaynakların artırılması, motive edici işlemlerin saptanıp yürütmeye sokulması, var olan sorunların düzeltilmesi, ileride olabilecek  sorunların ön görülerek önlemlerinin alınması, işveren olarak belirli aralıklarla çalışanların sorunları ve gereksinimlerinin araştırılması, çözümlerinin ivedilikle bulunarak uygulanması, çalışanlara onlarla ilgili kararlara katılabilme hakkı tanınması, adaletli ve eşit şartlar uygulayan bir idarenin benimsenmesi gerekmektedir.

Tükenmiş hissettiğinizde ise, ilk adımınız mutlaka uzmana danışmak ve yardım almak olmalıdır. Sonrasında gelişmiş bir psikiyatrik rahatsızlık varsa, çekinmeden psikiyatriste başvurmalı ve geçikmeden o rahatsızlığın tedavisine başlanmalıdır.


Tükenmişlik Sendromu

Asıl olarak tükenmişlik sendromu; kişinin kendine çok fazla zaman ayıramamasına bağlı olarak ortaya çıkan bir sağlık sorunudur. Psikolojik olarak sağlığı etkileyen bu rahatsızlıkta kişi, çok fazla yorgun, halsiz ve mutsuz hisseder. İşten kaynaklı ortaya çıkabilen bu hastalık aynı zamanda kişinin aile ilişkilerini de olumsuz yönde etkileyebilir, hatta bazı hastaların bir süre bulunduğu ortamdan uzaklaştığı görülür. İşte bu sürecin oluşum ve gelişim dönemi tükenmişlik sendromu olarak adlandırılır. Tükenmişlik sendromu bir çeşit depresyon olarak da tanımlanmaktadır. Bu rahatsızlığın en etkili çözüm yolu ise kişinin kendisine daha çok zaman ayırmasından geçer.

Tükenmişlik Sendromunun Nedenleri Nelerdir?

Tükenmişlik sendromu herhangi bir mesleğe bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalık olarak algılanmamalıdır. Bunun yerine bu rahatsızlığın aşırı stresli çalışma koşullarında olan kişilerce daha fazla yaşandığı görülür. Genel olarak hastalığın nedenlerine bakıldığında:

    Aşırı hırslı kişilerde ortaya çıkar.
    Kişi çalıştığı ortamda kendini gerekli hissetmiyorsa ortaya çıkar.
    Kişinin çalıştığı yerde değer gördüğünü düşünmemesi halinde ortaya çıkar.
    Aşırı yorgunluk durumunda ortaya çıkar.
    Bitmeyen çalışma saatleri sonucunda ortaya çıkar.
    Yetersiz ve düzensiz istirahat durumlarında ortaya çıkar.
    Kişi bulunduğu ortamın ya da çalıştığı işin monoton olduğunu düşünüyorsa görülebilir.
    Kişi mesleğini sevmiyorsa ortaya çıkar.
    Kişi çalışma ortamından memnun değilse ortaya çıkar.
    Kişi hak ettiği ve verdiği emeğin karşılığını alamıyorsa ortaya çıkar.
    Kişi aşırı rekabetçi bir ortamda çalışıyorsa ya da kendini sürekli başkalarıyla rekabet halinde görüyorsa ortaya çıkar.


Tükenmişlik sendromu yukarıdaki nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Hastalık 4 evrede kendini göstermektedir. Bunlar:

Birinci evrede kişi çok fazla idealist bir kişilik yapısına sahiptir. Karşılaştığı tüm zorlukları bu şekilde atlatabileceğine inanır ve buna bağlı olarak da her zorlukta kapasitesini daha fazla kullanmaya çalışır. Bu yüzden de hırs artar, yorgunluk üst seviyelere ulaşır. Sürekli kendinden ve kendine ayıracağı zamandan ödün veren kişi daha hastalığı fark etmeden ilerlemesine neden olur. Beklentilerin yükseltilmesi, yaşanacak hayal kırıklıklarının da yükseldiği anlamına gelir.

İkinci evrede ise bir umutsuzluk hâkim olmaya başlamıştır. Kişi yaptığı çalışmaların işe yaramadığını görür ve eskiden önemsemediği küçük ayrıntılara takılmaya başlar. Bu evrede kişi 1.evrenin aksine daha az çalışma isteğine sahiptir.

Üçüncü evre tamamen engellenmişlik evresidir. Kişi her ne kadar ortama uyum sağlamaya çalışsa da bunu başaramaz ve kendinden ödün vermeye başlar. Kendini neredeyse dünyadan soyutlayacaktır. Kendini olabildiğince her şeyden geri çeker. Ani öfke krizleri, iştah bozuklukları ortaya çıkabilir.

Dördüncü ve son evrede ise kişi artık duyarsız ve donuktur. Oluşan olaylar ondan bağımsızdır ve herhangi bir tepki vermemektedir.

Tükenmişlik Sendromunun Tedavisi ve Korunma Yolları

Bu rahatsızlık tamamen psikolojiktir. Oluştuğunda kişiye hava değişikliği ve kendine daha çok zaman ayırması için fırsat verilmelidir. Herhangi bir ilaç kullanımı olmadan kişi kendini fark ederek bu hastalığı yenebilecektir. Bu hastalıktan korunmak için iş ilişkilerinde olumlu ve olumsuz olan her şeyin ayırt edilmesi ve tüm çıplaklığı ile konuşulması gerekir. Hırs duyguları çok fazla olmalıdır. İş yerinde de motive eden faaliyetler uygulamaya koyulmalıdır.

Depresyonda Bitkisel Tedavi Yöntemleri

Depresyonda Bitkisel Tedavi 

Depresyonun nedenleri nelerdir?

Birçok psikiyatrik hastalıkta olduğu gibi depresyonda da tüm kliniği açıklayacak bir model bulunmamaktadır. Genel kabul gören görüş beyinde kimyasal iletimde rol alan maddelerle ilgili bir dengesizliğin olmasıdır. Bu dengesizlik çevresel nedenlerden etkilenmektedir.

Uyku bozuklukları depresyona neden olabilir mi?

Uyku sorunu depresyonun önemli bir belirtisi olması yanında depresyona da neden olabilir. Son yıllarda uzun süreli uykusuzluğun depresyona yol açabileceği konusunda kanıtlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel amaçlarından biri olmalıdır. Bu amaçla olguların alkol almaları uyku sorununu genellikle kötüleştirmektedir.

İlaçlar depresyona neden olabilir mi?

Birçok antihipertansif ilaç, kalp ilaçları (kardiyotonik, antianjinal, antiaritmik), antiinflamatuar, (ağrı kesici ve Romatizma tedavisinde kullanılan ilaçlar) antibakteriyel ilaçlar, hormonlar, kolinerjik ilaçlar, organik çözücüler, birçok psikotrop (ruhsal yapı ve sinir sistemi üzerinde etkisi olan bazı ilaçlar) ilaç, alkol depresyona neden olabilir. İlaç ve alkol yoksunluğu da depresyona neden olabilir.



Tıbbi nedenler depresyona neden olabilir mi?

Evet. Birçok enfeksiyon hastalığı, tümörler, kalp ve solunum sistemi hastalıkları, birçok merkezi sinir sistemi hastalığı, genel beden travmaları, metabolik hastalıklar, beslenme sorunları, mide-barsak sistemi hastalıkları, kollagen doku (bağ dokusu) hastalıkları gibi birçok hastalık depresyona neden olabilir. Hastanede yatan olgularda olasılık daha da artar.

Depresyonun normal yastan ne farkı vardır?

Yasta üzüntü, ağıt, değişkenlik gösteren anksiyete, kötü rüyalar ve buna bağlı uyku sorunları, uykusuzluk, iştahsızlık, kilo kaybı ve normal etkinliklere karşı ilgi azlığı gibi depresyonda da izlenebilen belirtiler bulunur. Normal yasta bu belirtiler zamanla azalarak kaybolur. Sıklıkla da hekim müdahelesi gerekmez.. Depresyonda benlik saygısı azalırken kayıp ardından izlenen depresif durumlarda benlik saygısı korunur. Kendilerini değersiz bulmazlar, ağır suçluluk duyguları da olmaz. Ayrıca işlevsellikte önemli bir kayıp da olmaz.

Depresyon belirtileri yaşla değişkenlik gösterir mi?

