Aşırı Heyecan Titreme Tedavisi Aşırı Heyecan Nasıl Giderilir ?

Bize çoğu zaman istemediklerimizi yaptıran, yüzümüzün kızarmasına neden olan heyecanı yenmek aslında o kadar da zor değil.

Heyecan kontrol yolları

Günlük hayatımızın önemli anlarında heyecan bizlere her zaman eşlik etmekte. Tabi bu durum isteğimiz dışında gerçekleşmesi nedeniyle
heyecan, önemli anları, işleri çoğu zaman mahvedebilmekte. Hal böyle olunca da işin içinde çıkamıyor, çıkmaya çalışınca da tüm işi elimize yüzümüze bulaştırabiliyoruz. Hatta o an kendimizi tanıyamıyoruz, bunları ben mi yaptım? Diye kendimizi sorguluyoruz. Tabi sonrasında moral bozukluğu, mutsuzluk ve hayal kırıklığıyla beraber yaptığımız işte başarısızlık kaçınılmaz oluyor. Peki bu can sıkıcı durumu nasıl atlatabiliriz? Heyecanımızı nasıl kontrol altına alabiliriz? Veya nasıl heyecanımızı azaltabiliriz? Haydi gelin bu sorularımıza yanıt bulalım.



HEYECANI KONTROL ALTINA ALMAK

Eğer daha önce heyecanı nasıl azaltabilirim? Diye küçük bir araştırma yaptıysanız şuna kesinlikle denk gelmişsinizdir: “Yaptığınız işlerde başarıya ulaşmak için heyecanınızı kontrol altına alın.” evet bu cümle elbette doğru fakat heyecanımı kontrol altına alacağım demek yetmiyor. Belki kendinizi böyle inandırabilirsiniz peki ya ruhunuzu, içinizi nasıl inandıracaksınız bu duruma? Heyecanlanma elbette psikolojik bir durumdur o nedenle ister katılın ister katılmayın olumlu düşünmek “heyecanı azaltır.” ya da heyecanınızı kontrol altına almanızı sağlar. Örneğin sizin için önemli olan bir durumda “her şey yolunda” diyerek olumlu düşünebilirsiniz. Yapılan araştırmalar bu cümlenin ne kadar etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Yine araştırmalarda herkes tarafından bilinen “korktuğun başına gelir.” sözü de ne kadar doğru olduğu ortaya konul maktadır.

Yapamam, edemem gibi olumsuz kelimelerin yerine yaparım, ederim gibi kelimeleri kullanmak heyecan durumunuzu olumlu etkilemekte. Unutmayınız ki bilinçaltı düz mantıkla çalışiyor. Siz bilinçaltınıza neyi iletirseniz o onu uygular. Bu yüzden insan bilinçaltı sadıktır neyi isterseniz onu yapar. Bu, heyecanı kontrol etmek için ve diğer tüm psikolojik durumlar için geçerli. Bunu tüm uzmanlar her zaman dile getirmekte.

HEYECANI AZALTACAK YÖNTEMLER

Heyecan, aslında o kadar da kötü birşey değildir. Eğer heyecanınızı azaltacak birkaç doğru yol izlerseniz heyecan size başarı ve mutluluk bile getirebilir. Yani heyecan asla gereksiz bir his değil. Peki o zaman nasıl heyecanımızı olumlu hale getirebilirız?

Aslında heyecanlı olmadığınızı kabul etmek her şeyden önce size büyük bir güven sağlar. Yani eğer “ben çok heyecanlıyım.” gibisinden cümlelerle etrafınızda veya internet v.s de çözüm ararsanız bu daha da heyecanı arttıracaktır. Bu durumu çok abartıp aşırı hale getirmemekte fayda var. Yine yapacağınız iş, gireceğiniz sınav veya bunlara benzer sizi heyecanlandıran, korkutan durumlar için asla şunu yapmayın:
“kesinlikle en iyisini yapmalıyım. Her şey mükemmel olmalı.” demeyin. Daha doğrusu hata yapmamalıyım demeyin. Aksitakdirde hata size eşlik etmek için yanı başınızda bekler.

Diyelim ki yaptığınız iş esnasında heyecanlandınız hemen sakin olup, nefes egzersizleri yapmanız en iyi çözüm olacaktır. Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere bilinçaltınızı doğru yönlendirebilirseniz kesinlikle ama kesinlikle heyecanınız asgari seviye inecek ve bu sayede heyecanınızı kontrol edebileceksiniz.

Heyecanın can sıkıcı bir hal alıp hayatımızı olumsuz etkilemesine engel olmanın en kolay, en basit yolu olumlu düşünmektir. Bu sayede başarı ve mutluluk her zaman sizlerle olacaktır. Tabi eğer gerçekten aşırı bir heyecan durumunuz varsa bir uzmandan yardım almanız muhakak gereklidir. Yoksa aşırı heyecanın sonu can sıkıcı bir hal alabilir. Öte yandan heyecanın her zaman olumsuz olmadığını, olumlu etkilerinin de olduğunu unutmamalıyız.