Evet. Yaşlılarda bedensel ve bilişsel belirtiler affektif belirtilere göre daha fazla izlenir. Depresif duygudurum sık olmakla birlikte duygusal ifadelerde azalma daha sık izlenir. Apati, yorgunluk ve uyku sorunları sık olarak ifade edilirken çökkünlük pek ifade edilmez. Somatik belirtilerin yaşlılarda tıbbi durumlara bağlı olma olasılığını da unutmamak gerekir.

Depresyon olgularında intihar olasılığı ne kadardır?

Duygudurum bozukluğu gösterenlerde intihar düşünce ve eylemleri % 20-40 kadardır. İntiharları gerçekleştirenlerin geçmişlerinde de intihar girişimleri bulunmaktadır. İntihar riski belirtilerin şiddeti ile her zaman bağlantılı değildir. Yaşlılarda intihar olasılığı gençlere göre iki kat daha fazladır. İntiharla ilgili konuşanlarda olasılığın daha az olduğu düşüncesi yanlıştır. Hastanede yatan olgularda intihar girişimi oranı % 15 kadardır. Depresyon olgularının % 15‘i intiharla ölmektedir. Tüm intiharların % 70‘i depresyon olgularıdır.

Depresyon olgularının hastaneye yatması zorunlu mudur?

Depresyon tedavisinde hastaların yatırılması genellikle gerekmez. Aşağıdaki özellikleri taşıyan hastaların yatması gerekebilir.

Ciddi intihar düşünceleri gösterenler

İntihar planları yapanlar

Kendine ve çevreye zarar verme eğilimi olanlar

Gıda reddi olanlar

Ayaktan tedaviyi sürdürme güçlükleri

Psikotik özellik gösterenler

Ciddi intihar girişimi olanlar

Depresyon genetik bir hastalık mıdır?

Hem depresyon hem de bipolar bozukluk (iki uçlu hastalık) ailesel yatkınlık gösterir. Yakın akrabalarda bu iki hastalığın görülme sıklığı genel topluma göre 2-5 kat daha fazladır. İkiz çalışmaları da genetiği desteklemektedir. Ancak genetik etkiler yatkınlık düzeyindedir. Depresyon hastalığı çevresel Stres etkenlerindeden önemli ölçüde etkilenir.

Depresyon tedavi edilebilir bir hastalık mıdır?

Evet. Depresyonda tedavide işbirliği yapan hastalarda tedavinin başarısı hemen hemen kural gibidir. Olgular tedaviye yüksek oranda yanıt verir.

Psikoterapi yarar sağlar mı?

Evet. Bilişsel, davranışçı tedaviler, kişiler arası ilişkilere yönelen psikoterapiler depresyonda yarar sağlar. Hafif depresyonda psikoterapi öncelikli olarak seçilebilir.

İyileştikten sonra ilaç kesilmeli midir?

Hayır. Depresyonu süreğenlik kazanmasında ve yinelemesinde en önemli nedenlerden birisi eksik tedavidir. İlk kez tedaviye alınanlarda tedavi süresi yaklaşık bir yıldır. Bu süre sonunda kalıntı belirtiler varsa süre uzatılır. Yineleyen olgularda da tedavi süresi uzamaktadır.

Antidepresan ilaçlar mutluluk ilacı mıdırlar? Bağımlılık yaparlar mı?

Hayır. Antidepresan ilaçlar depresyon olgularında duygudurumda yükselmeye neden olmakta, depresyonu tedavi etmekte, ancak normal duygudurumu değiştirmemektedir. Öfori yapmazlar.

Fiziksel bağımlılığa neden olmazlar.

Antidepresan ilaçlar diğer ilaçlarla etkileşir mi?

Tamamının olmasa bile bazılarının ciddi etkileşmeleri olabilir. Bu konuda en doğru yaklaşım tedavi eden hekimden bilgi almaktır.

Yeniden hastalanmamak için ne yapılmalıdır?

Bu konuda en uygun yol doktorunuzun önerilerine uymaktır. Yineleyen depresyonlarda en önemli neden gerek ilacın dozu gerekse tedavi süresi açısından yetersiz tedavidir. Doz ve tedavi süresine uymak depresyondan yüksek oranda korunmayı sağlar.

Çevresel nedenlerin belirgin olduğu durumlarda stres etkenlerini azaltacak veya kontrol edecek önlemler depresyonun yinelemesini azaltabilir. Örneğin aile içi iletişim sorunlarının belirgin olduğu durumlarda aile veya bireysel psikoterapi yarar sağlayabilir.

İlaçların ciddi yan etkileri var mıdır?

Antidepresan ilaçlar uzun süre kullanım güvenliği kanıtlanmış ilaçlardır. Doktor denetiminde kullanılması halinde kalıcı ve ciddi yan etkilere neden olmazlar. Ancak her ilaca karşı aşırı duyarlılıkların olabileceği, fiziksel sorunların ilaçların yan etkilerini arttırabilecekleri unutulmamalıdır.

Sık görülebilen yan etkiler arasında

Ağız kuruluğu
Görme bulanıklığı
Kabızlık
Bulantı, kusma
Terleme
Uyuşukluk
Uyku sorunları
Kilo alma
Baş ağrısı, baş dönmesi
Mide barsak sistemi bozuklukları ve ishal
Karın ağrısı
Libido azlığı ve başka Cinsel sorunlar
Bunaltı sayılabilir.
Yan etkilerin bireysel olarak ve ilaç gruplarına göre farklılık gösterebileceği unutulmamalıdır.

Antidepresan ilaçlarla birlikte alkol alınabilir mi?

Antidepresan ilaçlar alkolün etkilerine karşı duyarlılığı arttırırlar. Ayrıca alkol antidepresan ilaçların klinik etkinliğini de azaltır. Nöbet olasılığı da artar. Bu nedenle antidepresan ilaçlarla birlikte alkol alınması önerilmez. Bu tür etkileşmeler bazı ilaç gruplarında daha önemlidir. Bunun için doktorunuzdan bilgi almalısınız.

Depresyon bir kişilik sorunu veya zayıflığı mıdır?

Kesinlikle hayır. Depresyon gerçek bir hastalıktır. Kişilik zayıflığı ile bağlantısı yoktur.

Hekim önerilerine uymamanın nedenleri nelerdir?

İstenmeyen yan etkiler
Hasta hekim ilişkisinin niteliği, güvensizlik, yeterli bilgi alamama
Hastalığın şiddeti
Hastanın eğitim düzeyi: Eğitim düzeyi düşük olanlarda uyumsuzluk daha fazladır.
Antidepresan ilaç seçimi: Bir ilaca uyum göstermeyen olgu başka bir ilaca uyum dösterebilir.
Hastanın kişilik yapısı

Depresyon ağırlaşarak şizofreni gibi ağır hastalıklara dönüşür mü?

Hayır. Şizofreni ile depresyon arasında nedensellik bağlantısı yoktur. Depresyon ağırlaştığında ağır depresyon olur. Ancak depresyon şizofreninin seyri sırasında sık olarak ortaya çıkar. Şizofreniye eşlik eden depresyonlar ile diğer depresyonlar arasında nedensellik bağı konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Bipolar bozukluk ile depresyonun ne gibi bağlantısı vardır?

Bipolar bozukluk depresyondan şimdi veya geçmişte en az bir manik atak (taşkınlık nöbeti) olması ile ayrılır. Bipolar bozuklukta manik atak yanında depresif dönemler de olabilir.

Depresyon olgularının % 10 kadarı hastalığın bir devresinde manik bir atak geçirmektedirler. Diğer bir deyimle bipolar bozukluğa dönüşürler. Duygudurum bozukluğu atağı (mani veya depresyon) olan olgularda manik atak için kesin bir belirleyici olmamakla birlikte ailede bipolar bozukluk olması bu açıdan önem taşımaktadır.

Depresyon İlaçları Kaç Günde Fayda Eder?

Depresyon ilaçları kaç günde fayda eder ? Psikolojik ilaclar etkisini ne zaman gosterir ? Depresyon ilaçları ne zaman kaç günde etki eder ?

Depresyon ilaçı ne demek?

Antidepresan grubu ilaçlar, beyin hücreleri arasındaki haberleşmeyi sağlayan serotonin, noradrenalin, dopamin ve benzeri bazı kimyasal maddelerin işlevlerini düzenleyen ilaçlardır.

Depresyon ilaçları kaç günde fayda eder ?

Depresyon ilaçları 15 gün-30 gün arasında etkisini göstererek fayda eder

Antidepresan ilaçlar hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?

Depresyon ve kaygı (anksiyete) bozuklukları başta olmak üzere birçok psikiyatrik hastalığın tedavisinde kullanılırlar.

Depresyon ilaca başlama kararı nasıl verilir?

Antidepresan tedaviye başlama kararı mutlaka bir psikiyatrist tarafından verilmelidir.


Antidepresan ilaca nasıl başlanır?

Erişkin hastalar için tüm antidepresanların etkin en düşük dozu günde bir tablet/kapsüldür. Antidepresanlar en düşük dozda başlanıp, tedavi sürecinde doktor kontrolünde gerekli görüldüğü takdirde arttırılırlar. Antidepresan ilaçların etkisi hemen başlamaz. Bu anlamda ağrı kesiciler gibi değildirler; yani ilacı alır almaz etki etmezler. Beyinde sizin iyileşmenizi sağlayacak değişikliklerin gerçekleşmesi biraz zaman alacaktır. Bu süre genellikle 2-3 haftadır. Dolayısıyla ilk 2-3 hafta belirgin düzelme beklemeden ilacı içmek gerekir. Hatta bu dönemde yan etkiler ortaya çıkabilir (yan etkiler için doktorunuza danışın). Bu yan etkiler geçicidir, çoğunlukla hafiftir, herkeste görülmez ve genellikle 7-10 gün içerisinde kaybolur. Fakat yan etkilere çok hassas olan kişilerde antidepresanı yarım doz başlayıp 1 hafta sonra günde bire çıkmak bir çözüm olabilir.

Antidepresan ilacı ne kadar kullanmam gerekir?

Bu süreyi belirleyecek olan sizin hastalığınızın tipi, hastalık süreniz ve daha önceki tedavilere verdiğiniz yanıttır. Fakat bu süre depresyon ve kaygı bozuklukları için en az 6 aydır. 2-3 kutudan sonra kendinizi muhtemelen daha iyi hissedeceksiniz. Fakat “ben iyileştim” diyerek ilacı erken kestiğiniz takdirde tekrar hastalanma olasılığınız yüksektir.

Antidepresan ilaçların kalıcı yan etkileri var mıdır?

Hayır, kalıcı yan etkileri yoktur. Birçok kişi antidepresanları herhangi bir yan etkiyle karşılaşmadan kullanır. Yan etki çıkarsa çoğunlukla ilk haftalarda görülür ve biter. Uzun süreli bir yan etki görülse bile (cinsel yan etkiler gibi) ilaç kesildiğinde yan etki ortadan kalkar.

Antidepresan ilaçları nasıl kesmek gerekir?

Mutlaka doktorunuza danıştıktan sonra ilacınızı kesin. Erken kestiğiniz takdirde hastalığınızın tekrarlama riski vardır. Keserken de ilacı birden kesmek yerine, doktorunuzun önerdiği kesme programı dahilinde azaltarak kesmeniz bazı “kesilme belirtilerinin” ortaya çıkmasını önleyecektir.

Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapar mı?

Hayır, yapmazlar. Bu tamamen yanlış olan bir inanıştır.


Depresyon ilaçlarının özellikleri ve kullanımları nasıl olmalıdır?

Bu ilaçlar doktor tarafından verilmediği sürece gelişigüzel kullanılmamalıdır.

İlaçların arada bir ya da ihtiyaç olduğunda kullanılmasının anlamı yoktur. İlaçların depresyon tedavisine yardımcı olabilmesi için, düzenli olarak kullanılması gerekir. Kullanım sırasında doz atlanmamalıdır. Eğer ilacın zamanında içilmesi atlanırsa, daha sonra fazla ilaç alınmamalıdır. İlacın unutulduğu kısa sürede hatırlanırsa, o günkü doz içilebilir. Sonraki günde aynı saatte içilmelidir.

İlaçlar çok çeşitli olmasına rağmen, tedavi etme yetenekleri pek farklı değildir. Yani ilaçların birbirlerine karşı tedavide üstünlükleri bulunmamaktadır.

İlaçların depresyon üzerindeki iyileştirici etkisi, genellikle kullanılmaya başlandıktan itibaren ikinci haftadan sonra etkili olur. Bu yüzden ilk dönemlerde iyileşme gözlenmezse, ilacın faydalı olmadığı düşünülmemelidir. İlacın tam olarak faydalı olması, depresyonu iyileştirmesi, hastalıktan önceki döneme dönüş genellikle birkaç ayı bulabilir.

İlaçların yan etkileri kullanılmaya başlandıktan sonra ortaya çıkabilir. Bu sebeple hastalar ilk başta ilaçtan fayda görmediklerini ve kendilerine zararlı olduğunu düşünebilir.

Depresyon ilaçları depresyonun belirtileri geçtikten, iyileşme sağlandıktan sonra uzun süre kullanılmaya devam edilmelidir. Eğer doktorunuzun söylediği zamandan önce ilaçları keserseniz, depresyonun yeniden ortaya çıkmasına sebep olabilirsiniz. İlaçlar başlangıçta depresyon tedavisinde kullanılırken, daha sonra koruyucu amaçlı kullanılmaya devam edilmelidir. Bu ilaçların hem depresyon tedavisinde etkili olduğunu, hem de depresyonun yeniden ortaya çıkma olasılığını azalttığını gösterir. Depresyon tedavisinin uzun süreceği unutulmamalıdır. Hastalığın tanısı yapıldıktan sonra, depresyon ilaçlarını kullanan ve bundan fayda gören hastalarda bu süre birkaç yılı bulur.

Depresyon ilaçların bağımlılık yapma etkisi yoktur.

İlaçların çoğu sabahleyin alınmalıdır. Bir kısım hastada bulantı ve kusma gibi yan etkiler görülebilir. Bu nedenle düşük dozlarla başlanmalı ve tok karnına alınmaları etkileri azaltacaktır.

Kullanılan ilaçların etkileri pek farklı olmasa bile, depresyonu iyileştirme için farklı dozlarda alınmaları gerekir. Yani bir ilaçtaki etki 10 mg dozuyla sağlanırken, diğerinde 50 mg alınması gerekebilir. Bu diğer ilacın daha güçlü olduğunu göstermez. Her ilaç farklı iyileştirme dozuna sahiptir. Bu yüzden dozlardan yola çıkıp, ilaçlar karşılaştırılmamalıdır.

Depresyon ilaçlarının aniden kesilmesi halinde uykusuzluk, sinirlilik, huzursuzluk gibi yakınmalar oluşabilir. Bu nedenle kesilirken dozu azaltarak kesmek gerekir.

Bu ilaçların kullanımı sırasında başka ilaçlar almak gerekirse, doktora antidepresan ilaç kullanıldığı mutlaka belirtilmelidir.

Hastaya depresyon tanısı konulduğunda ve antidepresan ilaçlar verildiğinde, hastanın başka rahatsızlığı olup olmadığı, daha önce antidepresan ilaç kullanıp kullanmadığı, bunların faydası ve yan etkisi hakkında doktora bilgilendirme yapılmalıdır.

Kullanılan ilaçlar yaşlı hastalarda bile güvenle kullanılabilir. Bedensel rahatsızlıkları olanlarda bile, doktorun önerisiyle kullanılabilir.

Bu ilaçların depresyon dışında obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu gibi çoğu psikolojik rahatsızlıkta olumlu etkileri bulunmaktadır.

Antidepresan ilaçlarla ilgili yanlış bilinenler nedir?

Depresyon tedavisinde kullanılan bu ilaçların toplumda işe yaramadığı, bağımlılık yaptığı, kişilere sahte mutluluk verdiği ve ciddi yan etkileri olduğu hakkında inanışlar bulunmaktadır. Depresyon rahatsızlığının farklı klinik tablolarla yaşanması, uygulanan tedavilerdeki yanıtın farklı olması bu yanlış inanışları besleyen durumlardır.

Bazı depresyon türlerinde ise, tedavide başarı sağlanamamaktadır. Toplumda bu önyargıların olması görülen yan etkilerde ve başarısızlıkta antidepresanlarla ilgili genel yargılara dönüşmektedir. İlaçların uygun olmayan dozlarda ve sürelerde kullanılması yarar sağlamadığı gibi, yan etkilerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. İlacın kesilmesinde bile, ani olarak kesme yakınmalara yol açmaktadır. İlaçların mutlaka dozu azaltılarak kesilmesi gerekir. Tedavinin erken bitirilmesi depresyonun yeniden yaşanmasına yol açacağından, bundan ilaçlar sorumlu tutulmaktadır. Toplumda bunun gibi sebeplerden dolayı antidepresanlar hakkında yanlış inanışlar bulunmaktadır. İlaçların birer mutluluk hapı olarak değerlendirilmesi de yanlıştır.