Toplum karşısında, mikrofon veya kamera karşısında konuşurken yüzleştiğimiz en büyük engel korku ve heyecandır. İlk defa yaptığımız her iş önce heyecan ve korku oluşturur. Korku anında dolaşım sistemi içerisine gerginlikle orantılı olarak aşırı kortizol salgılanır. Bu durum düşünce akışını engeller. Kişi bu anda olumlu duygularını kaybeder. Daha ileri düzeyde elleri ve hatta tüm vücudu titrer. Kalbin çarpması ve kan dolaşımı hızlanır. Davranışların kontrol edilmesi zorlaşır. Bu sorun ileri düzeyde olursa, insan başkalarıyla göz göze gelemez; başı titrer, adeta beyni dış dünyadan kopmuş gibi olur. Korku anında insan kalbinde bir iç endişe akıntısı hisseder. İnsan bir an önce bu durumdan kurtulmak için o ortamdan uzaklaşmak, yapmak istediğini yapmaktan vazgeçmek zorunda kalır. Ayrıca endişe veya korku konuşmacının inandırıcılığı kaybetmesine yol açar.

Bazı insanlarda korku duygusu çok gelişmiştir. Sık sık duyulan bu endişeler gittikçe birbirlerini beslerler ve endişe edebilme yeteneği gelişir: İnsan en küçük bir sorundan bile endişe duymaya başlar. İleri düzeyde korku ve endişe, sinir sistemi için son derece tahrip edicidir.

Tüm başarılı konuşmacılar toplum önüne çıktıklarında mutlaka heyecanlanmışlardır. İstisnasız her insan korku ve endişeyi yenebilir. Ancak bunun için tüm inançlarını yeniden gözden geçirmeli ve bir dizi egzersiz yapılmalıdır. Aşağıda korkunun nedenleri tek tek açıklanmıştır. Bu nedenler varsa bunları yok etmek amacıyla bir sonraki bölümde yine bir dizi alıştırma hazırlanmıştır. Bu alıştırmaların bir kısmını yalnız başınıza gerçekleştirebilirsiniz. Ancak bunları toplum karşısında gerçekleştirirseniz daha hızlı başarırsınız.

KORKUNUN NEDENLERİ

Temel korku nedenleri arasında baskı dolu çocukluğu, sürekli yaşanan stres ve hastalıkları, sosyal olmayan bir iş ortamında uzun süre çalışmayı, başarısızlığa inanmayı, hafızanın zayıf kalmasını, söylenecek bir söz bulunamamasını sayabiliriz.

Baskı Dolu Çocukluk

Çocukluk ve gençlik döneminde aşırı aile otoritesi, baskı, şiddet, dayak gibi olaylar yaşanabilir. Normalin üzerine çıkarak belli bir süreklilikte devam ettiğinde bu durum kişinin psikolojisinde çok köklü bir içe dönüklük ve cesaretsizlik üretir. Baskı ve şiddet ortamında çocuk kendine güvenini kaybeder. Kişiliği bir yandan tepkici, diğer yandan başkalarına bağımlı gelişir. Sürekli aşağılanan çocuğun alt şuurunda başarısızlık imajı yerleşir. Bu imajı normal şarlar altında özel bir gayret göstermeksizin yok etmek mümkün değildir. eğer bir şekilde yerleşmiş olan aşırı heyecanlarınız varsa köklü değişikliklerle bunları yok etmelisiniz.

Sürekli Stres ve Hastalıklar

Ara sıra yaşanan, şiddetli de olsa, stres ve hastalıkların kalıcı bir olumsuz psikolojik etkisi yoktur. Hatta kısa süreli ve geçici olduklarında bunlar insanın yaşama sevincini ve heyecanını artırabilirler.

Ancak stres (ve stres üreten hastalıklar) hafif de olsa uzun süreli yaşanırsa şöyle bir gelişme olur: Kan dolaşım sistemine devamlı kortizol hormonu salgılanır. Bu salgılama vücudu kısa sürede çöplüğe dönüştürür. Stres vücudu germekte ve saldırıya hazır tutmaktadır. Dolaysıyla bu kirlilik uygun yöntemlerle temizlenmediğinde aşırı baskı altında kalan sinir sistemi yorulur. Bu yorgunluğun aralıksız devam etmesi halinde insan ölüme kadar gidebilir. Vücut bu durum karşısında otomatik bir tedbir alır. Beyin ile vücut arasındaki emir-komuta zinciri zayıflatılır. Çünkü kişi öyle bir düşünce alışkanlığına sahiptir ki bu düşünce gerginlik üretmekte ve vücudu tahrip etmektedir.

Bu durumda vücudu ölüme gitmekten kurtarmak için beyin bir anlamda vücudu uyuşturur, vücut gevşer ve rahatlar. Ama bu rahatlama aynı zamanda düşünce akışını da iyice tahrip eder. Bu süreçte düşünce akışı bloke olur, hatırlama iyice zayıflar, unutkanlık kendini gösterir, kişi iç sorunlarıyla iyice bunalır.

Tüm bunlar yine kişinin kendine güvenini sarsar, kişiyi insanlardan uzaklaştırır. Böylece korkunun başarısızlık, kendini suçlama, aşağılama gibi bir boyutu ortaya çıkar.
Ancak hastalıkların stres üretmesi insanın düşünce biçiminden kaynaklanır. İnsan eğer hastalığı kendisini olgunlaştıran bir fırsat olarak görürse, vücudu acı çekebilir, ama psikolojisi sağlam olacağından tahrip edici stresi yaşamayabilir.