Bu ilaçlar insanları tedavi etmekte ve onları normal hallerine döndürmektedir. Aslında kişi olması gereken haline dönmektedir. Bu nedenle depresyonda olmadığından dolayı kendini mutlu hissetmektedir. İlaçların aniden kesilmesi kişide depresyonu yeniden ortaya çıkaracağından, mutluluğun sahte olduğu inancını yaratan bir etken olarak görülmektedir. Bunun yanı sıra kişilerin bu hastalığın psikolojik yollarla veya sosyal girişimlerle tedavi edilmesi gerektiğini düşünmesi, ilaçların sahte mutluluk verdiği görüşünü etkilemektedir.

Ancak psikoterapi ile sağlanacak iyileşme bile beyinde olan biyolojik düzeneklerle alakalıdır. İlaçların bağımlılık yaptığı yolundaki inanışlar ise, bunların içeriğinde uyuşturucu olduğu kanaatinden kaynaklanmaktadır. Fakat ilaçların içinde böyle maddeler bulunmamaktadır. İlaçların erken kesilmesi sırasında yaptığı etkiler bu önyargıları desteklemektedir.


Ağır Depresyon Belirtileri ve Tedavisi

Ağır Depresyon Belirtileri

Ağır Depresyon Belirtileri hakkında bilgiler;

Ağır depresyon nedir, ağır depresyonu diğer depresyonlardan nasıl ayırtederiz, ağır depresyon zamanlarında dikkat etmemiz gerekenler hakkında tüm merak ettikleriniz bu makalemizde yer almaktadır. Konunun detaylarına sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Ağır depresyon diyebilmek için aşağıdaki belirtilerden en az dördünün en az iki haftadır sürüyor olması gerekir:



1. Uyku bozuklukları sıktır. Uykusuzluk, gece sık sık uykudan uyanma tekrar uykuya dalamama, sabah erken uyanıp tekrar uyuyamama veya fazla uyuma şeklinde olabilir.


2. Yeme sorunları sıktır. Az yeme ve buna bağlı kilo kaybı veya fazla yemeye bağlı kilo alımı olabilir.


3. Değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları olur. Hastalar genelde bir işe yaramadıklarını düşünürler. Gelecek ümitsiz ve karanlıktır. Hiçbirşey iyiye gitmeyecektir. Depresyona bağlı oluşan üzüntü ve umutsuzluk o kadar şiddetlidir ki hastalar yaşama olan ilgisini kaybeder, hiçbir şeyden zevk alamaz olur. Cinsel isteksizlik görülür ve hastalar çoğu zaman yataktan çıkmak ve yemek yemek istemezler Hastaların kendini suçlama eğilimi yoğundur. Suçluluk duyguları genelde yersizdir. Örneğin çok eskiden yaşanmış olaylar ve yapılan hatalar tekrar hatırlanır ve bunlara karşı suçluluk duyguları hissedilir. Veya nedensiz yere bir takım olaylardan kendisinin sorumlu olduğu ve suçun kendisinde olduğu düşünceleri gelişir. Hastalar genelde bu düşüncelerden uzaklaşamadıklarını beyinlerinin sürekli eski hatalarla meşgul olduğunu bunun çok saçma olduğunu bildiklerini ancak düşüncelerini frenleyemediklerini söylerler.


4. Konsantrasyon güçlüğü, karar verme güçlüğü vardır. İşe veya derse konsantre olmak güçleşmiştir. Örneğin hastalar ders çalışırken bir sayfanın sonuna geldiğinde dalıp gittiğini ve ne okuduğunu anlamamış olduğunu görür aynı sayfayı tekrar tekrar okurlar. En ufak konularda karar verme güçlüğü içinde olduklarını hissederler.


5. Enerji azlığı, sürekli yorgun hissetme, herşeye karşı isteğini kaybetme, duygusal olarak birşey hissedememe. Genelde sabahları yataktan yorgun kalkılır.Gün boyunca yorgunluk hissi devam eder. Eskiden zevkle yaptıkları işleri yapmak istemez, yalnız kalmayı tercih ederler. Hastalar bazen çocuklarına ve eşlerine karşı birşey hissedemediklerini sanki duygularının öldüğünü söylerler ve bu durumdan dolayı suçluluk duyduklarını ifade ederler.


6. Ölme isteği olabilir. En hafif şeklinde hastalar allahım canımı al da kurtulayım diye düşünürler. İntihar düşünceleri veya intihar girişimi olabilir. Çoğu hasta intihar düşüncelerinin yoğun olduğunu ancak dini açıdan intiharın kabul edilemez olduğunu bildikleri için girişimde bulunmadığını ifade eder. Veya ölürlerse çocuklarına kimin bakacağını bilmedikleri için yaşamak zorunda olduklarını ifade ederler. Bazıları ne yolla intihar edeceğinin planlarını yapar. Bazıları da ancak intihar girişiminde bulunduktan sonra tedaviye gelir.

Bu hastalığa bağlı ortaya çıkan belirtiler genelde başka hastalıkları akla getirir ve çoğu kişi bu belirtilerin depresyona bağlı olarak ta oluşabileceğini düşünmez. Sıklıkla bu hastalar psikiyatri dışında doktorlara başvururlar veya kendi başlarına tedavi etmeye çalışırlar. Psikiyatriye başvuran hastaların çoğu başka bölümlerde çalışan hekimler tarafından bize yönlendirilmiştir. Çoğu hastada diğer hekimler tarafından psikiyatriye yönlendirildikleri için öfkelidir.

Bazıları toplumsal baskıdan çekinip gelmek istemez, gelenler de bir an önce işini bitirip gitmek ister. Ancak çağımızın en sık görülen hastalıklarından biri olan ve tedavi edilmediği taktirde ölümle sonuçlanabilen bu hastalığın tedavisi için uzmana başvurmak şarttır. Uygun tedavi edildiği taktirde tamamiyle düzelen bu hastalık uzun sürdüğü taktirde kişinin aile, iş ve sosyal uyumunu bozmakta kişinin evliliğinin yıkılmasına, işinden ayrılmaya, arkadaş ilişkilerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Son yıllarda üzerinde durulan bir başka konuda depresyon geçirmekte olan anne ve babaların çocuklarının bundan nasıl etkilendiğidir. Yapılan araştırmalar bu çocuklarda küçük yaşlarda kaygıda artma olduğunu ergenlik döneminde olan kız çocuklarında görülen depresyon oranında artma olduğunu gençlik dönemindeki erkek çocuklarda ise alkol ve madde kullanımına yönelme olduğunu göstermektedir.. Bir an önce tedavi olmak çocukların maruz kaldıkları bu travmanın süresini kısaltacak ve dolayısı ile yaşamın daha sonraki dönemlerinde ortaya çıkan bu bozuklukların oranında düşme olacaktır.

Yukarıda anlattığımız ağır depresyon her hastada aynı şekilde görülmez. Bu da kendi içinde alt gruplara ayrılmıştır. Bu gruplar şunlardır:

- Kronik seyirli depresyon
- Atipik depresyon
- Melankolik depresyon
- Doğum Sonrası başlayan depresyon (post partum depresyon)


Depresyon veya çökkünlük üzüntülü, mutsuz veya kederli hissetmek olarak tanımlanabilir. Çoğu insan zaman zaman böyle hissedebilir. Ancak klinik depresyon bu tür hislerin uzun bir süre günlük yaşamı etkilediği bir duygu durum bozukluğudur. Depresyon farklı biçimler­de görülebilir. Majör depresif bozukluk; tek veya yineleyici olabilir. Tek uçlu duygu durum bozukluğu yineleyici depresyon ile eş anlamlıdır. Ancak depresyon atakları iki uç­lu duygudurum bozukluğu olarak bilinen bir rahatsızlıkta da görülebilir. Bu bozuk­luk sadece mani (taşkınlık) veya dönüşüm­lü mani, depresyon atakları ile seyreder. Depresyonun ayrıca daha hafif olan ve distimi olarak adlandırılan bir türü de vardır. Bu durumda belirtiler daha hafif şiddette ve en az 2 yıl olmak üzere kroniktir.

Yaş: Majör depresif bozukluğun ortalama başlangıç yaşı hastaların %50’sinde 20-50 yaş arasında olmak üzere yaklaşık 40’tir. Çocukluk ve ileri yaşlarda da görülebilir. İki uçlu bozuklukta görülen depresyonun başlangıç yaşı ise daha erken olabilir.

Cinsiyet: Kadınlarda erkeklerden İki kat da­ha fazla majör depresyon görülür. Bunun nedenleri arasında hormonal faktörler (adet dönemindeki değişimler, gebelik, dü­şük, doğum sonrası dönem, menopoz dö­nemine ait özellikler), kadın ve erkeklerde psikososyal stres faktörlerinin farklılaşması sayılabilir. İki uçlu bozukluk ise kadın ve erkeklerde eşit olarak görülmektedir. An­cak bu rahatsızlıkta da depresyon kadınlar­da daha fazladır.

Risk faktörleri: Birçok araştırmacı depres­yonun kalıtsal veya günlük yaşam olayları­na bağlı oluşan beyindeki biyokimyasal dengesizlik nedeniyle ortaya çıktığını dü­şünmektedir. Biyolojik bir yatkınlığın gene­tik geçişi ile bazı ailelerde depresyonun da­ha sık görülmesi söz konusu olmaktadır. Ancak genetik yatkınlığı olan herkeste de hastalık oluşmamaktadır. Ailesinde depres­yon öyküsü olmayan kişilerde de depres­yon ortaya çıkabilmektedir. Kalıtımla ilişki­si olsun veya olmasın majör depresyon ço­ğunlukla beyin yapılarında veya beyin iş­levlerinde değişikliklerle ilişkilidir. Depresyonun ortaya çıkışında ek faktörle­rin de rol oynadığı söylenebilir. Önemli ka­yıplar, sorunlu ilişkiler, aile bunalımları, ekonomik sorunlar, iş yaşamında çatışma­lar, İŞ kaybı, onur kinci durumlarla karşılaş­mak gibi stresli herhangi bir yaşam olayı depresif bir atağı tetikleyebilir. Çoğu za­man genetik, psikolojik ve çevresel faktör­lerin karışımı depresif bozukluğun başlan­gıcında rol oynamaktadır. İlk depresyon atağı daha sık olarak stresli yaşam olaylarıy­la tetiklenmektedir. Yineleyen depresyon atakları daha hafif stresle tetiklenebilir ve­ya hiçbir stresli yaşam olayı olmayabilir. So­nuç olarak ilk depresyon atağı düzelse de beyin biyolojisinde uzun dönemli değişik­likler oluşmakta ve sonraki ataklara yatkın­lık gelişebilmektedir.

Bedendeki fiziksel değişiklikler ve tıbbi hastalıklar da depresyona neden olabilir ve bu depresyonlara ikincil depresyon denir. Bu tıbbi hastalıklar arasında kalp krizi, kan­ser, ağır kansızlık, enfeksiyonlar, hormonal bozukluklar, beyin hastalıkları (inme,

Parkinson hastalığı, multipl skleroz, bunama gibi) sayılabilir. Ek olarak, farklı rahatsızlık tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da depresif belirtilere neden olabilirler. Bazı kalp ve hipertansiyon ilaçlan, Parkinson antibiyotik ve kanser ilaçları, uyku ilaçları, steroidler, antipsikotikler bu ilaçla­ra örnek olarak verilebilir. Kişiyi tek başına depresyona yatkın kılan tek bir kişilik yapısı yoktur. Kişilik yapıları ne olursa olsun herkes depresyona girebi­lir. Ancak, sorumluluk duygusu güçlü, titiz, herkesi hoşnut etmeye çalışan, aşın duyar­lı, yakınlarına bağlı ve bağımlı, kendinden ve çevresinden yüksek beklentili, mükemmelliyetçi, onuruna düşkün, öfkesini dışa çabuk etkilenen ve üzülen kişi­lerin depresyona yatkın olabildiği göze çarpmaktadır.

Belirti ve bulgular:

Çökkün duygudurum ve ilgi, isteğin azalması veya kaybolması depresyonun ana belirtileridir. Eskiden ke­yif alınan veya ilgi duyulan aktivitelerden keyif alamama veya ilgi duymama görülür. Umutsuzluk ve karamsarlık, suçluluk, de­ğersizlik ve çaresizlik duygulan eşlik eder. Hastalar enerjide azalma, halsizlik, bitkin­lik, konsantrasyonda bozulma, karar ver­mede zorlanma ve unutkanlıktan yakınabi­lirler. Uykusuzluk, sabah erken uyanma ve­ya tersine fazla uyuma görülebilir. İştah ve/veya kilo kaybı, bazen de yine tersine aşın yeme ve kilo alma görülür. Ölüm veya intihar düşünceleri veya intihar girişimleri olabilir. Huzursuzluk, tedirginlik, bunaltı ve baş ağrısı , sindirim sistemi bozuklukları, ağrı  gibi bedensel yakınmalar da sıklıkla depresyona eşlik edebilir. Depresyon hastasının muayene bulguları arasında hareketler ve davranışta yavaşla­ma görülebilir, durgunluk göze çarpabilir ve bazen sıkıntılı ve tedirgin bir görünüm söz konusudur. Konuşma alçak sesle ve ya­vaştır, yanıt almak güçtür ve bazen hiç ko­nuşmama olabilir. Duygulanımları sıklıkla üzüntülü ve kederlidir. Sık ağlama, bunaltı da görülebilir. Bazen de çabuk öfkelenme veya duygularını yitirmiş gibi hissetme ola­bilir. Bilinç açıktır. Düşünce içeriğinde ka­ramsarlık, umutsuzluk, pişmanlık, ÖZ saygıda azalma, değersizlik ve küçüklük düşün­celeri, suçlanma, Ölüm – İntihar düşünceleri ve/veya planı görülebilir. Çok ağır depres­yonlarda gerçeği değerlendirmede bozul­ma ve kural olmamakla birlikte çoğunlukla çökkün duygudurumla uyumlu psikotik belirtiler, sanrınlar (örneğin kötü ve değer­siz bir insan olduğu için öldürüleceğine ve­ya iç organlannın çürüdüğüne inanma) ve­ya varsanılar (örneğin kötü veya değersiz olduğunu söyleyen sesler duyma) buluna­bilir.

Tanı:

Bu belirtilerin çoğunun (beş veya da­ha fazlasının) en az iki haftadır bulunması ve kişinin işlevselliğini bozacak düzeyde ol­masıyla majör depresyon tanısı konulur. İki uçlu duygudurum bozukluğundaki depres­yon atakları, öyküde mani ataklarının olma­sı İle ayrılır. Tanı, öykü ve muayene bulgu­larına dayanarak koyulmaktadır. Tanı kon­masında yardımcı özgül laboratuvar test yoktur. Ancak tıbbi bir rahatsızlıkla ilişkili ikincil bir depresyon söz konusu ise bu tıb­bi rahatsızlığa ait laboratuvar bulguları sap­tanabilir (örneğin vitamin B12 eksikliği, tiroid hormonu düşüklüğü (hipotiroidi) gibi).

Tedavi:

Majör depresyon tedavisinde antidepresan ilaçlar ve psikoterapi kullanılır. İki yöntemin bir arada kullanılmasının en etkin tedavi olduğu birçok çalışmada gös­terilmiştir. Hafif depresyonlarda psikotera­pi bazen yeterli olabilmekle birlikte, orta ve ağır depresyonlarda antidepresan tedavi önemlidir. Psikoterapiler kısa süreli (örne­ğin bilişsel-davranışçı, kişilerarası) veya uzun süreli (psikanalitik yönelimli) olabilir. Gerektiğinde aile terapisinden de yararlanı­labilir.

Antidepresan ilaçlara yanıt 4-6 hafta­da ortaya çıkar ve tek depresyon atağı son­rası tedaviye en az 6 ay devam edilmelidir. Yineleyen depresyonlarda antidepresanlar-koruyucu tedaviye uzun süre, bazen ömür boyu devam edilir. Yaşamı tehdit eden nitelikte (örneğin hiçbir şey yiyip iç­meyen veya ciddi intihar planlan olan has­talar) ağır depresyonlarda tedavi için hasta­neye yatış gerekebilir. Bu tür ağır depres­yonlarda elektrokonvülzif tedavi (EKT) et­kili ve güvenli bir diğer tedavi seçeneğidir. Psikotik belirtilerin de olduğu ağır depres­yonlarda tedaviye antipsikotikler eklenir. İki uçlu bozuklukta depresyon ataklarının tedavisinde duygudurum düzenleyici diğer ilaçların kullanımı gerekmektedir.



Stres Ve Depresyon Belirtileri ve Tedavisi

Stres Ve Depresyon Belirtileri ve Tedavisi

Stres, günlük yaşamda karşılaşılan olaylar sonucu hissedilen sıkıntı ya da zorlanma durumudur. Bazı insanlar stresi ortaya çıkardığı; migren, kalp krizi, felç, gastrit, yüksek tansiyon, sinir, ülser vb. gibi hastalıklardan yola çıkarak tanımlarlar.

STRES: BEDENİNİZİN YIPRANMIŞLIK ORANIYLA ÖLÇÜLÜR
Stres, bir şeyi rahatsız eden ortamın (gürültü, zorlama, baskı, kaygı, performans beklentisi vb.) ortaya çıkardığı herhangi bir düzen bozukluğuna organizmanın verdiği cevaptır.

HER BİREY ADAPTASYON YETENEĞİNE GÖRE STRESE TEPKİ VERİR
Kişiler karşılaştıkları stres durumlarına “Spesifik olmayan” tepkiler verirler. İçinde bulunduğunuz duruma göre olumlu ve olumsuz stres duygusu yaşayabilirsiniz.

YAŞAMDA STRES KAÇINILMAZDIR
Stres, hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Çünkü insana çevredeki uyarılar karşısında daha iyi davranma fırsatını verir.

SIFIR STRES ÖLÜMDÜR
Sıfır stres ölümdür. Çünkü bu durumda birey çevreden gelen etkilere tepki vermeye yetecek enerjiden yoksun demektir. Aşırı streste ölümcül olabilir. Çünkü bu durumda birey aşırı enerji sarfetmekte ve bedenini tüketmektedir.

İKİ ÇEŞİT STRES VARDIR
İnsanların yaşadıkları iki çeşit stres vardır. Bunlardan;
“Olumlu Stres” (iyi stres) olumlu sonuçları ortaya çıkarır. KAYGI yerine; zor bir amaca ulaşırken bireyin yaratıcı olmasını sağlar. Kişiye doyum ve yaşama sevinci verir.
“Olumsuz Stres” (Kötü Stres) ise; bireyin kendine güvenini kaybetmesine neden olan, yetersizlik duygularına sevk eden, çaresizlik, umutsuzluk ve hayal kırıklığını çıkartan strestir.



ORGANİZMANIN DEĞİŞİMİNDE STRESİN FAYDALARI 

Stresin; Fiziksel, Zihinsel ve Duygusal olarak olumsuz bir yanı olduğu gibi organizmada fiziksel ve ruhsal değişmelere, olgunlaşmaya ve gelişmeye yol açan önemli yanları da vardır. Her şeye rağmen yaşam yolculuğu içindeki ‘STRES’ faktörleriyle baş etmek mümkündür. NLP Uzman Eğitimcisi Mustafa Kılınç’a göre “Stres Faktörlerini” dengelemenin En Etkin 20 Yöntemi NLPDAP Tekniklerinden geçiyor.

1- Olumlu düşünün
Pozitif düşünce = Pozitif Duygu # STRES
Kime bağlı? Tabii ki SİZE. NLPDAP Teknikleriyle Beyin Kullanım Kılavuzunu kullanarak beyninizin düşünme otomatiğini değiştirebilirsiniz. Her olaya sadece kendi pencerenizden değil bir de başkasının penceresinden bakmayı deneyin. Nasılları öğrenin. Nasılların peşinden gidin.

2- Kişiler arası iyi ilişkiler kurun
İletişiminizin Kalitesi = Yaşam Kalitenizdir. Kişiler arasında “Sevgi–Saygı ve Sorumluluk” üçgeninde ilişki ve iletişim kurduğunuzda gerginlik duygularından kolaylıkla kurtulduğunuzu görürsünüz.

3- Hayır demeyin bilin / Gerektiğinde “Hayır, Hayır, Hayır” deyin
Her şey ilk “Hayır” ile başlar. Uyumun olmaması ayrıca bir stres kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bireyler arası ilişkiler, bireyler arası rekabet ortamlarında Ne isteyip Neyi istemediğinizin farkında olun. İstemedikleriniz için “Hayır” diyerek stres duygusunu serbest bırakın.

4- Seçeneksizlik Kıskacından Çıkın
Yaşamda Tek seçenek “Seçeneksizlik” iki seçenek “çelişki” 3 ve üstü seçenek ise seçim yapabilmektir. Seçeneklere sahip olmanın yolu “Ne istediğini bilmekten” geçer. Siz tam olarak ne istiyorsunuz?

5- Dengeli beslenin ve Su seviyenizi yükseltin
Su; ağız kuruluğunuzun oluşumunu önlemede ve stres altındayken kaybettiğiniz su miktarını karşılamanız için gereklidir. Ayrıca beslenme sisteminizde dengeyi yakalamak duygu yoğunluğunuzun azalmasına yardım edecektir.

6- Beyninizin uyumaya, Bedeninizin dinlenmeye ihtiyacı vardır
Günlük düzenli olarak “uyku saatinizi” koruyun. Çünkü beyninizin uyumaya ihtiyacı vardır. Böylece beyninizin sakin ve çözüm odaklı çalışmasına imkan vermiş olursunuz.
7- Bugünün işini yarına bırakmayın

Ertelemekten ve tembel davranmaktan vazgeçin. Planlayın, planlarınızı uygulayın, kontrol edin ve gerektiğinde gerekli önlemleri alın. Kendinizi disipline ettiğiniz sürece hayatınızın istediğiniz yönde gittiğini göreceksiniz.

8- İş, Aile, Yaşam ve Para konusunda denge kurun
Yaşamda işiniz, aileniz, kariyeriniz ve ekonomik kaynaklarınız konusundaki farkındalığınızı ve istediğinizi net olarak belirleyin. Yaşamın esasının her zaman “DENGE” olduğunu bilin ve dengeyi koruyun.

9- Gerektiğinde İstekler Askıda Orucu Tutun
Yaşamda her şey ve herkes sizin istek ve beklentilerinize göre davranmayabilir. Her istediğinize istediğiniz anda ulaşamayabilirsiniz. İçinde bulunduğunuz şartlara göre en uygun seçeneği ortaya koyun. Gerektiğinde bazı isteklerinizi askıya almaya karar verin. İstekler askıda orucu tutmaya hazır olun…

10- İletişim becerilerinizi geliştirin
İletişimin anlamı aldığınız cevaptır. Etkili iletişim kurmanın yollarını bulun. Gelişime açık olun. Kendinizi iletişim kurma yeteneği konusunda ödüllendirin. Gerektiğinde “DİLİNİZE” hakim olun. Söylediklerinize dikkat edin. Çünkü onlar kaderinizi oluşturacak.

11- Baltayı bilemek için kendinize zaman ayırın
Çok çalışmanın değil, akıllı çalışmanın başarıyı garanti ettiğini bilin. Kendinize dinlenme, gevşeme fırsatı verin. Kendinizi dinleyin. İçinzdeki dinginliğin gücünü kullanın.

12- Öfkenizi yenin, Duygularınızı kontrol edin
Duygular insan davranışlarının temelidir. Duygular her yerdedir. Öfke, kızgınlık vb. gibi sizi olumsuz yönde etkileyen duygularınızdan kurtulmak için içinize dönün, gözlerinizi kapatın derin derin nefes alıp verin. Bu uygulamayı “12–15” kez tekrarlayın. İçinizdeki duyguların boşaldığını görecek ve hissedeceksiniz.
ISLIK ÇALIN: Gergin ve kendinizi iyi hissetmediğiniz durumlarda “ıslık” çalın. Fizyolojinizi (bedeninizi) doğru kullanın ve fırsat bulursanız “İP ATLAYIN” içinizdeki duyguların gitmesine izin verin. Öfke duygularıyla kavga etmeyi bırakın. Serbest bırakmayı öğrenin.

13- Sürekli gelişime açık olun

Sadece ileriye bakın. Geçmişinize ve geçmişte elde ettiğiniz başarılara odaklanmayı bırakın. Sürekli geleceğe, hedeflere bakmaya başladığınızda içinizdeki “Coşku + Tutku” duygularını harekete geçirirsiniz. Sizi Nasıl bir gelecek bekliyor?

14- Kendinize Odaklanmayı Bırakın
Kendine odaklı olmak, kendini çemberin içerisine almak demektir. Kendinize odaklı olduğunuzda; kaygı, yetersizlik ve kaslarınızdaki gerginliğin sizi esir almasına izin verirsiniz. Oysaki karşıya odaklanırsanız rahatlamaya başlarsınız. Kendinizi bir kamera gibi görün ve sadece karşıya odaklanın. Kendinizi harika hissedeceksiniz.

15- Önce özeleştiri yapın ve herkes tarafından sevilmeyi beklemeyin
Eleştirmek oldukça kolaydır. Karşınızdaki kişilerde gördüğünüz eksikliklerin sizin içinizde olup olmadığının farkında olun. Sadece konuşmayın. Kendinizdeki eksik yönlerinize ayna tutun. Bunları değiştirmek için cesaretli davranın. Kimsenin kimseyi sevmek zorunda olmadığını bilin. Herkesten onay beklemekten vazgeçin. O zaman müthiş bir rahatlama hissedeceksiniz.

16- Dinlemeyi bilin

Sadece konuşmak değil, önemli olan dinlemektir. Dinlerken sadece kulağınızı değil, “Gözlerinizi kullanın” böylece kişiyle tam bir uyum sağlamış olacaksınız. Tam odaklı “dinleme eylemi” duygularınızın serbestçe dolaşımına katkı sağlar.
17- Kendinizi ve sözde stres yaratan belirli kaynakları tanıyın.

Siz kimsiniz? Kendinizi tanımak için yeterli zaman ayırın. Kendi özelliklerinizi, güçlü ve zayıf yönlerinizin farkında olun. Kendinizi bilirseniz yönetebilirsiniz. Size stres yaratan kaynaklarınızı yazın ve bu duygulardan kurtulmak için eyleme geçin. Sizi engelleyen stres kaynaklarından özgürleşin. Mazeretlerin değil, başarının hazzına odaklanın.

18- ‘Beyninizi Kullanın’
“Bilmenizi isterim ki; Beyninizi değiştirseniz hayatınız değişir.” Bunun için Beyin kullanım kılavuzunuzu elinize alın. Düşüncelerin sizi yönetmesine izin vermeyin. Siz ancak beyninizi kullanmaya başladığınızda düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz. Hemen şimdi beyninizi kullanmaya başlayın. Beyniniz sizi kullanmaya devam ederse stres dolu günlere hazır olun!

19- Nefesinizi denetleyin
Doğru nefes kullanımı = Sağlıklı yaşam ilkesinden hareketle nefesinizi doğru kullanın. Mümkün olduğunca diyafram nefesi kullanmaya özen gösterin. Gereksiz yere nefesinizi tutmayın. Yumuşak bir karına sahip olmanın yolu derin nefes almaktan geçer.
20- İçinizdeki ‘Özgüvenle’ bütünleşin
Yaşamda; hedeflerinizi gerçekleştirmek için, eyleme geçebilmek için, fark yaratmak için, esnek olabilmek için Tam “Özgüvenli” olun. İçinizdeki özgüvenden sorumlu parçayla bütünleşin. Ancak o zaman korku, kaygı ve gereksiz “stres” duygularından kurtulursunuz.

Stres, aşırı derecede yaşandığı taktirde zihinsel, ruhsal ve fiziksel açıdan sağlımızı olumsuz yönde etkileyen bir tehdit olarak karşımıza çıkabilir. Stresi ortadan tamamen kaldırmak mümkün olmasa da mücadele etmenin yolları vardır.

İş hayatı, ev hayatı, okul, trafik, gürültü, faturalar derken kişi kendine vakit ayıramamakta ve sürekli bunları düşünerek yaşamak zorunda olduğunu hissettiğinden stres faktörünün oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Stresle başa çıkmanın yollarını aşağıda yazılanları uyguladığınız taktirde size bir çok faydası olduğunu göreceksiniz.

Stresle Başa Çıkma Yolları

    Vücudunuza dar gelen kıyafetleri giymekten kaçının.
    Sürekli ilaç kullanarak iyileşeceğinizi düşünmekten vazgeçin.
    Randevularınızı önceden ayarlayın ve randevu günü kimseye söz vermeyin.
    Aracınızı bozulmadan servise götürün.
    Kötümser ve kötü negatif yayan insanlardan uzak durun.
    Yapmayı sevmediğiniz işler için mutlaka birinden yardım isteyin.
    Etrafınızda dağınık ne varsa toparlayın. Böylece ferah bir ortamda bulunmuş olmanız stresi önleyecektir.
    Kendinizi her şeyi bilmek zorundaymış gibi hissetmeyin.
    Sizi mutlu edecek olan bazı şeyleri yapmayı yarına bırakmayın.
    Kendinize güveniniz tam olsun.
    Vermiş olduğunuz kararları vermeden önce bir kez daha düşünün ve ne anlama geldiğini iyi düşünün.
    Yardım istemekten asla çekinmeyin. Yardım alamazsanız üzülmeyin.
    Görünüşünüze önem gösterin
    Etrafınıza sürekli gülümseyin
    Her zaman iyi bir şeyler yapmaya çalışın ama kendinizi mükemmeliyetçi görmeyin.
    Stresle Başa Çıkma Yolları

    Sürekli yürüyüş yapın.
    İşinize her gün aynı yoldan gitmeyin. Farklı yollardan gitmeyi deneyin.
    Bir derneğe, kulübe üye olun, yeni arkadaşlar edinin.
    Acele etmeyin. Önünüzde daha yaşanacak çok güzel günler olduğunu düşünün.
    Başkalarının sözünün dinlemeyin, kendi bildiğinizi yapın
    Son ses müzik dinleyin, enerjinizi dışarı atın.
    Sigara ve alkol tüketimini azaltın.
    Sürekli spor yapın, beslenmenize dikkat edin.
    Yapmayı sevmediğiniz şeyleri kendinizi yapmaya mecbur hissetmeyin.
    Evinize misafir ağırladığınız da kendinizi rahat hissedin ve muhabbet edin.
    Kafanıza bir şeyler takmaktan vazgeçin.
    Evinize iş getirmeyin. Eşinizle çocuğunuzla veya dostlarınızla vakit geçirin
    Arada sırada iş yerinde oturduğunuz masadan kalkın, yürüyün ve dolaşın. Böylece kan dolaşımınız da harekete geçecektir.
    Hayır demeyi öğrenmelisiniz. Yapamayacağınız sözler vermekten kaçının.
    Etrafınız da sizi üzen, kıran ve sevmediğiniz kişiler varsa onlarla iletişimi koparın ve bir daha görüşmeyin.
    İnsanların sizin boş vaktinizi çalmalarına izin vermeyin.
    Stres ve sıkıntılı anlar yaşadığınız da başarılarınızı düşünün ve kendinizi motive edin.
    İhtiyacı olan insanlara maddi manevi destek olun.
    İnançlarınızı sağlam tutun. İç huzurunuz için çok önemlidir.
    Belli aralıklarla tatile çıkın ve bol bol doğa yürüyüşü yapın.
    Yolda bir bebek gördüyseniz onu sevin ve öpün.
    Bol bol kitap okuyun ve kitap satan yerlerde gezerek dolaşın.
    Bir alışveriş merkezine gidin ve gönlünüzce eğlenin.

Depresyon, kişinin sosyal hayatının yanı sıra günlük yaşamdaki etkinliklerini, planlarını rahatsız edecek ve hatta bozacak dereceye ulaşmış melankoli veya keder durumudur.

Kişinin ilişkilerini, hayattaki etkinliklerini etkilemeyen moral bozuklukları ve üzgün olma durumları ise depresyon olarak adlandırılır. Klinik depresyon tıbbi bir teşhistir ve günlük hayatta kullanılan depresyonun anlamından çok daha farklı bir durumdur.

Depresif bir kişi kendisini yorgun, üzgün, kederli, kırgın hissetmenin yanı sıra sinirli, tembel veya bir işi yapma konusunda isteksiz de hissedebilmektedir.

Majör depresif bozukluk veya diğer adıyla klinik depresyon, sık görünen, atakları uzun süren ve yenilenen hatta şiddetli şekilde fiziksel ve sosyal yeti yitirilmesine neden olan oldukça yıkıcı bir psikolojik bozukluktur.

Depresyonun Hayata Etkileri

Depresyonun neden olduğu yıkıcılık ve yeti yitirilmesi durumu sosyal ve mesleki hayatta olumsuzluklara yol açabilir ve dolaylı olarak aile düzeninde veya kişinin ekonomisinde de bozucu etkilere yol açabilir. Bu yüzden depresyon, bireyin üzerinde yarattığı olumsuz etkileri bireyin çevresindeki kişiler veya bakımı üstlenen kişiler üzerinde de yaratabilir.

Depresyonun yarattığı kişisel çöküş sonucu birçok kişi intihara yönelmektedir ve bu intihar girişimlerinin yüzde on beşi ölümle sonuçlanmaktadır. Bu yüzden özellikle majör depresif bozukluğun toplumsal etkisi ve maliyeti de yüksektir.

Depresyonun Getirdikleri

Hastalık sırasında kişide ani sinir bozuklukları, aşırı kaygılanma ve korkma, özgüven ve özsaygı kaybı görülür.
Depresyon

Ruhsal etkileri böyleyken fiziksel etkileri ise başta aşırı kilo kaybı olmak üzere mide bozuklukları, kusma ve aşırı terleme olarak sıralanabilir.

Depresyonun Belirtileri

Hayattan zevk alamama, konsantrasyon bozukluğu, dikkat dağınıklığı ve bunlara bağlı olarak oluşan unutkanlık, kararsızlık, suçlu ve değersizlik hissi, intihar düşüncesi, karamsarlık ve sinirlilik halleri depresyonun başlıca belirtilerindendir. Uykuda ve iştahta artış azalışın yanı sıra enerji azlığı, yorgunluk, cinsel istekte azalma ve yavaş hareket etme de depresyonun belirtileri arasında gösterilebilir. Depresyon hastaları huzursuzluk ve kaygı gibi hislerden de şikâyet edebilirler.

Sadece depresyon belirtilerine bakıp, depresyonun nedenini araştırmadan hastalığı tedavi etmeye çalışmak oldukça yanlış bir davranış olacaktır.

Depresyon Tedavisi

Kendiliğinden geçme olasılığı düşük bir hastalık olduğu için depresyonda ilaçla tedavinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Tedavi süreci biraz da hastanın isteğine ve moraline bağlı olduğu için, uzayabilir ya da daha kısa sürebilir. İlaç tedavisi sırasında da ara ara depresif ataklar veya nöbetler yaşanabilen bir hastalıktır.

Depresyon, kişinin duygularında, düşüncelerinde, davranışlarında ve bedeninin bazı işlevlerinde değişiklikler meydana getirebilir. Depresyonun hastalık olarak kabul edilmesi için belirtilerinin bir kişide en az iki hafta görülmesini ve kişinin sosyal ve kişisel yaşamını bozması gerekmektedir.



Stres belki de hepimizin hayatın birçok kez duyduğu ve bir kere farkında olarak ya da olmadan karşılaştığı ruhsal, psikolojik bir durumdur. Stres kişinin çevresiyle uyumunu ve işi yapabilme kapasitesini büyük ölçüde etkilemektedir. Stres ile ilgili kesin bir tanım yapılamamaktadır. Genel anlamda ifade etmek gerekirse stres organizmanın kendisini rahatsız eden durumlarda verdiği tepkiler olmaktadır. Stres hali her durumda aynı şekilde ortaya çıkmamaktadır. Stres mutluluk veren durumlarda da ortaya çıkabilmektedir. Yer yüzünde strese maruz kalmayan insan bulunmamaktadır. Çünkü sürekli olan değişim ve gelişimler ister istemez insanları bir uyumsuzluk içerisine sürüklemektedir. Bu durumda beraberinde stresi ortaya çıkarmaktadır. Stres ortaya çıktığı duruma göre zarar veya fayda gösterebilmektedir. Mutluluk anında güzel şeylere neden olmaktadır. Ancak zorlu anlarda daha kötü şeylere neden olmaktadır. Stres durumu organizmanın enerjisinin aşırı harcanmasına neden olmaktadır. Bu da fiziksel anlamda kişiye zarar verebilmektedir.

Stres Belirtileri

    Sürekli yorgun halde olmak
    Sabahları yorgun kalkmak
    Kişinin kendisini sürekli sinirli, panik halinde ve endişeli hissetmesi
    Tahammülsüzlük
    Uyku problemi
    Genel baş ağrısı
    Yapılan işten zevk almama
    Neşesiz olma
    Sürekli depresif hal
    Sık sık soğuk algınlığına yakalanma
    Madde kullanma ihtiyacı hissetme (alkol, sigara, uyuşturucu)
    İştahta artma
    Çabuk sinirlenme

Stresin Vücutta Meydana Getirdiği Tepkiler

Stres çağımızın en büyük ruhsal rahatsızlıklarından olmaktadır. Özellikle bazı kişilerde sadece ruhsal anlamda değil, fiziksel olarak da kendisini göstermektedir. Stres altında organizma aşırı derecede tepki verebilmektedir. Kalp atışları hızlanıp solunum artabilmektedir. Bu da kan damarlarının genişlemesine neden olmaktadır. Bunun yanı sıra göz bebekleri büyür ve karaciğerdeki şeker üretim miktarı da artar. Tüm bunlar fiziksel anlamda vücutta meydana gelen değişimler, tepkiler olmaktadır. Stres anında sindirim sistemi de zayıflar. Bu durumda vücuttaki enerji daha çok kullanıldığı için uzun süreli durumlarda fiziksel anlamda ağır rahatsızlıklar ortaya çıkabilmektedir. Stresin neden olduğu belli başlı sorunlar şunlardır:

    Güçsüzlük, yorgunluk ve endişe
    Konsantrasyon bozukluğu
    Sinirlilik
    Çabuk heyecanlanma
    Dikkat kaybı
    Stres

    /li>
    Madde bağımlılığı
    Yapılan işlerde kolayda olsa zorluk çekme
    Baş ağrısı
    Panik atak
    Çarpıntı
    Ateş basması
    Nefes darlığı
    Hazımsızlık
    Yutkunma sorunu
    Mide bulantısı
    İştah kaybı ya da aşırı iştahlılık
    Kilo kaybı
    Cinsel anlamda fonksiyon bozukluğu
    Vücut direncinin düşmesi
    Tansiyon rahatsızlığı
    Şeker rahatsızlığı
    Kalp damar rahatsızlıkları

Tüm bunlar stresin sürekli yaşanması durumunda ileri düzeyde meydana gelen ve gelebilecek olan rahatsızlıklardır.

Stresle Baş Etme Yöntemleri

Stresle baş edebilmek için en birinci koşul yapılan işlerde vakti, zamanı iyi ayarlamaktır. Çünkü birçok konuda zaman en birinci stres kaynağı olabilmektedir. Özellikle de iş ve okul yaşamında bu daha belirgin olmaktadır. Bu nedenle sadece iş, okul veya zorunlu işlere değil, aynı zamanda sağlıklı beslenme, eğlence, aktivite, egzersiz gibi rahatlatıcı şeylere de vakit ayırmak gerekmektedir. Stresle baş edebilme konusunda bir diğer nokta da fiziksel aktiviteler olmaktadır. Bu aktiviteler sayesinde hem vücut zinde kalmakta hem de kalp problemleri gibi ağır durumların ortaya çıkmasının önüne geçilmektedir. Bunların yanı sıra gevşemek için çeşitli hareketler yapılması da stresi önlemede başarılı olmaktadır. Ayrıca içilen içecekler dahi stres kaynağı olabilmektedir. Bu nedenle kola, çay, kahve gibi içecekler yerine bitkisel içecekler ve doğal meyve sularını tercih etmek en doğrusu. Bu aynı zamanda enerji anlamında da fayda sağlamaktadır.

Stresle baş edebilmenin en önemli yollarından birisi de sosyal aktiviteler olmaktadır. İnsanlarla iç içe olmak ve güzel vakit geçirmek stresi en alt seviyeye indirmekte ve rahatlama sağlamaktadır. Bu konser, tiyatro, sinema, spor müsabakaları izleme, sohbet ortamına katılma gibi aktiviteler gerçekleştirilerek yapılabilmektedir. Stresi önlemenin bir diğer yolu da karşılaşılan düşük performanslar karşısında moral ve motivasyonu düşürmemek gerekmektedir. Kişi eğer yaptığı işte başarısız olmuşsa strese girerek geri kalanların da başarısız olabileceğini düşünebilmektedir. Bu durumda olmamak için her konuda pozitif düşünmek ve bunun için çalışmak gerekmektedir. Stresten korunmanın en önemli yolu son olarak maddelerden uzak durmaktır. Bu hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak önemli olmaktadır. Madde bağımlılığı ve stres birleştiğinde çok ağır sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.